| |
| |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Rektör ![]() | Fransa ve Türkiye karşılıklı jestler yapmalı NTV-MSNBC Güncelleme: 17:01 TSİ 01 Temmuz 2008 Salı PARİS - Fransa bugünden itibaren AB dönem başkanlığını devralıyor. Fransa cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin Türkiye özel temsilcisi Pierre Lellouche, bu çerçevede Türk-Fransız ilişkilerini ilk kez NTV’ye değerlendirdi. Lellouche, ilişkilerin düzelmesi için Fransa ve Türkiye’nin karşılıklı olarak birbirlerine jestler yapmalarının gerektiğini söylüyor. Türkiye’nin Fransız şirketlerine uyguladığı gizli “ambargo” ile hava koridorunu ve limanlarını Fransız silahlı kuvvetlerine kapatmış olmasının Fransa’yı olumsuz etkilediğini gizlemiyor. Laiklik ve kadın hakları konularının Fransa için özel öneme sahip olduğunu belirtmekle birlikte, AK Parti hakkındaki olası bir kapatma kararı konusunda çekincelerini dile getiriyor. Haberin devamı Neden bazı Fransız milletvekilleri Fransız Anayasasına gelecekteki AB üyelikleri için yüzde 5 kriteri koymaya gerek duydular? Bu düzenleme, hem gereksiz hem de Türkiye ile ilişkilerimiz açısından sıkıntılı. Buna karşı çok mücadele ettim. Senato’nun meclisten geçen düzenlemeyi geri çevirmesinden ötürü memnunum. Fakat, bu metnin bir geçmişi var. Sarkozy’den önce başkan Chirac’dı. Chirac Türkiye’nin aday ülke olmasını ve Fransa ve diğer ülkelerin desteğiyle müzakere sürecinin başlamasını sağlamıştı. Tek sorun, Chirac Fransızlara haber vermeyi unutmuştu. Türkiye sorunu Avrupa Anayasası antlaşması tartışıldığı sırada gündeme geldi. Avrupa’ya karşı olan bazı muhalifler Türkiye’yi mazeret olarak kullandılar. Türkiye=Müslüman=İslam=Göç=Terörizm vs...dediler. Türkiye konusu böylelikle referanduma karşı kullanılan argümanlardan biri haline geldi. Ardından Sarkozy geldi. Sarkozy, Türkiye’nin Avrupa’ya ait olmadığını söylüyor. Türkiye’nin Avrupa’ya girmesine karşı. Türkiye’nin bir şekilde Avrupa’ya bağlanmasına karşı değil ama Avrupa’nın azami sınırlarına ulaştığını düşünüyor. “Türkiye’nin Avrupa’ya girmesine hayır, ama madem ki Fransa Chirac döneminde müzakereleri başlattı, öyleyse müzakereler devam etmeli” diyor. Fakat müzakerelerin üyeliğe götürmesini istemiyor. Chirac’ın referandumla ilgili Anayasa maddesi de Sarkozy tarafından kaldırılıyor. Sarkozy bu maddeyi artık istemiyordu. Referandum şartı ortadan kalkmaktaydı. İşte bu anda, Sarkozy’nin ve benim mensubu olduğumuz Halk Hareketi Birliği’ne (UMP) mensup bazı milletvekilleri “Türkiye’nin girmesine izin veremezsiniz, Türkiye hakkında referandum lazım” dediler. Bu milletvekilleri, işin başında öngörülmemiş yeni bir madde hazırladılar, yani o söz konusu meşhur önergeyi hazırladılar. Önerge bazı UMP milletvekilleri tarafından imzalandı, bunların arasında partinin genel sekreteri Deveciyan ve diğerleri de var. Bu önergede “nüfusu AB’nin toplam nüfusunun yüzde 5’ini geçen ülkeler için referandum gerekir” deniyor. Bununla hedeflenen tek ülke Türkiye. TÜRKİYE’DE PSİKOLOJİK TUTUMU ANLIYORUM Bu önerge gerekli miydi? Elbette değildi. Kıbrıs gibi bazı konular nedeniyle zor yürüyen müzakere süreci 10-15 yıl sürecek. Sarkozy “bu dönem içinde başkansam referandum düzenleyeceğim” dedi. Aslında konu saçma. Zira, 3 seçenek var. Ya işler iyi gider, Türkiye değişir, tüm müktesebatı kabul eder, Avrupa Türkiye’yi kabul eder, sorun kalmaz, bu durumda referanduma gerek dahi kalmaz. İkinci hipotez, işler iyi gitmez, Türkiye kriterleri yerine getirmez, Türkiye’nin içindeki sorunlar öyle bir hal alır ki süreç yoldan çıkar, amaca ulaşılmaz, böyle bir durumda da referanduma gerek kalmaz. Ya da üçüncü bir hipotez, ara bir durumda oluruz, burada da zaten mevcut anayasa referandum olasılıkları öngörüyor. Sonuç olarak, bu yapılan hem gereksiz hem de sıkıntılı.