| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Entelektüeller de Değişir Entelektüel öz saygıdan ileri gelen bazı ufak tefek kendini beğenmişlikleri olsa da… Böyle bitiyordu… Bu sözü ilk defa duyduğumda bir an dona kaldığımı hatırlıyorum yıllar öncesinde… Ne demek “entelektüel öz saygı”… Bir insan hem entelektüel olacak, hem de öz saygısı olacak? Entelektüel? Öz saygı? Gidip gelmiş, karmakarışık olmuştum… Hala daha bu sözün derinliğine inmeli diye düşünürüm. Nedendir bilinmez, daha önemli şeylere mi kafa yorar beynim ya da hakikaten kayda değer bir söz değil midir? Üstünde pek durduğum yok aradan geçen bunca zamana kadar…Hiç kayda değer bir şey bile olsa bu sözü hem hatırlayıp seveceğim galiba…En azından; “entelektüel” nedir? Ne yer? Ne içer? Niye kendine saygı duyar? Entelektüel olmayanlar kendinden nefret mi eder? Nefret etmeyenler entelektüel olmadıklarını bilmediğinden mi böyledir? Her entelektüelin bir “öz saygısı” var mıdır? “Öz saygı” öz suyu gibi bir şey midir? Peki “öz suyu nedir? Diye uzayan soruları bana sordurduğu için seviyorum… Kafa karıştırıyor… “Hadi oradan… Bildiğin basit çok basit bir söz, sözün kafa karıştırdığı falan yok, olsa olsa senin kafan karışıktır” dediğinizi hisseder gibiyim… (bu da nasıl oluyorsa –hisseder gibi olmak; hissetmekle hissetmemek arasında bir şey olsa gerek-)Yukarıdaki sözün anlamını irdelemeye burada büyük bir parantez açalım, sona doğru devam etme düşüncesiyle; Entelektüel; nam-ı diğer ENTEL… Nedir? En baştan başlayalım, herkes için birinci başvuru kaynağı olduğunu düşündüğüm, beynimizde çoğu şeyi biraz daha somutlaştıran, TDK Sözlüğüne bakalım ilkin;Entelektüel: bilim, teknik ve kültürün, değişik dallarında özel öğrenim görmüş (kimse), aydın, münevver… Bunun haricinde; Aydın, alim, filozof, hakikat arayışçısı, düşünür, direnişçi, yol gösterici, dünyayı değiştirici gibi özellikleri de içinde barındırabilen, bu sıfatlarla iç içe olan bir kavram diyebiliriz… Peki ENTEL ne ola? (Bunun içinde argo sözlüğüne ihtiyacımız olacak galiba)ENTEL güzide insanımızın bir kesime ithafen yaptığı bir yakıştırma/aşağılama/uyarlama… İnsanların gözünde “elinde piposu, diğer elinde kitabı, gözlüğü olan kişi” algılaması bir çırpıda da uyansa böyle bir tek tip bir insana benzer ama sürekli ötekileştirdiğimiz bir mahlûk düşüncesi ne kadar doğrudur, tartışılır. Gerçek entelektüellerin de bu tip yakıştırmaları taktığı söylenemez herhalde, onların böyle bir derdi olmasa gerek, insanlar onlar hakkında ne düşünüyor ise düşünsünler onların daha gerekli, daha ulvi, daha amaçsal, daha spesifik konulara kafa yorma/takma ile mesailerini geçiriyorlar… (Farkında olmadan yukarıdaki sözün ne anlama geldiğini bulduk galiba…) Bunun yanında, yukarıdaki yakıştırma entelektüel gözükmek adına “entel” gibi davrananların ise gerçekten etraflarında bu şekilde anılmak hoşuna gidiyor ya da amaçları zaten bu şekilde anılmak olduğu için bundan bu bir aşağılama gibi de yapılsa rahatsızlık duymuyorlar… ENTELEKTÜEL - PARA – GÜÇ İLİŞKİLERİ Alev Alatlı’nın deyimiyle “Batının akademik paradigmalarını sorgulayan ve kadim felsefeciler geleneğinde “düşünce ekolü” yaratmış olan bir deha” olan Filistinli, profesör, gerçek bir entelektüel Edward W. Said’in konumuzla da aynı adı taşıyan kitabındaki tespitleri gayet doğru ve ilgi çekici. Said; entelektüel insanı öyle muazzam bir yere oturtuyor ki; “entelektüelin özgürleşmeyle, aydınlanma ile bağlantılı olması gerektiğini, entelektüel ile profesyonalizm arasındaki ince çizginin sınırlarını” anlatımından çıkarabiliyoruz. Öyle ki “Entelektüelin tek dayanağı ödünsüz düşünce ve ifade özgürlüğüdür: Bu özgürlüğü savunma hattını gevşetmek veya dayandığı temellerden herhangi birinin kurcalanmasına göz yummak