Cevapla
 
Konu Seçenekleri
Eski 13-08-08, 20:31 Çevrimdışı   #1
Rektör
Düşünürler grubu
 
~sebofan_memo~ - ait Avatar
Genel Mesajlar: 7.094
Teşekkür etti: 3.404
Teşekkür edildi: 5.028
RepForum Gücü: 146
Forum Puanı:58198
~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz~sebofan_memo~ tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz
Cemil Meriç

Cemil Meriç


Cemil Meriç (d. 1916 - ö. 1987), Türk yazar ve düşünür. Gerçek ismi Hüseyin Cemil'dir.

12 Aralık 1916'da Hatay, Reyhanlı'da doğdu. Antakya Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan Hatay'a döndü. Bir süre ilkokul öğretmenliği ve nâhiye müdürlüğü, Tercüme Kalemi'nde reis muâvinliği yaptı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Elâzığ Lisesi'nde Fransızca öğretmenliği yaptı (1942-1945). İstanbul Üniversitesi yabancı diller okulunda okutman olarak çalıştı (1946). 1955'te görme yeteneğini kaybetti. Fakat öğrencilerinin yardımıyla çalışmalarını ölümüne kadar sürdürdü. 1974 senesinde İstanbul Üniversitesi'nden emekli oldu. 13 Haziran 1987 günü İstanbul'da vefât etti. Kızı Sosyoloji Prof. Ümit Meriç'tir.

Cemil Meriç'in ilk yazısı Hatay'da Yeni Gün Gazetesi'nde çıktı (1928). Sonra Yirminci Asır, Yeni İnsan, Hisar, Türk Edebiyâtı, Yeni Devir, Pınar, Doğuş ve Edebiyat dergilerinde yazılar yazdı. Cemil Meriç, gençlik yıllarında Fransızca'dan tercümeye başladı. Honoré de Balzac ve Victor Hugo'dan yaptığı tercümelerle kuvvetli bir mütercim olduğunu gösterdi. Batı medeniyetinin temelini araştırdı. Dil meseleleri üzerinde önemle durdu. Dilin, bir milletin özü olduğunu savundu. Sansüre ve anarşik edebiyata karşı bir yazar ve düşünür olarak tanınmaktadır.

Cemil Meriç'in eserlerinde toprağından kopan insanın trajedisi ve kendini bulma çabasının yanı sıra, Türk aydınlarının düştüğü amansız açmaz da bütün çıplaklığıyla gözler önüne serilir.



Yaşam Kronolojisi


1916 12 Aralık günü Hatay'ın Reyhanlı kazasında dünyaya gelir. İki de ablası vardır: Zehra ve Nadide. Ailesi Yunanistan göçmenidir.

1920 Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllarla 1936 arası, Suriye Fransa'nın mandası altındadır. Misak-ı Milli dışında bırakılan Hatay'da da Fransa muhtar bir idare kurmuştur: Bağımsız İskenderun Sancağı.

1923 Babasının memuriyetten ayrılması üzerine Reyhanlı'ya dönerler. Aynı yıl Reyhanlı Rüştiyesi'nde okula başlar. Bu ilkokulda, üçüncü sınıftan itibaren Fransızca dersleri de okutmaktadır.

1928 İlkokulu bitirir, elindeki diplomanın adı: "Certificat d'études primaires"dir. Aynı yıl Antakya'ya gider ve Antakya Sultanîsi'nde ortaokula başlar. Eğitim Fransız kültürü ağırlıklıdır.

1933
Çalışkan bir öğrenci olmasına rağmen cebirden ikmale kalır, gözleri zayıftır ve sınıftaki tahtayı iyi görmemektedir, altı numara miyobu olduğu anlaşılır. Aynı yıl, yerel Yenigün gazetesinde ilk yazısı yayımlanır: "Geç kalmış bir muhasebe"

1936 İstanbul'a gelir. Üniversiteye giremez. Bir süre pertevniyal lisesi 12. sınıfına devam eder. Hocaları, felsefede İhsan Kongar, tarihte Resat Ekrem Koçu, edebiyatta Keyise İdali, Fransızca'da Nurullah Ataç'tır. Kumkapı ve kadırga talebe yurtlarında kalır. Nazım Hikmet ve Kerem Sadi ile tanışır. Onlar için kendi imzasını kullanmadan iki kitap çevirir Türkçe'ye: Gaston Jèze'in maliye ile ilgili 400 sayfalık bir kitabı ile Stalin'in "Pratik ve Teori" adlı kitabı. Bu kitaplar için herhangi bir ücret almamıştır.

