| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]() |
Moment Bir kuvvetin döndürücü etkisine moment denir. Moment=kuvvet × kuvvet kolu =F.d (Kuvvetin yarıçap vektörüne dik olan bileşeni alınır) birimi: N.m Moment vektörel bir büyüklüktür. Dolayısıyla moment vektörünün bir yönü vardır. Bu yön sağ el kuralı ile bulunur. Dört parmak bitişik ve baş parmak bunlara dik olacak şekilde açılır. Avuç içi moment merkezine bakarken dört parmak kuvvet yönünde olacak şekilde sağ el yerleştirildiğinde yana açılan baş parmak moment vektörünün yönünü gösterir. M=F×d DENGE: Bir cisim dengede ise, ya sabit hızlı düzgün doğrusal hareket yapıyor, ya bir eksen etrafında sabit hızla dönüyor, yada duruyor demektir. Bunun için; 1. Cisme etkiyen net kuvvet(bileşke kuvvet) sıfır olmalıdır. ΣF=0 2. Cisme etkiyen kuvvetlerin bir noktaya veya bir eksene göre momentleri toplamı sıfır olmalıdır. Στ=0 Küresel Aynalar KÜRESEL AYNALAR Yarıçapı R olan bir kürenin tümsek kısmı parlatılıp ayna yapılırsa tümsek ayna, çukur kısmı parlatılıp ayna yapılırsa çukur ayna elde edilmiş olur. Aynanın tam ortasından ve merkezinden geçen eksene asal eksen denir. Aynanın asal eksenle çakıştığı noktaya tepe noktası (T) denir. Tepe ile merkez noktalarının tam ortasındaki noktaya da odak noktası (F) denir. Odak noktasının aynaya veya merkeze uzaklığına da odak uzaklığı (f) denir. Odak uzaklığı ile aynanın (R) yarıçapı arasında R = 2f bağıntısı vardır . Kürenin merkezinde geçen bütün doğrular kürenin yüzeyine dik olduğundan,küresel aynalarda merkezden geçen bütün doğrular normal olarak kabul edilebilir. Çukur Aynada Işınların Yansıması Yansımanın en önemli şartı gelme açısının yansıma açısına eşit olmasıdır. Merkezden aynaya çizilen doğrular, küresel aynaların normalidir. Çünkü bu doğrular aynaya diktir. 1. Asal eksene paralel gelen ışınlar yansıdıktan sonra odaktan geçer. Gelen ışığın normalle yaptığı açı, yansıyan ışığın normalle yaptığı açıya eşittir. 2. Odaktan aynaya gelen ışınlar asal eksene paralel gidecek şekilde yansır. Bir önceki ışının tam tersidir. 3. Merkezden gelen ışınlar yine merkezden geçecek şekilde yansır. Çünkü normal üzerinden gelen ışınlar, aynaya dik çarptıklarından kendi üzerlerinden geri yansırlar. 4. Tepe noktasına gelen ışınlar, asal eksenle eşit açı yapacak şekilde yansırlar. Çünkü asal eksen de merkezden geçtiği için normaldir. Çukur Aynada Görüntü Çizimleri Oluşan görüntünün yerini bulmak için en az iki tane ışın kullanmak gereklidir. Işınlar nerede kesişirse görüntü orada oluşur. Cisim sonsuzda ise; sonsuzdan gelen ışınlar asal eksene paralel gelirler. Paralel gelen ışınlar ise yansıdıktan sonra odakta toplanırlar. Görüntü, odakta gerçek ve nokta halinde oluşur. 1. Cisim merkezin dışında ise; görüntü, odak ve merkez arasında, ters gerçek ve boyu cismin boyundan küçüktür. Hatırlanacağı gibi ışınların kendisi kesişirse görüntü gerçek, uzantıları kesişirse görüntü zahirî olur. 2. Cisim merkezde ise; görüntü, merkezde ters gerçek ve boyu cismin boyuna eşit olur. 3. Cisim odakla merkez arasında ise; görüntü merkezin dışında ters, gerçek ve boyu cismin boyundan büyüktür. 4. Cisim odakta ise; yansıyan ışınlar birbirlerine paralel olduğundan, görüntü sonsuzda ve belirsizdir. 5. Cisim ayna ile odak arasında ise; görüntü aynanın arkasında, düz, zahirî ve boyu cismin boyundan büyüktür. Çizimlerden de görüldüğü gibi cisim veya görüntüden aynaya yakın olanın boyu daha küçüktür. Tümsek Aynalarda Özel Işınlar Tümsek aynada da çukur aynada olduğu gibi merkezden geçen bütün doğrular normaldir. Tümsek aynada odak noktası aynanın arkasında olduğu için zahirîdir. Çünkü odak, ışığın toplandığı noktadır. Tümsek aynada ışık toplanmaz. Sadece uzantıları odaktan geçer, kendileri geçemez. 1. Asal eksene paralel gelen ışınlar, uzantıları odaktan geçecek şekilde yansırlar . 2. Uzantıları odaktan geçecek şekilde gelen ışınlar, asal eksene paralel gidecek şekilde yansırlar. 3. Uzantıları merkezden geçecek şekilde gelen ışınlar, kendi üzerlerinden geri dönecek şekilde yansırlar. 