| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Rektör Antikapitalistler ![]() | burjuva demokrasisi ve işçi demokrasisi .. Burjuva demokrasisinin özü ve biçimi Bilindiği üzere devlet bir sınıfın bir başka sınıf üzerindeki tahakküm aygıtıdır ve kapitalist düzende de devlet, burjuvazinin sömürülen kitleler üzerindeki diktatörlüğünün cisimleşmesidir. Fakat burjuva ideologları kitlelerin bilincini bulandırmak amacıyla devleti sınıflar üstü, “tarafsız” bir konuma yükseltirken, kendinden menkul bir diktatörlük kavramının karşısına da demokrasiyi koyarlar. Sanki demokrasinin kendisi de bir diktatörlük değilmiş gibi sunulur. Oysa demokrasi burjuva egemenliğinin bir ifadesi, onun bir siyasal biçimidir. Burjuva demokrasisi kuvvetler ayrılığı ilkesine göre şekillenir. Bu üç kuvvet, yasama –yani parlamento–, yürütme –yani hükümet– ve yargıdan –yani mahkemeler– müteşekkildir. Gerçekte kitlelerin bu kurumlar üzerinde hiçbir denetim hakkı yoktur. Fakat genel oy, seçme ve seçilme hakkı, her dört-beş yılda bir yinelenen seçimler kitlelerde “biz yönetiyoruz” yanılgısına yol açar. Oysa burjuva demokrasisinin en genel özelliği, kitleleri hiçbir şekilde yönetime katmama ve pasifleştirme üzerine kurulmuş olmasıdır. Tüm siyasal mekanizmalar bu amaçla oluşturulmuştur. Temsili demokrasi ilkesi bu mekanizmaların başında yer alır. Bu ilkeye göre, halk yığınları vekillerini seçerek parlamentoya gönderecek ve bunlar da güya halkı temsil edecektir! Lakin kitleler dört-beş yılda bir seçimlere katılıp “vekillerini” seçtikten sonra, hiçbir şekilde sürece dâhil edilmezler. Ne “seçtikleri” vekillerini geri çağırabilir, ne parlamentoda yapılan yasalara müdahale edebilir, ne de bu yasaların uygulanmasını denetleyebilirler. Öte yandan, yargı-mahkemeler, işçi-emekçi kitlelere parlamento kadar bile yakın değildir. Türkiye’de siyaset üzerinde belirleyici bir rolü olan Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve diğer mahkemelerin başkanları ve heyetleri kitlelerin seçimleriyle işbaşına gelmemekte, bürokratik bir şekilde atanmaktadırlar. Esasında aynı şey diğer devlet kurumları için de geçerlidir. Tüm bu kurumlarda yöneticiler halkın oyuyla değil, tepeden, bürokratik atama yoluyla göreve gelirler. Yani tüm devlet örgütlenmesi yığınların denetiminden uzaktır. Burjuva parlamenter demokrasi, halk yığınlarının her düzeyde siyasal yaşama katılmasına ve aşağıdan yukarıya devletin demokratik bir tarzda örgütlenmesine izin vermez. Ve gelişen her türlü demokratik kitle hareketini boğar. Burjuva devlet görünen ve görünmeyen kısmıyla, tüm bürokratik yapısıyla halk kitlelerinin üzerine çökerken, parlamenter demokrasi burjuvazinin diktatörlüğünü örten bir incir yaprağı işlevi görür. Fakat ne zamanki emekçi kitleler sistemi şu ya da bu şekilde zorlamaya başlarlar, işte o vakit incir yaprağı kalkar ve sistemin gerçek özü olan diktatörlük tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar. Türkiye’de Kürt halkı, devrimciler ve emekçi kitleler yıllardır devletin terörüne maruz kalıyorlar. Neredeyse polisin saldırmadığı bir miting ve yürüyüş yok gibidir. Şurası açık ki, bizimki gibi ülkelerin burjuva demokrasisinde toplantı ve basın özgürlüğü göstermeliktir; düzen tehlikeye girdiğinde göreli özgürlükler bile anında çöpe atılmaktadır. 