Çünkü bu biz Fransızlar kadar, dost bir ülkeye karşı da hakarettir. Eğer biz Fransızlara “Siz yeterince Avrupalı değilsiniz, yeterince iyi değilsiniz” deseler, biz de bunu çok yadırgarız. Ben Türkiye’deki psikolojik tepkiyi çok iyi anlıyorum. Fransız laik sistemi, Fransız dili, Galatasaray, kültürel etkileşim, Kanuni Sultan Süleyman ve Fransız kralı 1’inci François müttefiktiler. Fransa ve Türkiye arasında eski bir dostluk mevcut. Dolayısıyla tüm bu olup bitenler üzücü. İki tarafın iç politika hatalarından kaynaklanıyor. Fransız tarafı olarak reformlar konusunda, ceza kanunu, türban ve daha biçok konuda jestler beklediğimizi söylemeliyim. Ama bu reformlar gelmedi. Samimi olalım, Kıbrıs konusunda, Türkiye çok yol aldı. Ama Kıbrıs’ta bu denli önemli bir orduya sahip olma ihtiyacınız var mı? Bu Türkiye’nin imajına zarar veriyor. Kıbrıs’ın Türk tarafında kim hangi riskle karşı karşıya? Barışçıl bir çözüm bulmanın zamanı geldi. Ermenistan konusunda da keza öyle. Bu soykırım meselesi gündeme geldi. Biliyorsunuz Fransa’da önemli bir Ermeni topluluğu var. Hava koridorunu açtınız, uçaklar Erivan ile İstanbul arasında gidip geliyor. Neden karayolu da açılmasın? Açılınca da sorun kalmaz. Türkiye başbakanı barış adamı olur, herkes de memnun kalır. Türkiye’den politik jestler elde etmekte çok zorlanıyoruz, siz de Fransa’dan tatmin değilsiniz. Benim de işim bu nedenle biraz hassas. De Rohan: Laiklik ve Kıbrıs konuları ağır basacak FRANSA’DA MODERN TÜRKİYE HAKKINDA CEHALET VAR Fransız meclisindeki önergeye dönecek olursak, bu sadece Avrupa karşıtı, İslam karşıtı veya Ermeni lobilerinin girişimleriyle açıklanabilecek kadar basit mi? Milletvekilleri bu kadar mı bu lobilere açıklar? Bunu nasıl açıklayabilirsiniz? Her şeyin temelinde Fransa’da modern Türkiye hakkındaki büyük cehalet yatıyor. Fransızlar Türkiye’ye tatile gidiyorlar, otele giriyorlar, belki biraz İstanbul’da Kapalıçarşı’yı geziyorlar ama Türkiye’yi tanımıyorlar. Türkiye Avrupa’da ve Fransa’da bir imaj çalışması yapmadı. Bu konuyu geçmişte birçok Türk başbakanıyla görüştüm. Türkiye 40 yıldır Avrupa’ya aday. Bu aynen bir seçim kampanyasına benzer. Seçmenlerinize kur yapmanız lazım. Avrupa bir kulüptür. Dolayısıyla Türkiye’nin kendisini tanıtması gerekiyor. Avrupa’nın en fazla nüfusa sahip ülkesisiniz. Türkiye’nin bir bölümü çok modern, bir bölümü değil. Laiklik ile İslam arasında bir diyalektik var. Tüm bunlar gerçek sorunlar ve açıklanmaları gerekiyor. Tarihleri birbirlerinden tamamen farklı olan Avrupa ülkelerine Türkiye’yi pazarlamayı bir ayıp olarak görmemek lazım. Kendi partimde gözlemliyorum, meslektaşlarımın çoğu Türkiye hakkında hiçbir şey bilmiyor. Çok sayıda kadın milletvekili ve politikacının kafasında Türkiye, kadınların kötü muamele gördüğü, eşit haklara sahip olmadığı, türbanın olduğu bir ülke. Hükümetin türban lehinde attığı her adım da, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş olsa da, burada pür dikkat takip ediliyor. Fransa derinlemesine laik bir ülkedir. Kadın-erkek eşitliği temel bir konudur. Kadın özgürlüğü de öyle. Çok sayıda Fransız kadını için, buna kadın milletvekilleri de dahil, kadının başını bağlamaya mecbur bırakıldığı ya da politik sorumluların