4. Tepe noktasına gelen ışınlar, asal eksenle eşit açı yapacak şekilde yansırlar. Tümsek Aynada Görüntü Çizimi Bir tümsek aynada cisim nerede olursa olsun görüntü her zaman ayna ile odak noktası arasında, düz, zahirî ve boyu cismin boyundan küçüktür. Cisim sonsuzda iken görüntü odakta nokta halinde olur. Şekilde görüldüğü gibi cisim aynaya yaklaştıkça görüntünün boyu büyüyerek aynaya yaklaşır. Küresel Aynalarda Herhangi Bir Işığın İzlediği Yol: Çukur aynaya özel ışınların dışında herhangi bir ışın gönderildiğinde, ışının aynaya değme noktasına merkezden geçen normal çizilir. Gelen ışın normal ile eşit açı yapacak şekilde yansır. Şekilde tümsek aynaya gelen ışın, normal ile eşit açı yapacak şekilde yansır. Tümsek aynada görüntü daima odak ile ayna arasında oluştuğundan, yansıyan ışınların uzantısı da odak ile ayna arasından geçer. Özel Durumlar Ayna formülleri kullanılarak özel konumlu cisimlerin görüntülerinin yerleri tespit edilir. 1. Cisim çukur aynanın merkezinden f, aynadan 3f kadar uzaklıkta ise, görüntü odakla merkezin tam ortasında; yani aynadan 3f/2 kadar uzaklıkta olur. Görüntünün boyu cismin boyunun yarısı kadar olur. 2. Cisim çukur aynadan 3f/2 kadar uzaklıkta ise, görüntü aynadan 3f kadar uzaklıkta ve boyu cismin boyunun iki katı olur. 3. Şekildeki gibi cisim çukur ayna ile odağın tam ortasında; yani aynadan f/2 kadar uzakta ise zahirî görüntü f kadar uzakta olur ve boyu cismin boyunun iki katı olur. 4. Şekildeki gibi cisim tümsek aynadan f kadar uzakta ise, görüntü, ayna ile odak noktasının tam ortasında, yani aynadan f/2 kadar uzaktadır. Boyu ise cismin boyunun yarısı kadar olur. Alimünyum ve Alaşımlarda Isıl İşlemler -------------------------------------------------------------------------------- Isıl İşlem Esası Alüminyum ile ısıl işlem neticesinde sertleşen alüminyum alaşımları arasında şu fark vardır. alüminyum tavlandıktan sonra mukavemetini bir miktar kaybeder ve yalnız soğuk şekil değiştirme neticesinde sertleşir. Buna karşılık sertleşen alüminyum alaşımları, belirli sıcaklıklarda belli zaman bekletilerek mukavemeti ve sertliği yükseltilebilir. Bu bekletmeye yaslandırma ve bu olaya da ayrışma sertleşmesi denir. Yaşlandırma belirli sıcaklıkta yapılırsa suni yaşlandırma oda sıcaklığında yapılırsa tabii yaşlandırma adını alır. Bir alüminyum alaşımının ısıl işlemle sertleştirilmesi 4 kademede incelenir: 1)Önceden tayin edilen bir sıcaklığa kadar ısıtma. 2)Belirlenen bir sürede bu sıcaklıkta bekletme. 3)Düşük bir sıcaklığa hızla su verme. 4)Su vermeye takiben, yaşlandırma veya çökelme sertleşmesi. Tavlama Mekanik yollarla elde edilen işlenmiş alüminyum alaşımların çok zaman birçok imal işlemlerinden sonra tavlama işlemini tatbik etmek lazımdır. Tavlama soğuk şekil değiştirme neticesinde sertleşmiş olan malzemeden sertliği kaldırmak veya ısıl işleme tabi tutularak yaşlandırılan malzemeyi yumuşatmak için kullanılır. Yapıda mevcut tanelerin yeniden krsitalleşmesini sağlamak amacıyla, alaşımı eritmek ve çökeltme ısıl işlemleri sıcaklıkları arasında bir derece kadar ısıtmak tavlamanın esasıdır. Bu işlem yaşlanma sertleşmesinin, sertleşme etkilerini yok eder. metalin soğuk işleme tabi tutulması da sertliğini ve çekme mukavemetini arttırır. Fakat sürekliliğini azaltır. Metalin soğuk olarak işlenmesini devam ettirebilmek için tavlama işlemi uygulanarak metal yumuşatılır. Isıl işlemde alaşım tav süresi önemlidir. Örneğin yeniden billurlaştırma işleminde alaşım gereken sıcaklık ve sürede tutulmazsa yeninden teşekkül eden kristallerin şekil ve özelliklerini tamamıyla değiştirmezler. Bunu sağlamak için belirli sıcaklık ve zaman süresinde alaşımı bekletmek gerekir. Ayrıca tavlanan alaşımın kenar kısımlarının ve ince yerlerinin hızlı tavlama ile bozulmaması için sıcaklığı yavaş yavaş arttırmak gerekir. Solusyona Alma İşlemi Solüsyona alma işlemi de kendi arasında safhalar şeklindedir. Önceden Tayin Edilen Bir Sıcaklığa Kadar Isıtma Bu işlemin amacı alüminyum içindeki esirliği düşük sıcaklıklarda az buna karşılık yüksek sıcaklıklarda fazla olan alaşım elemanlarının erisliliğini, alaşımı yüksek sıcaklıklara çıkarmak suretiyle artırmaktadır. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken noktalar şunlardır. A) Bu işlemin yapıldığı sıcaklık hassasiyetle seçilmelidir. Çünkü eriyebilen elemanlar alüminyum içinde katı eriyik halinde kalmalıdır. Çok düşük sıcaklıklarda az mukavemet elde edilemeyeceği gibi çok yüksek sıcaklıklarda eriyebilen elemanların ergime tehlikesi mevcuttur. Ayrıca ergime olacak çok yüksek sıcaklıklarda kullanılması halinde renk değişimi meydana gelir ve su verme sırasında gerilmeler artar. Bu nedenle mevcut alaşım elemanlarının içinde en düşük ergime sıcaklığına sahip olan elementin ergime sıcaklığının altında bir sıcaklık derecesi seçilmelidir. Bu alaşımlarda küçük bir sıcaklık artışı malzemenin ergimesine sebep olur ki, bu takdirde alaşımı tamamen ergitmek gerekir. B) Isıtma hızı çok önemlidir. Genellikle orta hızlı bir ısıtma tavsiye edilir. şayet yavaş ısıtma tatbik edilirse, eriyebilen elemanların difüzyonu fazla olur. Aynı zamanda büyük tanelerin teşekkülüne meyil gösterir. Şayet malzeme soğuk şekil değiştirmeye tabi tutulmuş ise dane büyümesine engel olmak için ısıtma hızı yeter derecede yüksek olmalıdır. Genel olarak söylenebilir ki, malzeme kritik denecek kadar soğuk şekil değiştirme miktarı mevcut değil ise dane büyümesi tehlikesi yoktur. Isıtma hızı çok önemlidir, bunu belirtmiştik. Bunun yanında bekletme süresi de büyük önem taşımaktadır. Bekletme süresi, malzemenin çıkarıldığı sıcaklığa, tavlama şekline, malzemenin cinsine ve buna benzer faktörlere bağlı olarak değişir. Uzun bir süre bekletme dane büyümesine difüzyonun artmasına ve renksizleşmeye neden olur. Sıcaklıkta bekletme süresinin ölçülmesine, malzemenin en soğuk kısmının istenilen minimum sıcaklık değerine varıldığında başlanır. Tablolar bu esasa göre tesbit edilir düzenlenmiştir. Bekletme süresi alaşımın cinsine bağlı olarak, ince parçalarda 10 dakikadan başlar ve kalın parçalarda 12 saate kadar çıkar. Kalın parçalar için itibari olarak kesitteki kalınlığın her 1,5 cm’si için 1 saat bekleme süresi kabul edilir. bekletme süresi bütün eriyebilen elemanların katı eriyik haline geçebilmelerini sağlayacak kadar uzun seçilir. Kısaltılmış bir bekleme süresinin etkileri çok kötü olduğu gibi fazla bekletmede de oksidasyon tehlikesi artar. Isıtmanın Meydana Getirdiği Değişiklikler (2) Bu değişiklikleri aşağıdaki gibi maddeler halinde incelemek daha uygun olur. Üniform Dağılımı Yapı aşırı doymuş hale gelmiştir. Ayrıca bu sıcaklıkta bekletme yapılarak homojen bir dağılım sağlanmıştır. Toparlanma Isıl işleme tabi tutma esnasında meydana gelir. Bu sayede iç gerilmelerden bir kısmı ortadan kalkar. Bu sırada soğuk işlem sırasında kaybolan şekil alma özelliği yeninden kazanılmış olur. Bu işleme gerilim giderme tavı da denir. Yeniden Kristalleşme Soğuk işlenmiş malzeme, yeter derecede yüksek bir sıcaklığa kadar ısıtıldığında, soğuk şekil değiştirme sonucu meydana gelmiş olan parçalanmış partiküller malzemenin tabi tutulduğu şekil değiştirme derecesi yeterli ise, yeniden gerilimsiz tanecikler oluştururlar. Bu olaya yeniden kristalleşme denir. Soğuk şekil değiştirme esnasında meydana gelen yüksek enerjili noktalar, yeni danelerin meydana gelmesinde çekirdek rolü oynar. Soğuk şekil değiştirme derecesi yeterli değil ise yeninden kristalleşme olmaz. Kullanılan sıcaklık derecesine yeninden kristalleşmeyi meydan getirecek kadar tam soğuk şekil değiştirme varsa elde edilen malzeme gayet iri daneli olur. Dane Büyümesi Yeniden kristalleşmeden sonra yeni daneler az enerjili duruma gelmek üzere büyümeye adaydırlar. Bu büyümeye etki eden nedenleri maddeler halinde şöyle sıralayabiliriz. a) Başlangıçtaki dane büyüklüğü: Ancak küçük soğuk şekil değiştirme derecelerinde kendini gösterir. Belirli bir soğuk şekil değiştirme derecesinde elde edilen sertleşme derecesi, iri daneli malzemeler için daha az olmak üzere, malzemenin dane büyüklüğüne tabiidir. Plastik şekil değiştirme derecesinin az olduğu hallerde başlangıçtaki malzemenin dane büyüklüğünün, son dane büyüklüğüne, kayda değer derecede tesiri vardır. b) Soğuk şekil değiştirme derecesi: Limitli fakat kritik derecede bir soğuk şekil değiştirmeye maruz malzeme, yeninden