1937
Mayıs ayında vapurla İskenderun'a döner

1938
Hatay Reyhanlı'ya dönüp Batı Ayrancı köyünde ilkokul öğretmenliğine başlar. Türk Hava Kurumu'nda sekreterlik, ^belediye'de katiplik gibi geçici görevlerde de bulunur.

1939 Nisan ayında tevkif edilir, üç yüz kadar kitabına ve dergi koleksiyonlarına el konur. Antakya'ya götürülür, Hatay hükümetini devirmek suçundan idam talebiyle yargılanır, iki ay sonra beraat eder. Aynı yıl 29 Haziran'da Hatay Türkiye'ye katılır.

1940 Tekrar İstanbul'a gider.

1941 İstanbul'daki ilk yazısı "İnsan" dergisinde yayımlanır: "Honoré de Balzac"

1942 İkinci Dünya Savaşı yüzünden Yabanci Diller Okulu öğrencileri Avrupa'ya gönderilemez, mecburi hizmeti vardır, kurada şansına Elazığ çıkar. Buraya gitmeden az önce tarih ve coğrafya ögretmeni olan Fevziye Menteşoğlu ile tanışır ve 19 Mart günü evlenir, eşi İstanbul'ludur. Aynı yıl, Haziran ayında babası ölür. Aynı yıl, 29 Ekim'de Elazığ Lisesi'nde Fransızca öğretmenliğine başlar.

1942-1943 "Ayın Bibliyografyası" adlı dergide tercüme tenkitleri yayımlanır.

1943 İlk çeviri kitabi yayımlanır, "Altın Gözlü Kız", Balzac, (Üniversite Kitabevi), 189 sayfalık kitabın 74 sayfası Balzac'la ilgili bir incelemenin yer aldığı önsözdür.

1945 Elazığ'daki stajyer ögretmenlik görevinden, iki sene dört ay sonra ayrılır. Eşinin Elazığ'a tayini çıkmadığı gibi, aile burada iki de çocuk kaybetmiştir. Ancak İstanbul'da doğum yapabileceğinin anlaşılması üzerine İstanbul'a gidilir. Tıp Fakültesi'nden gözlerinin yorgun olması nedeniyle aldığı rapora rağmen bakanlıkça izinli de sayılmayınca istifa eder. Aynı yıl, 1 Nisan'da bir oğlu dünyaya gelir, ismini Mahmut Ali koyar. Aynı yıl, Balzac'dan iki çevirisi çıkar: "Otuzundaki Kadın" (A. Bolat Yayınevi, 168 sayfa) ve "Onüçlerin Romanı (Ferragus)" (Yüksel Yayınevi), 157 sayfanın 28 sayfası önsözdür.

1946 16 Aralık, bir kızı gelir dünyaya: Ümit. Aynı yıl bir çevirisi daha basılır, Balzac'tan: "Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti" (İnkilap Yayınevi), 471 sayfa, 17 sayfalık bir önsöz. Aynı yıl, Aralık ayının son günlerinde sınavla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Fransızca okutmanı olur.

1947 Bir yıl kadar "Yirminci Asır" dergisinde yazar. 1947-1953 yılları arasında makale yazmaya ara vermiş gibidir. 1953'te aynı dergide birkaç makalesi daha yayımlanacaktır.

1948 Victor Hugo'nun "Hernani" adlı piyesinin manzum olarak tercümesi Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kendisine verilir.

1951 İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne doktora ögrencisi olarak kaydolur.

1952-1953 İstanbul Işık Lisesi'ne Fransızca öğretmeni olur.