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamak isteyen işçi kitlelerine burjuva devletin tüm hışmıyla saldırması ve İstanbul’da terör estirmesi, burjuva demokrasisinde toplantı özgürlüğü söyleminin ne kadar sahtekârca olduğunu bir kez daha doğrulamıştır. Kapitalist düzende gazeteler, radyolar, televizyonlar, internet gibi iletişim araçları burjuvazinin tekelindedir. Burjuvazi bu aygıtlar aracılığıyla emekçileri gece gündüz ideolojik bombardımana tâbi tutuyor. Özellikle yazılı ve görsel medya aracılığıyla gerçekler çarpıtılmakta ve toplum manipüle edilmektedir. İşçi-emekçi kitlelerin bu tür araçları kullanarak kendilerini ifade etmeleri ise bin bir türlü mekanizmayla engellenmektedir. Zor şartlarda ayakta durmaya çalışan demokrat, devrimci ve sosyalist basın, sürekli baskı altına alınarak kovuşturmalara uğramakta, susturulmaya çalışılmaktadır. Bununla birlikte, oluşturulan siyasal mekanizmalar aracılığıyla emekçi sınıfların seçimden yararlanmasının ve kendi adaylarını parlamentoya göndermesinin bile önüne geçilir. Seçim yasalarında yapılan –%10 barajı gibi– düzenlemeler, seçim bölgelerinin sınırlarının egemenlerin işine geldiği gibi belirlenmesi, temsilde orantısızlık, seçim çalışmalarında çıkartılan fiili engellerle emekçilerin sesi boğulur. Bu topraklarda benzeri yöntemlerle ve süreklileştirilmiş açık şiddetle Kürt halkının yıllardır parlamentoda kendini ifade etmesinin önüne geçilmesi, esasında burjuva demokrasisinin nasıl bir demokrasi olduğunun basit bir örneğidir. Ne var ki burjuvazi yine de “özgür”, “eşit” ve “genel” oya dayalı demokratik bir düzende yaşadığımızı dillendirmeyi pek seviyor. Ne büyük bir yalan! Nasıl oluyor da siyasal iktidarı ve üretim araçlarının özel mülkiyetini elinde tutan kapitalistler sınıfı ile tüm bu haklardan yoksun işçi sınıfı eşit olabiliyor? Çok açık ki, kapitalist düzende üretim araçlarıyla birlikte devlet de burjuvaziye aittir. Dolayısıyla bu düzende “eşitlik”, “özgürlük” ve “demokrasi” gibi kavramlar, üretim araçlarının özel mülkiyetinin burjuvaziye ait olduğu ve bununla birlikte siyasal iktidarın da ona ait olduğu gerçeğini gizlemeye yarar. Demokrasi oyunuyla hem bu gerçeğin üzeri örtülür hem de kitlelere burjuva egemenliği yeniden ve yeniden onaylatılarak emekçilerin sistem dışına çıkmasının önüne geçilir. Yani parlamenter demokrasi emekçi kitleleri siyasal yaşamın dışına atarken, siyaseti de profesyonel burjuva siyaset esnafına havale eder. Nitekim her dört-beş yılda bir, işçi-emekçi yığınların karşısına düzen partileri ve profesyonel siyasetçiler çıkartılmakta ve bir dahaki seçime kadar yığınlar unutulmaktadır. Bu profesyonel siyasetçiler türlü dalaverelerle, olmadık vaatlerle ve çoğu zaman oy satın almalarla işlerini yürütürler. Özetle kapitalist düzende emekçi yığınlar için eşitlik, her dört-beş yılda bir sandık başına gidip burjuvazinin şu ya da bu partisine veya profesyonel siyasetçisine oy vermek ve böylece “demokratik görevini” ifa etmektir. İşte burjuva eşitlik ve özgürlük! İşte burjuva demokrasisi! Bugüne kadar tüm burjuva demokrasileri, işçi-emekçi sınıflar için baskı, şiddet ve cezaevleri üretmiştir. İnsanlığı burjuva demokrasisinin dar çerçevesinden kurtararak siyasal ve toplumsal gericileşme ve çürümeye son verecek, halk kitlelerine derin bir nefes aldıracak şey, burjuvazinin korkulu rüyası olan işçi devrimleridir. alıntıdır .. parasız eğitim , parasız sağlık ve parasız aşk istiyoruz ! ![]() |