kristalleştirmeden sonra anormal derecede büyük danelere sahip olurlar. c) Isıtma Hızı: Küçük bir ısıtma hızı, normalden büyük toplama periyodunun sebep olacağından, yeninden kristalleşme ile elde edilen daneler biraz iri olur. d) Son sıcaklık derecesi: Yeniden kristalleştirmeden sonra daneler büyümeye meğillidirler. Bu büyüme danelerin en alçak dereceli enerji seviyesine sahip olmak istemeleri yüzündendir. Teorik olarak son sıcaklığın yükselmesi danelerin büyümesin yardım eder. e) Yüksek sıcaklıkta bekletme süresi: Yüksek sıcaklıkta bekletme süresi arttıkça danelerin büyüme oranı da artar. f) Malzemenin terkibi Su Verme Eriyebilen elemanların katı eriyik haline geçmelerinden sonra yeninden çökelmelerine engel olmak veya geciktirmek amacıyla malzemeye su vermek gerekir. üç farklı su verme metodu mevcuttur. Bu üç metot, istenen özelliklere ve gösterdikleri kolaylıklara göre kullanılır. Soğuk Suda Su Verme Hafif dövmeli elde olunan alaşımlara soğuk su banyolarında su verilir. Su verme önceki su sıcaklık max. 300C olmalıdır. Sıcaklık değişimi 10C geçmemesi için yeterli hacimde su bulundurulmamalıdır. Böyle bir su verme şekli çok etkilidir. Sıcak Suda Su Verme Büyük ve kalın kesitli dökme parçalara 75-90 C’de hatta kaynar suda, yani 100 C’da su verilir. Bu tip su verme, distarsiyonu minimum kılar ve eşit olmayan sıcaklık dağılışından doğan çatlama tehlikesi önlenmiş olur. Su vermede kullanılan suyun sıcaklığı malzemenin korozyon mukavemetine büyük ölçüde etki etmeye dövme alaşımlarda, bu tip su verme usulü kullanılır. Şunu da belirtelim ki, kalın kesitli parçaların korozyon mukavemeti ince kesitli parçalarda olduğu kadar kritik değildir. Püskürterek Su Verme Yüksek hızla su püskürtülerek su verme usulü, levhalar ve geniş yüzeyli parçalara tatbik edilir. Bu tip su verme distarsiyonu minimum kılar ve su vermeden dolayı olan çatlamayı önler. 2017 ve 2024 için korozyon mukavemetini azalttığından kullanılmaz. Solüsyona Alma ve Su Verme Sırasında Dikkat Edilecek Noktalar ve Karşılaşılan Güçlükler Bekletme süresi ile su verme arasında önemli bir ilişki vardır. malzemenin fırından çıkarılıp su verilmesine kadar geçen süre gayet önemlidir. Bu süre mümkün olduğu kadar minimum seviyeye indirilmelidir. 2017, 2024, 7178 alaşımları levha halinde iken bu süre 10sn. geçmemelidir. Fakat kesit büyüdükçe bu süre uzatılabilir. Malzemeyi su vermeden önce soğutmaya terk etme katı eriyiklerin çökelmesine sebep olabilir. Bu çökelme dane sınırlarında ve kayma düzlemlerinde oluştuğundan, şekil değiştirme kabiliyetleri azalır. Ayrıca bazı alaşımlarda da daneler arası korozyon mukavemetine etki eder. (2024, 2017) Isıl işleme tabi tutulabilen alaşımlar herhangi bir kötü etki görülmeksizin birçok defa solüsyona alma ısıl işlemine tabii tutulabilir. Yalnız levhalarda bu durum sınırlıdır. Solüsyona Alma ve Su Verme Sırasında Karşılaşılan Zorluklar A)Düşük çekme ve akma mukavemeti: Sebepleri: a)Kısa sürede bekletme veya düşük sıcaklıkta tavlama b)Fırında su banyosuna geç nakletme c)Yavaş su verme d)Aşırı ısıtma e)Yüksek sıcaklıkta oksitlenme B)Daneler Arası Korozyon: Bu korozyon tuzlu atmosferde uzun süre bekletmekten ileri gelir. Bu, daneler arası korozyon, çekme mukavemetini ve yüzde uzamayı düşürür. C)Aşırı Tavlama Otektik ergimesi, dane sınırı ergimesine sebep olur. mukavemeti azaltır. D) Fazla Deformasyon ve Kayma Sebepleri: a)Fırında ısıtılmanın homojen olmaması halinde, parça yüzeyinin çeşitli noktalarının farklı sıcaklıklarda bulunması b)Isıtma peryodu esnasında parçanın iyi yerleştirilmemiş olması c)Çok tesirli bir su verme kullanılması E) % Uzamanın Düşük Olması Sebepleri: a)Aşırı tavlama b)Yüksek sıcaklıkta oksitlenme c)Su vermeden sonra fazla sertleşme d)Hatalı işlenme Yaşlanma Olayı (5) Yaşlanma ile sertleşme elde etmek için önce katı eriyiğe alma yapılır. ardından aşırı katı eriyik elde etmek için alaşıma su verilir. Su verme işlemi genel olarak çökelme süratinin çok yavaş olduğu bir sıcaklıkta yapılır. Su verdikten sonra çökelmenin çok uzun bir sürede meydana gelmesine engel olmak için alaşım ortalama bir sıcaklığa ısıtılır. Ayrıntılı