1954 Gözlerini tamamen kaybeder.

1956 Aralık ayında "Hernani" çevirisi, Maarif Vekaleti'nin "Klasikler" dizisi arasında yayımlanır.

1959 Victor Hugo'nun "Sefiller" adlı eserini Türkçe'ye çevirmesi bakanlıkça uygun görülür.

1964 Bir yıl kadar bastırılamayan "Hint Edebiyatı", sonunda yayımlanır (Dönem Yayınları, 266 s.).

1965 Uzun aradan sonra ilk kez "Dönem" ve "Çağrı" dergilerinde makaleleri çıkar.

1966 Victor Hugo'dan, Mahmut Sait Kılıççı ile beraber manzum olarak çevirdiği "Marion de Lorme" basılır (M.E.B. Yayınları, 192 s.). Aynı yıl, Hugo'dan yapmış olduğu "Hernani" çevirisi ikinci kez basılır (M.E.B. Yayınları, 184 s.).

1967 Makale yazmayı "Yeni İnsan" ve "Hisar" dergilerinde sürdürür. "Hisar"daki yazıları aralıklarla da olsa on yılı aşkın bir süre devam edecektir. "Saint-Simon: İlk Sosyolog, İlk Sosyalist" bu yıl basılır. (Çan Yayınları, 143 s.). Aynı yıl, A. Meillet ile M. Lejeune'ün Encyclopédie Française'deki bir yazısını "Dillerin Yapısı ve Gelişmesi" başlığı altında, talebesi Berke Vardar ile Türkçe'ye çevirirler. (Dönem Yayınları, 86 s.).

1969 "Sosyalizm ve Sosyoloji Tarihinde Pierre Joseph Proudhon" adlı bir çalışması Fakülteler Matbaası'nda basılır. (Türkiye Harsi ve İctimai Araştırmalar Derneği, sayı 101, 23 s.).

1970 İ.Ü.E.F. Sosyoloji dergisinde 1968 yılında çıkan "İdeoloji" ile ilgili bir başka çalışması (sayı 21-22), bir kitapçık halinde yayımlanır (Fakülteler Matbaası, 23 s.).

1973 Balzac'tan çevirmiş olduğu "Kibar Fahişelerin İhtişam ve Sefaleti" adlı eser, ikinci defa, "İhtisam ve Sefalet (Vautrin)" adıyla gözden geçirilip basılır (Ötüken Yayınevi, 543 s.).

1974 "Bu Ülke" yayımlanır (Ötüken Yayınevi, 170 s.). "Umrandan Uygarlığa" adlı eseri de bu yıl basılır (Ötüken Yayinevi, 371 s.) ve Türkiye Milli Kültür Vakfı'ndan "fikir dalında" ödül alır. Aynı yıldan itibaren "Türk Edebiyatı", "Kubbealtı Akademi" ve "Orta Doğu" gazetesinde yazıları çıkmaya başlar.

1976 "Hint Edebiyatı" adlı eserı, "Hint ve Batı" başlıklı bir bölümün de eklenmesiyle "Bir Dünyanın Eşiğinde" adıyla ikinci kez basılır (Ötüken Yayınevi, 344 s.).

1978 Aynı yıl Mart ayında TRT televizyonun birinci kanalında roman üzerine bir söyleşisi yayımlanır.

1980 "Kırk Ambar" basılır (Ötüken Yayınevi, 487 s.). Aynı yıl eser, Türkiye Milli Kültür Vakfı Ödülü'ne layık görülür. Uriel Heyd'den "Ziya Gökalp, Türk Milliyetçiliğinin Temelleri" isimli kitabı çevirir (Sebil Yayınevi, 134 s.). "Milli Eğitim ve Kültür" dergisinde ve "Yeni Devir" gazetesinde makaleleri yayımlanmaktadır.

1981 "Bir Facianın Hikayesi" Ankara'da bir yayınevi tarafından basılır (Ümran Yayınları, 167 s.). Thornton Wilder'in "Köprüden Düşenler" adlı kitabını Lamia Çataloğlu ile birlikte İngilizce'den Türkçe'ye çevirirler (Tur Yayınları, 112 s.). Aynı yıl, Ankara Yazarlar Birliği Derneği tarafından "yılın yazarı" seçilir.

1982 Kayseri Sanatçılar Derneği'nden, inceleme dalında bir ödül alır. Aynı yıl, 15 Ocak Nişantaşı Akademi Kitabevi'nde bir imza günü düzenlenir. İlk kez okuyucusuyla buluşur. Aynı yıl, 30 Ocak'ta "Cemil Meriç'le Türk kültüründeki değişmeler hakkında bir söyleşi" başlığını taşıyan bir televizyon programına katılır.