|
| Mesaja teşekkür eden: (4 Kişi) |
| | #2 |
| Rektör Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 8.352
Teşekkür etti: 6.477
Teşekkür edildi: 6.587
Forum Gücü: 63 Forum Puanı:15638 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bir yaşam biçimi: işçi demokrasisi Eski sömürülü toplumlarda (örneğin kölecilik ve feodalizmde) sömürü ekonomi dışı zor yöntemleriyle uygulanıyordu. Lakin kapitalist üretim tarzıyla birlikte işgücü bir meta haline geldi ve kapitalist, işçinin işgücünü satın alarak onun ürettiği artı-değere ekonomi dışı bir şiddet uygulamaya ihtiyaç duymaksızın doğrudan el koymaya başladı. (Ayrıntılı bir okuma için bkz: Elif Çağlı, Bonapartizmden Faşizme) Kapitalizmle birlikte ekonomi ile siyaset arasında göreli bir ayrışma yaşanırken, demokrasi de siyasal alanla sınırlı kaldı. İşçi sınıfı üretim sürecinin her aşamasında yer almasına ve tüm üretimi gerçekleştirmesine rağmen, üretimin ve ekonominin yönetiminde hiçbir söz hakkına sahip değildir. Buna son verecek ve yığınların her düzeyde yönetime katılmasının, gerçek ve doğrudan demokrasiye ulaşmasının yolunu açacak şey, bir işçi devrimidir. Devrimle birlikte, kitlelerin üzerine çöken bürokratik burjuva devlet makinesi parçalanır ve onun yerine işçi sınıfının öz-yönetim organları olan sovyetler/konseyler geçer. İşçi-emekçi kitleler öz-yönetim organları olan sovyetler üzerinden bizzat “devletin” kendisi haline gelirler. Siyasal iktidarın yönetimini eline geçiren işçi sınıfı, üretim araçlarını devletleştirerek kapitalist özel mülkiyete son verir ve böylece ekonominin yönetimi ve dolayısıyla kendi kaderi üzerinde gerçekten söz ve karar sahibi olur. Burjuva devlet yukarıdan aşağıya bürokratik bir tarzda örgütlenen ve toplumun üzerinde yükselen bir aygıtken, işçi sınıfının devleti, sovyetler, konseyler şeklinde örgütlenen ve tüm iktidarı kendi ellerine alan işçi yığınlarının ta kendisidir. İşçi devleti bir yarı-devlettir aslında. Bu “devlet”in oluşum sürecine işyeri, mahalle, il, ilçe ve ülke düzeyinde örgütlenmiş sovyetler/konseyler damgasını basar. İşçi iktidarı burjuva devlet aygıtını parçalayarak bürokratik yapıyı dağıtırken, tüm eski mevki ve makamlara ve ayrıcalıklara son verir. Ayrıcalıkları, apoletleri, rütbeleriyle birlikte sürekli ordu dağıtılıp yerine işçi milisleri geçirilirken, polis aygıtı da ortadan kaldırılır. Tüm sovyet görevlileri seçimle işbaşına gelir, sovyetlerde örgütlenmiş işçi kitlelerine karşı sorumlu olur ve istendiğinde görevden alınabilir. İşçi iktidarı, eski ayrıcalıkların geri dönmemesi için görevlilerinin ücretlerini ortalama işçi ücreti düzeyinde tutar. Kitlelerin her düzeyde siyasal yaşama katılması, belirleyici olması ve ayrıcalıkların ortadan kaldırılması, siyaseti profesyonel siyasetçilerin işi-mesleği olmaktan çıkartır. Böylece gerçek işçi iktidarı altında siyaset, kitlelerin günlük yaşamlarının bir parçası haline gelerek bir yaşam biçimine dönüşür. Görüldüğü gibi, işçi demokrasisinde kitleler sovyetler vasıtasıyla, aşağıdan yukarıya işçi devletinin demokratik örgütlenmesine katılmakla kalmazlar, her aşamada onu belirlerler de. İşçi demokrasisinin, kitlelere sadece yasama organını seçme hakkı veren ve diğer tüm yönetim süreçlerinin dışında tutan burjuva demokrasisinden üstünlüğü buradan kaynaklanır. İşçi demokrasisinin, burjuva demokrasisinden