incelemeler yaşlanma sertleşmesini şöyle açıklamaktadır: Aşırı doymuş atomlar belli kristal düzlemleri boyunca toplanma eğilimi gösterirler. Bu eriyikteki CU atomlarını toplanması (eriyen atomlar) diğer taraftan Cu yoğunluğunu azaltır, daha az aşırı doymuş ve dolayısıyla daha kararlı bir kristal yapısı oluşturur. Bu durumdaki bakır atomları henüz fark edilecek bir faz yapmamışlardır, hududun iki tarafındaki iki yapı arasında atom bağlaçları vardır. Dislakasyon hareketinin bu düzensiz alanlardan geçmesi zordur. Bu sebeple metal sertleşir dolayısıyla gerilmeler altında deformasyona daha dayanıklı olur. Bölgesel toplama olayı uzun süre devam ederse hakiki bir çökelme ve aşırı yaşlanma veya yumuşama olur. Tanımı Aşırı doymuş bir katı fazdan zaman ve sıcaklığın etkisi ile yani bir fazın meydana gelmesi olayına teknolojide “yaşlanma olayı” diyoruz. Burada dikkat edilecek husus, meydana getirilen ikili fazın (üçlü ve daha fazla olabilir) B şeklinde değil de B fazının fazı içinde hapsedilerek meydana getirilmesi gerektiğidir. Bu durum ise katı-hal reaksiyonları vasıtasıyla gerçekleştirilebilir. Aslında esas olarak yaşlanma olayı da bir katı-hal reaksiyonudur. Yaşlanma olayı uygulanabildiği alaşımlarda müsbet yönde büyük mekanik özellik değişimleri oluşturur. Safhaları Yaşlanmanın bir katı-hal reaksiyonu olduğunu belirtmiştik. Bir reaksiyonun meydana gelmesi ise bazı özel şartların varlığı ile mümkün olur. reaksiyon başlangıcında ise beli safhalardan geçerek, evrimini tamamlar. Bu genel açıklamada olduğu gibi yaşlanma olayı da bazı şartların sağlanmasıyla ve bazı safhalardan geçerek evrimini tamamlar. Solüsyon Alma Alaşım tek fazlı bölgeye kadar ısıtılır. Aşırı doymuş hale getirilir ve homogenizasyon sağlamak için bir süre bu sıcaklıkta tutulur. Su Verme Eriyebilen elemanlar katı eriyik haline geçtikten sonra yeniden çökelmelerine engel olmak için malzemeye su vermek gerekir. Su verme sırasında katı eriyik kararsız hale gelir ve çökelme eğilimindedir. Çökelme Aşırı doymuş alaşım birden soğutulduğunda eriyebilirlik sınırlarının hemen altında, atomların kolaylıkla yayınladığı gren hudutlarında çökmeler yaşlanma yayınmanın daha zor olduğu gren için çökelme alçak sıcaklıklarda devam eder. Yaşlan Teorisi Yaşlanma olayını izah eden bir çok teori ortaya atılmış olmasına rağmen bunlardan en tutarlısı 1935 yılında Wassermann ve Weert tarafından ortaya atılmıştır. Uzun çalışmalar sonucu ortaya konan bu teori şöyledir. Bu iki bilgin teorilerini Al-Cu alaşımını X-ışını ile inceledikten sonra ortaya atmışlardır. Bu incelemelerde Wasserman ve Weert Al-Cu denge diyagramından görülen q fazı ya da CuAl2’a benzeyen bir faz gördüler. Çok küçük partiküllerden ibaret olan bu faz aynı q fazı gibi fakat, matriks ile q fazı arasında bir kompozisyondaydı. Bu faza geçiş fazı (geçiş latisi) adını verip q ile gösterdiler. Ayrıca içinde bulunduğu matrikse bağlı olarak yönlenme özelliğine bağlı olarak yönlenme özelliğine bağlı olduğunu buldular. Yaptıkları açıklamada da dengeli çökeltinin ancak bu geçiş latisinin gelişip büyümesi ile meydana geldiğini belirttiler. Daha sonra, Mehl, Barret ve Geisler Widmanstatten yapılarının oluşumuna ilişkin bir teori ortaya attılar. Teoriye göre bu yapının oluşumu: Nükleasyon kademesine ve içinde oluştuğu matriksle kohorent (atom dizilişi uygun) bir yapı oluşturmasına çökelen tanelerin büyümesine ihtiyaç gösterir. Atom dizilişleri uygun olması buradaki en önemli faktördür. Atom dizilişleri çökelti ve matriks gibi kristalografik yönden kesin bir sütrüktür tarafından paylaşılmalıdır. Çok tabiidir ki her bir yapı ve atom düzlemi benzer atomik dizilere ve boşluklara sahip olmalıdır. Öyle ki küçük bir şekil değişimi ile uygunluk sağlansın. Bu teoride yaşlanma sertleşmesi matriks içine bir şekilde değiştirme ile ve onları koherent safhada birbirine uyduracak çökelme ile ilgili tutulmuştur. Aşırı yaşlanmanın nedeni olarak da, yapının oluşumu ile koherensliğin kaybolması gösterilmiştir. Daha sonraları bu teoriye “Transmisyon Latis Teorisi” adı verilmiştir. 