1983 Maxime Rodinson'un "Batıyı Büyüleyen İslam" adlı eserini dilimize kazandırır (Pınar Yayınları, 233 s.). Aynı yıl İletişim Yayınları'nın çıkardığı "Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi"'ne makaleler yazar. 7 Mart günü 41 yıllık bir beraberlikten sonra eşini kaybeder. Aynı yıl TÜYAP Kitap Fuarı'nda kitaplarını imzalar.

1984 "Işık Dogudan Gelir" adlı kitabı yayımlanır (Pınar Yayınları, 233 s.). Aynı yılın Ağustos ayında bir beyin kanaması geçirir: sol hemipleji sonucu sol tarafına felç iner. Cerrahpaşa Hastanesi'nde üç ay süren bir tedaviden sonra taburcu olur.

1985 "Kültürden İrfana" adlı eseri İnsan Yayınları arasında çıkar (405 s.). Aynı yayıneviyle bütün eserlerinin basılması konusunda imzalanan sözleşmeye rağmen diğer eserleri basılmaz.

1986
İletişim Yayınları'nın bu kez de "Tanzimattan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi"nde makaleleri yer alır.

1987 13 Haziran günü, kendisini yatağa mahkum eden uzunca bir hastalıktan sonra, 71 yaşında hayata gözlerini yumar. Karacaahmet mezarlığına eşinin yanına defnedilir. (Ada 8, No 890). Aynı yıl, ölümünden bir ay kadar önce, televizyonun birinci, kanalında, TRT tarafından hazırlatılan: "Sanatımızdan Portreler: Cemil Meriç" adlı bir belgesel yayımlanır. Ölümü üzerine aynı belgesel bir kere daha ekrana gelecektir. Aynı yıl, Dönemli Yayıncılık'la Cemil Meriç'in varisleri arasında, bütün eserlerinin basılması konusunda bir sözleşme imzalanır, iki eserinin yayına hazırlanıp baskıya verilmesi aşamasında, yayınevinin kapanması üzerine bu girişim sonuçsuz kalır.

1991 Dördüncü Ölüm yıldönümü dolayısıyla, Hatay Kültür Müdürlüğü ve İLESAM tarafından Antakya'da, "Türk Fikir Hayatında Cemil Meriç'in Yeri" konulu bir panel düzenlenir. Paneldeki konuşmalar, Mehmet Tekin tarafından "Cemil Meriç: Şair, filozof, yazar" adını taşıyan bir kitapçıkta toplanır (Antakya, 94 s.).

1992 Ocak ayında, Cemil Meriç'in bütün eserlerinin bir Külliyet halinde basılması konusunda, İletişim Yayınları ile Cemil Meriç'in varisleri olan çocukları arasında bir nesir sözleşmesi düzenlenir. Bu sözleşmeye göre, Cemil Meriç'in basılmış bütün telif eserleri, basılmamış "Jurnal" ve "Mektuplar"ı, çeviri eserleri ve yine basılmamış ders notları,konferansları, diğer yazıları yayınevince yayımlanacaktır. Cemil Meriç'in beşinci ölüm yıldönümünde "İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Öğrenci Kültür Merkezi Edebiyat Kulübü" tarafından bir anma günü düzenlenir.



Başlıca Eserleri


İNCELEME KİTAPLARI: Hind Edebiyatı (1964), Saint Simon İlk Sosyolog, İlk Sosyalist (1967), Bu Ülke (1974) Umrândan Uygarlığa (1974), Bir Dünyanın Eşiğinde (1976), Işık Doğudan Gelir (1984), Kültürden İrfana (1985)

DENEME KİTAPLARI:
Mağaradakiler (1978), Bu Ülke (1985)

GÜNLÜK: Jurnal (1992)

DİĞER KİTAPLARI:
Kırk Ambar (1980), Bir Facianın Hikayesi (1981), Sosyoloji Notları ve Konferanslar (1993)


Ödülleri


Umrandan Uygarlığa (1974) (Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü)

Kırk Ambar (1983) (Türkiye Millî Kültür Vakfı ödülü, Ankara Yazarlar Birliği Derneği'nin Yılın Yazarı ödülü)