eşlerinin başlarını bağlamak zorunda kaldığı bir ülkeyi AB üyesi yapmak kabul edilemez bir durum. Bizler burada, ben de dahil, okulda türbana karşı bir yasa oyladık. Sonuç olarak laiklik ilkesine çok bağlıyız. Türkiye değişim içinde, modernleşiyor. Modernlik ile İslami gelenek arasındaki bu çelişkiyi yaşıyor. İslami gelenek, kadının toplumdaki yeri karmaşık konular. Bu gerilimi yansıtan çok sayıda Türk dostum var. Ancak bu, kamuoyunu hazırlama, eğitme, açıklama işi Fransa’da yapılmadı. Bu nedenle, ya Müslümanları ya da Avrupa’yı sevmeyen, Ermeni olan, her türlü demagog çıkıyor karşınıza. Türkiye’nin kafasına vuruyorlar, çünkü kolay. Milletvekili meslektaşlarımın Fransa’nın Türkiye’de ne derece angaje olduğundan haberleri yok. Bir Fransız üniversitesi, çok sayıda Fransız lisesi, önemli ekonomik yatırımları var. Bu yatırımları da kaybetmek üzereyiz. Çoğu tehdit altında. Ama Türkiye’de çok önemli politik ve ekonomik varlığımız mevcut. Dış politikada, Ortadoğu’da, terörle mücadelede, Afganistan’da ortak politik kimliğe sahibiz, ortak çıkarlarımız var. İnsanlar bunları bilmiyor. FRANSA NABUCCO PROJESİNDEN DIŞLANDI Sizin bir özelliğiniz de cumhurbaşkanı Sarkozy tarafından özel bir Türkiye misyonuyla görevlendirilmiş olmanız. Nedir bu misyon? Sarkozy, daha cumhurbaşkanı seçilmeden, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kendisiyle hemfikir olmadığımı biliyordu. O “Türkiye’nin Avrupa’da yeri yok” derken, ben “Hayır, 5-10-15 yıl da alsa Türkiye’nin kendisini kanıtlamasına izin vermeliyiz, kapıyı yüzlerine kapatmamalıyız” diyordum. Sarkozy bu konuda görüş birliği içinde olmadığımızı biliyor. Buna rağmen, ilişkilerin bozulmasını engellemek amacıyla beni bu misyonla görevlendirdi. Sarkozy’nin Türkiye konusundaki tutumu çok net. Halk tarafından o seçildi, ben değil. Fransa AB dönem başkanlığını devralıyor. Haliyle şimdi her iki tarafın tutumlarına saygı çerçevesinde ilerlemeye çalışmak gerekiyor. Türkiye’ye reformlarını gerçekleştirmesi için zaman tanımak gerekiyor. Mümkünse yeni müzakere fasılları da açılmalı. Şu anda bulunduğumuz gergin durumdan kaçınmakta da fayda var. Türkiye’de Fransız şirketlerine yönelik az çok gizli yaptırımlar söz konusu. İki ülke arasında askeri alanda ilişkiler donmuş vaziyette. Fransa AB dönem başkanı oluyor Fransız şirketlerine yönelik yaptırım konusunda somut bir örnek verebilir misiniz? Son aylarda bazı önemli terslikler yaşandı. Bunların en önemlisi “Gaz de France”ın Nabucco projesinden dışlanması mesela. Büyük kontratlar ilerlemiyor. Zorluk yaşıyoruz. Ekonomik zorluklar mevcut. NATO’da müttefik olmamıza ve Sarkozy’nin NATO ile yakınlaşma çabalarına rağmen iki ülke arasında askeri işbirliğinde zorluklar yaşanıyor. Halbuki Afganistan’da beraber çalışıyoruz, ama ikili düzeyde işler iyi gitmiyor. FRANSA DÖNEM BAŞKANLIĞI TÜRKİYE KARŞITI OLMAYACAK Askeri işbirliğinde sorun var derken neyi kastediyorsunuz ? Fransız askeri uçaklarının özel izin olmaksızın Türk hava sahasını kullanması yasak örneğin. Fransız savaş gemilerinin dostluk ziyaretleri için de olsa Türk limanlarına yanaşmasına izin verilmiyor. Bu durum en azından 1-2 yıldır böyle. Tüm bunların iyi bir durum yarattığını söyleyemem. Bugün her iki taraf da birbirinden jestler bekliyor. Enerji konusuda Türkiye Avrupa için temel bir ülke. Kültürel planda gelecek yıl Fransa’da bir Türk Mevsimi düzenlenecek. Şahsen bu zor dönemin atlatılması için elimden geleni yapıyorum. Fransa, ortamı yatıştırıp, Türkiye ile dostça bir ilişki