1938’de Preston ve Guinier birbirlerinden habersiz olarak transmisyon latis çökelmesinin bir önceki kademesini buldular. Diffüze olmuş değişmelerin matriks bölgesinde olduğunu gösterdiler. Şayet çözünen atomlar, çözücü atomlardan boyut yönünden önemli miktarda farklı ise matriks latisi distarsiona uğrar. Fakat yeni ve kesin olmayan kristal strüktürleri bu kademede de zenginleşen bölgelerde birleşemez. Bu bölgelerde “BUINIER-PRESTON” ya da “GP” zonu denir. Guinier’in açıklamasına göre GP zonları düğüm yada salkım şeklindedir ve yaşlanma sertleşmesinin kaynağını tekil etmektedirler. Geissler ve arkadaşları, Guinier ve Preston tarafından gözlenen difaksion için ayrı bir açıklama yaptılar. Onlar difüze çizgileri, çok küçük boyutlardaki partiküller ve bu partikülleri de q¢ transmisyon latisinin ilk büyütme durumunun kaynağı olarak açıkladılar. Bu görüşe göre GP zonları transmisyon latisinin büyümesi ile oluşur. Bugün en iyi açıklamayı yapan teori yukarıdaki açıklamaların ve gelişmelerin bir sonucudur. Şöyle ki: Alaşımdaki kimyasal elemanların yer ye konsatre olması sonucunda çökeleğin ilkel çekirdekleri oluşur. Bu çekirdekler eriyen metal atomları cinsinden zengindirler. Bu nedenle, çekirdeklerin büyümesi de ancak eriyen atomların bu çekirdeklere yayınmasıyla mümkündür. Çökelmenin yayınma ile kontrol edilebilir olması, çökeltme ısıl işlem sıcaklığı yükseldikçe çökelme hızının niçin arttığını açıklamak için yeterlidir. Birçok çökelme sertleşmesi sistemlerinde billur yapıları transmisyon kafesi teşkil edecek derecede gelişmeden sonra ana kafesten ayrılır ve denge halinde çökelek durumuna geçerler. Denge çökeleği içinde oluştuğu matrikse göre belirli doğrultularda bulunuyorsa da ara billur yapılarını teşkil eden bu kafes arasında atom atoma bir uyuşum yani koherans durumu yoktur. Fakat denge çökeleğinin meydana getirdiği sertlik düşüktür. Dolayısıyla aşırı yaşlanma (yumuşama) bu dengeli yapının oluşumu ile ilgilidir. Birçok alaşım sistemlerine ara yapı yeterli miktarda bir kafes distorsionu meydana getirmeden önce çökeleği oluşturduğundan önemli derecede sertleşme olur. Yaşlanmaya Etki Eden Faktörler (5) Bu faktörleri şöyle sıralayabiliriz. A)SICAKLIK Sıcaklık arttıkça yaşlanma süresi kısalır. Yani sıcaklık yaşlanma oranını arttırır. B) GREN HUDUTLARI İyi grenli alaşımlar aynı sıcaklıkta daha iyi çökebilen ve bu çökelme gren hudutlarında olur. C) KOMPOZİSYON Sabit sıcaklıkta hem yaşlanma hem de maximum sertlik, eriyen elementin artışı ile artar. Bunun derecesi de eriyebilirlik üst sınırına kadardır. D) SOĞUK İŞLEM Soğuk işlem varlığı yaşlanma oranını arttırır. E) ZAMAN Yaşlanma zaman doğru orantılıdır. Compton Olayı Compton Olayı: Fotoelektrik etki dışında, ışığın kuantumlanmasını gerçekleyen diğer bir olayda Compton olayı olarak adlandırılır. 1922 yılında A. H. COMPTON (1892-1962; Nobel ödülü 1927); Röntgen ışını ve zayıf bağlanmış elektronlu madde arasındaki etkileşimin (Şekil 1), ışığın dalga modeliyle açıklanamayacağını göstermiştir. Klasik dalga modeline göre; Röntgen ışını ve madde arasındaki karşılıklı etki sürecinde, sadece madde üzerine gelen Röntgen ışınının dalga boyu gözlemlenebilir. Ancak yapılan deneyde, asıl ışımanın yanında daha büyük dalga boylu başka bir ışıma daha gözlemlenir. Compton bundan başka, dalga boyundaki değişimin sadece saçılma açısına bağlı olduğunu da tespit etmiştir. Compton bu olayların açıklaması için, madde üzerine gelen Röntgen ışınının (fotonun) dalga boyu değişiminin (ya da frekans değişiminin), ışının maddenin elektronlarıyla karşılıklı etki esnasında oluştuğunu kabul etmiştir. Bu esnada, Röntgen ışını bir miktar enerjisini ve momentumunu elektronlara aktarmaktadır. Şekil 1. Röntgen ışını (fotonlar) ve madde arasındaki karşılıklı etkileşim. Röntgen ışını (fotonlar) ve madde arasındaki karşılıklı etkileşimde, enerji ve momentum korunum yasalarını kullanarak aşağıdaki eşitliklerini yazabiliriz: E foton,i + E elektron,i = E foton,s + E elektron,s p foton,i + p elektron,i = p foton,s + p elektron,s Burada i ve s imleri, enerji ve momentum değerlerinin başlangıç ve son durumlarını ifade etmektedirler. Bu denklemlerden fotonun çarpışmadan