Kültürden İrfana (Türkiye Yazarlar Birliği Yılın Fikir Eserleri ödül


Hayatının sonuna yaklaşmış bir insan olarak,
zaten çoktan beri kaybettiğim yaşama sevincini,
bu sınıflar üstü hakikatlerin taharrisinde buluyorum.
Bu itibarla, mezarların ötesinden seslenir gibi seslenebilirim çağıma,
daha doğrusu ülkeme. Ama okunur muyum, sesim duyulur mu?
Meşhur bir adam da değilim, kalabalığın benimsediği edebi bir nevi de
temsil etmiyorum. Ne romancıyım, ne şair, ne tarihçi.
Sadece dürüstüm, çok okudum, çok düşündüm.
Beşeri ihtiraslardan uzaklaşmışım: Bütün bu vasıflar bir düşünce adamının hamurunu yapar..


Cemil Meriç


“Rıza Tevfik’e bir şiir vermiştim, beğenmemiş. Masasının üstüne koymuş. Pencereden gelen cereyanla şiir uçmuş. Ali İlmi Fani Bey’e; “Çocuğun şiirini de uçurduk, ne diyeceğiz?” demiş.”

Cemil Meriç 25 Kasım 1976

Cemil Meriç son asrın büyük mütefekkirlerinden biri. Düşünce hayatımıza büyük etkileri olan bir münekkit ve mütercim de aynı zamanda. Bir ilim adamı, bir yazı ustası, bir kitap dostu o. Hocası Tarık Mümtaz’ın da dediği gibi nazım, nesir ve ilimde hangi tarafa dönerse dönsün kendini gösterecek bir değer, kanıtlayacak bir yetenek. Keskin bir zeka, kuvvetli bir hafıza, yüksek bir idrak ve ifade gücüyle yazarlar semasında parlayan bir yıldız Cemil Meriç. Yapmış olduğu çalışmalara bakılırsa bu övgüleri kesinlikle hakediyor. Ve şimdi biz onun belki çok da gün yüzünde olmayan şiir macerasından kesitler sunacağız.

Meriç’in yazı serüveni şiirle başlıyor. Birçok yazarda olduğu gibi lise yıllarından itibaren şiirler yazıyor. Öyle ki, şimdiye kadar yazmış olduğu şiirlerin sayısı 1500’ü buluyor. Buna rağmen kendine “şair” demiyor ve şiirden kaçıyor adeta. Bir kısım şiirleri muhtelif dergilerde yayınlanan Cemil Meriç, bir kısmını da yakınlarına ulaştırıyor belli zaman aralıklarında. Ancak şiire tüm bu düşkünlüğüne rağmen “Şiirin devri geçmiştir” diyerek, şiir yazmaktan kaçmayı “utanmak” olarak niteleyerek, bunu bir günah sayarcasına şairler kervanında bulunmaktan imtina ediyor. Şiiri milletlerin çocukluk dili olarak tanımlıyor Cemil Meriç, olgunlaşmış medeniyetlerin kendini en güçlü anlamda “nesir” ile ifade edebileceğini düşündüğünden dolayı nazım sahasından nesir sahasına doğru geçiş yapıyor.

Meriç’in böyle bir yöneliş sergilemesindeki temel gerekçe şuydu aslında: Ona göre bir şair “ben” diyen adamdı, ama o “biz” demek istiyordu. Şiirden düşünceye kaçtığını ifade ediyordu, yani fertten cemiyete. Gerçek manada toplum için bir şeyler yapmak inancında olduğu için bu kaçışı tercih etmişti aslında. Buna rağmen 1979’da kendisi için verdiği hüküm şöyleydi: “Cemil Meriç: Şiirden kaçmaya çalışan, fakat bir türlü kurtulamayan düşünce adamı.”

Nitekim 1977’de Pınar dergisine verdiği yazısının başlığı “Şiirden Düşünceye” ismini taşıyordu. Yani şiirin büyülü üslubunu korumak şartıyla nesir dünyasında kendine yer bulmak denemesiydi bu. Şiirden kaçışını “kendinden uzaklaşmak” olarak ifadelendiriyordu. Kendini yalnız hissetmemek adına kendini unutmayı seçiyordu “ben”den “biz”e geçerek.