entelektüelin işine ihanet etmesi demektir.”Said’in bu denli keskin görüşleri karşısında günümüzdeki entelektüel insanların profiline baktığımızda büyük farklar gördüğümüz aşikâr… Zira entelektüellerimiz, bu yaşam felsefesini/tarzını “para aracı” olarak gören, “profesyonelleşmiş entelektüellerimiz”in sayısı da giderek artmakta… Para için, iktidar, güç için yine bu çevreler için ellerinden geleni yapmaya kalkan, entelektüel geçmişlerini ve birikimlerini bu çevrelerin hizmetine açan ve bağımsız olmayan basında ve çeşitli mecralarda “entelektüel kaygılarını” dillendirdiği izlenimi verenlerin ne kadar entelektüel olduğu ne kadar entelektüel öz saygılarının olduğu elbette tartışmalıdır… “Entellektüelin temsil ettiği şey heykelimsi bir put değil, bireysel bir iş, bir enerji, kendi dili ve toplumu içinde bir dizi meseleyi bir taraf alarak, net ve açık bir biçimde kendisine dert edinen inatçı bir güçtür ki; bu meselelerin hepsi de son kertede aydınlanma ve özgürleşmeyle, yani özgürlükle bağlantılıdır.”(Edward Said, Entelektüel, Ayrıntı Yayınları, s:89) John Swinton’un bu konudaki demeci ise gerçekten kan dondurucu… “Bizler entelektüel fahişeleriz” başlığındaki yazı özelikle ABD’de ve bu tarz kapitalist toplumlarda entelektüel çevrenin ne denli evrim değiştirdiğinin bir kanıtı gibi… BİZLER ENTELEKTÜEL FAHİŞELERİZ... “ Dünya tarihinin şu anına dek, ‘Amerika’da bağımsız basın’ diye bir şey var olmamıştır. Bunu siz de biliyorsunuz ben de… Hiç biriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın basılmayacağını önceden bilirsiniz çünkü. Çalıştığım gazetede bana düşüncelerimi açıkça yazmak için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücretler alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokaklarda başka iş arıyor olacaktır. Gazetemin her hangi bir sayısında gerçek düşüncelerimi yayınlamaya kalksaydım, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz ben de…Öyleyse şimdi burada, ‘bağımsız özgür basının’ şerefine kadeh kaldırmak saçmalığı da nereden çıktı? Bizler sahnenin arkasındaki zengin adamların oyuncakları, kullarıyız. Bizler ipleri çekilince zıplayan oyuncak kuklalarız. Yeteneklerimiz, olanaklarımız ve yaşamlarımız, hepsi başkasının malı. Bizler entelektüel fahişeleriz…” John Swinton Paranın uysallaştırdığı bu tarz bir entelektüellerin yazının en başında bahsettiğim “öz saygı”dan bir haberleri var mıdır bilemem ama benim bildiğim “öz saygı”dan o sözde bunun kast edilmediği… Daha etik, daha üstün ve ahlaki bir tavır galiba bizim entelektüelde görmek istediğimiz… Fakat her şey gibi giderek metalaşan bu dünyada bunu da olağan karşılamamız mı gerekiyor acaba? Yunus Pektaş |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Rock 'n Roll (03-04-08) |
| | #2 |
| Cezalı Üye
Mesajlar: 151
Teşekkür etti: 39
Teşekkür edildi: 119
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:2931 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Entellüekteller çevre geniş bir mezradır, bahsim yazıda vurgusu edilen basın konseyine ayrılmış olacaktır. Ülkemiz entellektüel kesimin hal ve hareketleri açısından bir eleştiriye tabi tutulması son derece olağan bir durum, yanında bulundurduğu gazate için bile entel sıfatına nail olabilmiş kimseler barındıran bir önyargı anlayışımız var iken bu kimseleri görünüşleri ve mimikleri sebebiyle aşağılayacak olmamız sütün beyazlığı kadar nettir. Sözünü etmek istediğim diğer nokta ise Aydın basının satılmışlığından edilen bahistir. Ülkemiz aydınlarının büyük çoğunluğunun kendi değer yargılarınca bu ülke için hizmet ettiklerine inanıyor ve her düşünceden bu anlayıştaki her aydın kimseye saygı duyuyorum. |
|
| Mesaja teşekkür eden: | And (03-04-08) |
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| |