önceki dalga boyu ve çarpışmadan sonraki dalga boyu ve saçılma açısı arasındaki ilişki elde edilir: Dl = l1 - l0 = (1 - cos q). (34) Burada; h Planck sabiti, m elektronun kütlesi ve c ışık hızıdır. Eğer karşılıklı etkileşim sırasında fotonun bir miktar enerjisini ve momentini elektronun üzerine aktardığı hesaba katılırsa, fotonun dalga boyundaki değişim açıklanabilir. Şimdi bu olayı deneysel olarak incelemek için interaktif ekran deneyini kullanabiliriz. DENEY: (İnteraktif Ekran Deneyi) Deneyde Şekil 2'deki kaynaktan çıkan ışımayı kullanıyoruz. Bir saçılım cismindeki (burada plastik-cam silindir) saçılan ışımanın enerjisi çeşitli saçılma açılarında ölçülebilinir. Deneyin hedefi, kaynağın ışımasının dalga boyu (saçılan fotonun enerjisi) plastik-cam silindir ile karşılıklı etki esnasında artan açıyla birlikte gerçekten büyüyüp büyümediğini araştırmak olacaktır (enerji tersine azalmalıdır). Şekil 2 ompton olayı interaktif ekran deneyiŞekil 3:Saçılma açısı için 'un spektrum karşılığı (1:imleç 2:sol-tuş 3:sağ-tuş) Şekil 4'de oranlı olarak saçılma açısının değerleri için enerji ve kuvvet değerleri gösterilmiştir. Şekil 4: Işımadan sonra ışının enerjisinin saçılma açısına (şekilde saçılma açısı olarak alınmış) bağlılığı Burada esnasında maksimum uzunluk ve yükseklik gösterilmiştir.Fotonun enerjisinin artan açılarla küçüleceği bilinir. ( bununla uygun dalga boyları büyür ) Demek ki dalga boyu değişimi saçılma açısına bağlıdır. Bu olay fotonun bir miktar enerjisini ve momentini elektron üzerine geçirmesi suretiyle gerçekleşir. Bu karşılıklı etki sürecinde enerji ve momentum korunum yasaları da geçerlidir. Uyarı: Küçük enerji değerlerinden yarım değer genişliği tam olarak tespit edilemez. SONUÇ: * Compton olayının bu teorisi bu olayların tek mümkün yorumu değildir. Bilinmektedir ki, elektronlarda dalga paketçiklerine sahiptirler, aynı zamanda bu olayların ışık paketçiği fikri olmaksızın bir dalga teorisi yorumu da akla yakındır. Bundan başka DÖRING 1973 açıklaması da vardır. * Burada ölçüm programı ışımanın dalga boyunu değil, aksine enerjisini gösterir, dalga boyu değişiminin eski formülü yerine enerji değişiminin uygun bir formülü kullanılmalıdır.Daha sonra ile denklemini elde ederiz. Işık, fotoelektrik ve Compton olaylarında; şu ana kadar ki bir çok olayda gösterdiği dalga özelliğinin yanında, tanecik özelliğide sergilemektedir. Tıpkı elektronlarda olduğu gibi, ışık da dalga ve tanecik özelliklerini gösteren, ancak tanımlamak istediğimizde yeni bir şey olarak ifade edebileceğimiz, “Kuantum Nesneleri” dir Compton Olayı Compton Olayı: Fotoelektrik etki dışında, ışığın kuantumlanmasını gerçekleyen diğer bir olayda Compton olayı olarak adlandırılır. 1922 yılında A. H. COMPTON (1892-1962; Nobel ödülü 1927); Röntgen ışını ve zayıf bağlanmış elektronlu madde arasındaki etkileşimin (Şekil 1), ışığın dalga modeliyle açıklanamayacağını göstermiştir. Klasik dalga modeline göre; Röntgen ışını ve madde arasındaki karşılıklı etki sürecinde, sadece madde üzerine gelen Röntgen ışınının dalga boyu gözlemlenebilir. Ancak yapılan deneyde, asıl ışımanın yanında daha büyük dalga boylu başka bir ışıma daha gözlemlenir. Compton bundan başka, dalga boyundaki değişimin sadece saçılma açısına bağlı olduğunu da tespit etmiştir. Compton bu olayların açıklaması için, madde üzerine gelen Röntgen ışınının (fotonun) dalga boyu değişiminin (ya da frekans değişiminin), ışının maddenin elektronlarıyla karşılıklı etki esnasında oluştuğunu kabul etmiştir. Bu esnada, Röntgen ışını bir miktar enerjisini ve momentumunu elektronlara aktarmaktadır. Şekil 1. Röntgen ışını (fotonlar) ve madde arasındaki karşılıklı etkileşim. Röntgen ışını (fotonlar) ve madde arasındaki karşılıklı etkileşimde, enerji ve momentum korunum yasalarını kullanarak aşağıdaki eşitliklerini yazabiliriz: E foton,i + E elektron,i = E foton,s + E elektron,s p foton,i + p elektron,i = p foton,s + p elektron,s Burada i ve s imleri, enerji ve momentum değerlerinin başlangıç ve son durumlarını ifade etmektedirler. Bu denklemlerden fotonun çarpışmadan önceki dalga boyu ve çarpışmadan sonraki