“Nesri şiir haline getirmeye çalıştım” diyerek şiir gibi yazılar yazdı Cemil Meriç. Ne sırf nazımdı yazdıkları, ne de sırf nesir. Mısra ile cümleden mürekkep melez bir türdü yazdıklarını tanımlayan. “Nazım, ifadenin çocukluğudur, sevimli ve serkeş. Nesir daha girift, daha kamil bir nazım, bütün nazımları kucaklayan bir orkestra” diyerek tıpkı Balzac’ın romanlarını okuduktan sonra roman yazmayı “küstahlık” saydığı gibi büyük şairleri okuduktan sonra onlar gibi olamayacağını hissettiği için şiirden kaçmıştı. Victor Hugo’nun şiirleri başta olmak üzre yaptığı şiir tercümeleri bunun tam bir kaçış olmadığını göstermektedir.

Hugo’nun eserlerini çevirmek için yıllarını harcayan Cemil Meriç, zamanla onun ateşli bir savunucusu olmuştur. Okul yıllarında başlayan Hugo sevgisi onda ifrat halini almıştı adeta. Öyle ki, bu uğurda devrin yazar ve şairleriyle polemiklere girmekten çekinmemiştir. Kendisi de edebiyata “münekkit” olarak başlayan Meriç, son dönem Türkiye’sinde ciddi anlamda ilk tercüme tenkitlerini vermiştir. Garip akımının en meşhur temsilcisi Orhan Veli’nin Hugo’ya yönelik birkaç eleştirel cümlesinden hareketle biraz da insafın sınırlarını zorlayarak polemiklere girmiş ve bir Hugo-perver olduğunu ispatlarcasında kaleme almıştır bu yazılarını.

Meriç’in tercüme dünyasına baktığımızda romanda Balzac’ın ve şiirde Hugo’nun eserlerini Türkçe’ye aktarmak konusundaki gayretini ve titizliğini görmemek mümkün değildir. Bunu kendine verilmiş bir vazife sayarcasına, yapmış olduğu tercümelerin gerekçesini de “Fransız kültürünü Türkçe’ye aktarmak” olarak açıklamıştır.

1960’lı yılların başında hayatın da edebiyatın da dışında kaldığına inandı Cemil Meriç. Gözleri kör olmuştu, karanlığın kapılarını açılmıştı bir daha kapanmamak üzre. Şöyle diyordu: “Unutmak ve unutturmak. Ben alışamadım körlüğe. Bu kelime telaffuz edildikçe büyük bir kabahat işlemişim gibi yüzüm kızarıyor. Gözlerimi göstermek istemiyorum.” Ve göstermedi de. İlacı kendinden uzaklaşmakta buldu. Şu sözleri ile bunu açıkça ortaya koyuyordu: “Bir yerde kendinden uzaklaşmak lazım. Kendine döndükçe ‘ben’ azar. Bütün kaygılar insanın bir ihtiyacına cevap veriyor. Kendinden uzaklaşmak, kendine olan ilgisini azaltmak…”

Kendisinin bizi inandırmaya çalışmaya gibi, gerçekte şiirden kaçmaya çalışan, ama bir türlü kurtulamayan bir düşünce adamının değil, aksine şiiri semalara kanatlanmasına karşın, şiiriyeti nesrin toprağına düşmüş mağdur, mükedder ve mahzun bir çocuğun hikayesidir anlatılan…




Selam doğru yolda gidenleredir


Sevgilim, kapımı çaldı aydınlık,
Baygın gözlerimi aldı aydınlık,
İçimde tıkandı, kaldı aydınlık,
Bu aydınlık beni boğmak üzeredir.

1923 NFK
Başarılar gelir geçer asaletin bize yeter
  Alıntı ile Cevapla
Eski 13-08-08, 20:41 Çevrimdışı   #2
Yard. Doçent
 
Olimbera - ait Avatar
Genel Mesajlar: 1.604
Teşekkür etti: 1.096
Teşekkür edildi: 1.189
RepForum Gücü: 25
Forum Puanı:7137
Olimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmışOlimbera yememiş içmemiş konu açmış
'-izm' ler insan aklına giydirilmis deli gomlekleridir '' sozunu soylemis kisi.
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Seçenekleri

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Powered by vBulletin Copyright © 2000-2008 Jelsoft Enterprises Limited.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
http://www.zamansiz.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:10 .