binlerce kat daha demokratik ve üstün olduğu gerçeği gerek Paris Komünü deneyimi gerekse 1917 Ekim Devrimiyle somut olarak doğrulanmıştır. Dünyada ilk kez, tüm emekçilere demokrasiyi proletarya iktidarı vermiştir. Emperyalist siyasal gericilik çağında emekçi kitleler için burjuva demokrasisinin bir kurtuluş olamayacağı yeterince açıktır. Kapitalizmin tarihsel bunalımı derinleştikçe burjuva demokrasisi daha da çürümekte ve kitleleri siyasal yaşamın dışına atarak alabildiğine pasifleştirmektedir. Burjuvazinin gerçek arzusu kitleleri hiçbir şekilde siyasal sürece dâhil etmeyen bir demokrasidir! Nitekim son yıllarda bir eğilim olarak yükseltilen ve diktatoryal yönetimlere kapı aralayan “başkanlık” sistemi bunun tezahürüdür. Savaşlarla ve proleter devrimlerle karakterize olan emperyalist çağın ani patlamalı dünyasında, burjuvazi, önemli kararlar almasını engelleyebilecek parlamentonun ayaklarına dolanmasını istememektedir. Örneğin, Türkiye ABD ile birlikte Irak’taki savaşa katılmak istediğinde, çeşitli basınçlar altında kalan parlamento 1 Mart tezkeresini geçirememişti. İşçi sınıfı kapitalizmin kendiliğinden çürüyerek yıkılmasını bekleyemez. Bir kez daha hatırlatmak gerekir ki, burjuva demokrasisinin sınırlarının darlığını veya göreli genişliğini belirleyen sınıf mücadelesinin düzeyidir. İşçi sınıfının örgütlü olduğu, mücadeleyi yükselttiği dönemlerde göreli demokratik kazanımların elde edilmesi ve fakat sınıf hareketinin geri çekildiği dönemlerde kazanılmış demokratik hakların kaybedilmesi bu temel gerçeği döne döne doğrulamaktadır. Bu nedenle işçi sınıfı anti-demokratik, faşizan yasaları geri püskürtmek, siyasal ve sendikal yasakları ortadan kaldırmak ve kendi diğer taleplerinin yanı sıra Kürt halkının da haklı taleplerinin yerine getirilmesini sağlamak için mücadeleyi yükseltmek zorundadır. Lenin’in önemle altını çizdiği gibi, demokrasi mücadelesi vermeyen işçi sınıfı sosyalizm için de mücadele vermeyecektir. Fakat demokrasi mücadelesini yükselten ve bu okulda olgunlaşan işçi sınıfı, kapitalizmin ölümünü hızlandıracak ve kendi iktidarına giden sürecin önünü açacaktır. parasız eğitim , parasız sağlık ve parasız aşk istiyoruz ! ![]() |
|
| Mesaja teşekkür eden: (4 Kişi) |
| | #3 |
| Doçent Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 2.491
Teşekkür etti: 2.783
Teşekkür edildi: 2.819
Forum Gücü: 103 Forum Puanı:44886 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Bilgilendirme için teşekkürler... Ayrıca arasıra hiç bir siyasal sisteme inanmadığımı beyan eden sözlerime kanıt gibi bir yazı gibi olmuş... Yazıya eklenebilecek bir şey yok..Ama burada sözü edilen işçi ve emekçi, kesiminin yalnız bırakıldığı konusuna halkın destek vermemesi çok büyük bir etkendir..Ve insanların vekilleri seçip bir daha onlardan haber alamaması biraz da vurdumduymazlıktır..mevcut sisteme alternatif hareketler konusunda Türk halkının pek yaratıcı olmadığını düşünüyorum..Mesela İngiltere de benzine zam olayını protesto etmek için halk benzin almamıştı..işe yürüyerek gidip gelmişlerdi..ve hükümet zammı geri almak zorunda kalmıştı..bu,bir kaç sene evvel olmıştu..sanırım Türk halkı rahatını bozmak istemiyor..emekçiye destek için ilgili kurumu ticari anlamda yalnız bırakın o zaman görürüz o sevgili siyasetçilerimizi..bu örnekler artırılabilir..türk telekomu protesto var bu ay..kimse 1 gün sabit telefon kullanmasın denildi.. Konu BigBang tarafından (03-03-08 Saat 02:00 ) de değiştirilmiştir.. |