yaratmak istiyor. Herhangi bir düşmanlık beslemediği gibi, tüm bunlara çözüm bulunması için gerçek bir iradeye sahip. Fransa’nın AB dönem başkanlığı Türkiye karşıtı olmayacak. Ortamın yatışması için mesajlar gönderdik. Ama bakın, 13 Temmuz’da Paris’te başkan Sarkozy’nin lanse edeceği zirveye tüm Akdeniz liderleri bekleniyor. Türkiye’nin katılımı konusunda ise bugüne kadar bir yanıt almış değiliz. Sarkozy Türkiye’den jest mi bekliyor? Dürüst olmak gerekirse, herkes birbirinden jest bekliyor. Bunu biliyorum. Zaten sorun da burada. Şahsen, ben Türkiye’nin demokratik reform sürecine devam etmesini arzuluyorum. Türban davaları çok önemli. Türban konusu sizi çok mu endişelendiriyor? Fransız kamuoyunda çok önemli etkiye sahip bu konu. Türkiye’nin laik karakteri önemli. Türk demokrasisi çok önemli. Gazetecilerin, azınlıkların - Ermeniler veya diğerleri- ifade özgürlüğü çok önemli. Parti kapatma davaları? Benim için bir yargı kararını yorumlamak çok güç. Bu Fransa’da yasak olan bir şey. Yabancı bir ülke söz konusu olduğunda daha da güç. Söyleyebileceğim tek şey, Fransa’da da demokrasiyi tehdit eden aşırı uç hareketleri yasaklayan yasalarımız var. Fakat, demokrasiyi tehdit eden aşırı uç grupları cezalandırmak ile demokratik biçimde seçilmiş bir hükümetin gidişatını değiştirmek için adaleti buna alet etmek arasında fark var. Hassas bir konu. Görüş belirtmek bana düşmez. Bir demokrasinin aşırı uçlara karşı kendisini savunması normaldir. Bunun için mahkemelerin olması da normal. Adalet ve mahkemelerin demokratik bir seçimin gidişatını değiştirmesi de ayrı bir sorunsal. Bu işle başa çıkmak Türkiye’nin kendi meselesidir. Bu konuda yorum yapmak Fransa’ya düşmez. Bunun ötesinde bir yorum yapamam. Türkiye’yi çok seviyorum. Orada çok dostum var. Bana çaprıcı gelen de halklarımız arasındaki bu yakınlık. Fransa da Türkiye de büyük uluslar, yüzyıllardır Avrupa’nın tarihinde önemli rol oynamış eski imparatorluklar. Gururlular, büyük kültüre sahipler. Ben Türkiye’de yaşananlara saygıyla yaklaşıyorum. Muhtemelen uzun zaman alacak tarihi bir fenomen. Türkiye Atatürk ile yüzünü Avrupa’ya çevirdi. Erdoğan ile AB’ye girme başvurusunda bulunuyor. Türkiye’nin bunu denemesini sağlamalıyız, bu herkesin çıkarına. Eğer Türkler isterse başarabilirler de. İstemezlerse de kendilerinin bileceği iş. Türkiye ile Fransa arasında karşılıklı jestler beklendiğini söylüyorsunuz... Eğer bugün gerilim yaşanıyorsa ilişkilerde, Türk tarafında Fransa’dan beklentiler var. Fransız tarafı da reform görmek istiyor. Aksini söylersem dürüst olmaz. Karşılıklı bir tatminsizlik mevcut. Bu durumun iki halk arasında var olan gerçek dostluğu etkilediğini sanmıyorum. Ben Türkiye’nin refom sürecinde son yıllarda gösterdiği etkileyici sonuçların devamını diliyorum. Açılımın devamını diliyorum. Avrupa’nın refah düzeyi yüksek, açık, demokratik, laik bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Eğer Türkiye oyunun kurallarını kabul ederse Avrupa’da yeri olacaktır. Aksi halde başka yollar bulunacaktır. " Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir. " |
| | #2 |
| Rektör Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 7.687
Teşekkür etti: 3.359
Teşekkür edildi: 3.242
Forum Gücü: 110 Forum Puanı:41008 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Pek önemsemeye gerek yok 6 ay sonra değişecek zaten...
Bana göre ticanilik, yobazlık, komünizm ve partizanlık gibi hastalıkların sebepleri, milli ülküden yoksunluktur. antisemitist |
| Konu Seçenekleri | |
| |