|
| Mesaja teşekkür eden: (3 Kişi) |
| | #4 |
| Asistan ![]()
Mesajlar: 458
Teşekkür etti: 682
Teşekkür edildi: 578
Forum Gücü: 9 Forum Puanı:2665 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Halkın destek vermemesi siyasallaşmaması, örgütsüz kalması ve politik değil ; kaderci bir yaklaşımla olaylara ve yaşama bakmasından kaynaklanmaktadır. İnsanlar günü kurtarma ve bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığından ancak örgütlenerek, haklarını arama bilinci ile davranarak kurtulabilirler. İngiltere ve bir çok Avrupa ülkesinde insanlar örgütlü ve bir olaya veya bir zamma tepki gösterdiklerinde bilinçli davranabiliyorlar..Yasaların çoğu hak arama anlamında insandan yana..(Olumsuz pek çok özelliğinin yanı sıra) Biz henüz örgütlülüğün, geçmişte bize çok çok büyük acılar çektirdiği gerçeğinin izlerini üzerimizden atamadık.. KORKMA ONDAN BUNDAN NE ÖLÜMDEN NE HAYATTAN !... |
|
| | #5 |
| Rektör Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 8.352
Teşekkür etti: 6.477
Teşekkür edildi: 6.587
Forum Gücü: 63 Forum Puanı:15638 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Devlet Mülkiyeti ve Toplumsal Mülkiyet Aynı Şey Değildir # Her başarılı proleter devrimin ilk plandaki görevi olan, üretim araçlarını devletleştirme işlemi ulusal ölçekte başlamış olsa bile, üretim araçlarının mülkiyetinin toplumsallaşması uluslararası ölçekte gerçekleşebilir. Bir başka deyişle, proletarya diktatörlüğü döneminde devlet mülkiyeti, henüz gerçek anlamda toplumsal mülkiyet (yani tüm toplumun mülkiyeti) değildir. Devlet mülkiyeti burada da, tıpkı diğer sınıflı toplumlarda olduğu gibi egemen sınıfın (ama bu kez proletaryanın) fiili ortak mülkiyeti anlamına gelir. Proletaryanın devlet mülkiyeti toplumsal mülkiyete giden yolda önemli bir adımdır, ama sadece bir adımdır. # Üretim araçlarının mülkiyetinin herhangi bir dolayım olmaksızın, doğrudan toplumsallaşması, sınıfsız toplum düzenine ilişkin bir olgudur. Üretim araçlarının toplumsal karakterinin tam olarak kendini ortaya koyması, ancak proletarya diktatörlüğü döneminin tarihsel işlevini dünya ölçeğinde tüketmesiyle gerçekleşebilir. Bir başka deyişle, üretim araçlarının tüm dünya insanlarının hizmetine koşulacağı bir toplumsal düzenleme, ancak ve ancak dünya kapitalist sisteminin kesin olarak son bulduğu, ulusal sınırların ortadan kalktığı bir dünyada mümkün olabilir. # İşçi iktidarı altında sınıfsız topluma geçişe köprü oluşturabilmesi nedeniyle bir kazanım olarak değerlendirebileceğimiz “devlet mülkiyeti” asla kendi başına bir amaç oluşturamaz. Kapitalizm altında üretim araçları üzerindeki mülkiyetin biçimi –devlet ya da özel– sömürüye dayanan kapitalist üretim ilişkilerinde bir değişiklik yaratmaz ve işçi sınıfının bu ilişkileri sonlandırma mücadelesinde ona bir kolaylık, bir dayanak noktası sunmaz. Küçük-burjuva sosyalizminin “devletçilik” ve “devlet mülkiyeti” sorunundaki yanılgıları nice haklı eleştiriye konu olmuştur ve Marksizmin bu konuda küçük-burjuva sosyalizmine yönelttiği teorik eleştiriler her daim canlı tutulmalıdır. parasız eğitim , parasız sağlık ve parasız aşk istiyoruz ! ![]() |
|
| Mesaja teşekkür eden: | senay (19-04-08) |
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| |