dalga boyu ve saçılma açısı arasındaki ilişki elde edilir: Dl = l1 - l0 = (1 - cos q). (34) Burada; h Planck sabiti, m elektronun kütlesi ve c ışık hızıdır. Eğer karşılıklı etkileşim sırasında fotonun bir miktar enerjisini ve momentini elektronun üzerine aktardığı hesaba katılırsa, fotonun dalga boyundaki değişim açıklanabilir. Şimdi bu olayı deneysel olarak incelemek için interaktif ekran deneyini kullanabiliriz. DENEY: (İnteraktif Ekran Deneyi) Deneyde Şekil 2'deki kaynaktan çıkan ışımayı kullanıyoruz. Bir saçılım cismindeki (burada plastik-cam silindir) saçılan ışımanın enerjisi çeşitli saçılma açılarında ölçülebilinir. Deneyin hedefi, kaynağın ışımasının dalga boyu (saçılan fotonun enerjisi) plastik-cam silindir ile karşılıklı etki esnasında artan açıyla birlikte gerçekten büyüyüp büyümediğini araştırmak olacaktır (enerji tersine azalmalıdır). Şekil 2 ompton olayı interaktif ekran deneyiŞekil 3:Saçılma açısı için 'un spektrum karşılığı (1:imleç 2:sol-tuş 3:sağ-tuş) Şekil 4'de oranlı olarak saçılma açısının değerleri için enerji ve kuvvet değerleri gösterilmiştir. Şekil 4: Işımadan sonra ışının enerjisinin saçılma açısına (şekilde saçılma açısı olarak alınmış) bağlılığı Burada esnasında maksimum uzunluk ve yükseklik gösterilmiştir.Fotonun enerjisinin artan açılarla küçüleceği bilinir. ( bununla uygun dalga boyları büyür ) Demek ki dalga boyu değişimi saçılma açısına bağlıdır. Bu olay fotonun bir miktar enerjisini ve momentini elektron üzerine geçirmesi suretiyle gerçekleşir. Bu karşılıklı etki sürecinde enerji ve momentum korunum yasaları da geçerlidir. Uyarı: Küçük enerji değerlerinden yarım değer genişliği tam olarak tespit edilemez. SONUÇ: * Compton olayının bu teorisi bu olayların tek mümkün yorumu değildir. Bilinmektedir ki, elektronlarda dalga paketçiklerine sahiptirler, aynı zamanda bu olayların ışık paketçiği fikri olmaksızın bir dalga teorisi yorumu da akla yakındır. Bundan başka DÖRING 1973 açıklaması da vardır. * Burada ölçüm programı ışımanın dalga boyunu değil, aksine enerjisini gösterir, dalga boyu değişiminin eski formülü yerine enerji değişiminin uygun bir formülü kullanılmalıdır.Daha sonra ile denklemini elde ederiz. Işık, fotoelektrik ve Compton olaylarında; şu ana kadar ki bir çok olayda gösterdiği dalga özelliğinin yanında, tanecik özelliğide sergilemektedir. Tıpkı elektronlarda olduğu gibi, ışık da dalga ve tanecik özelliklerini gösteren, ancak tanımlamak istediğimizde yeni bir şey olarak ifade edebileceğimiz, “Kuantum Nesneleri” dir Işık Dalgaları -------------------------------------------------------------------------------- Galile, ışık hızını saptanması problemini formülleştirdi; ama çözmedi. Bir problemin formüllleştirilmesi, çoğu zaman, problemin yalnız bir matematik ya da deney ustalığı sorunu olan çözümünden daha önemlidir. Yeni sorular, yeni olanaklar ortaya koymak, eski problemlere yeni bir açıdan bakmak, yaratıcı hayalgücünü gerektirir ve bilimde gerçek ileremeye damgasını vurur. Galile’nin İki Yeni Bilim’inde, öğretmen ile öğrencileri arasında, ışık hızı üzerine şöyle bir konuşma geçer: "SAGREDO: Peki ama, bu ışık çabukluğunun ne çeşit ve ne kadar büyük bir çabukluk olduğunu düşünmeliyiz? Ani ya da pek birdenbire midir, yoksa öbür hareketler gibi o da zaman mı gerektirmektedir? Bunu deneyle saptayabilir miyiz? "SIMPLICO: Günlük yaşantı, ışığın yayılmasının birdenbire olduğunu göstermektedir; çünkü çok uzağımızda ateşlenen bir topun önce alevini görürüz ve bu, hiç zaman almaz; oysa topun sesi ancak oldukça önemli bir zaman aralığından sonra kulağımıza ulaşır. "SAGREDO: Evet ama Simplico, kimsenin yadırgamadığı bu yaşantıdan benim çıkarabildiğim tek şey, bize ulaşan sesin ışıktan daha yavaş yol aldığıdır; bu, bana ışığın gelişinin apansız olup olmadığını ya da son derece çabuk geliyorsa, yine de zaman alıp almadığını öğretmiyor. "SALVIATI: Bunun ve buna benzer başka küçük gözlemlerin pek az kanıtlayıcı olması, birinde aydınlanmamın, yani ışığın yayılmasının, gerçekten birdenbire olup olmadığını kesinlikle saptamak için bir yöntem düşünmeme yol açtı." Salviati’nin önerdiği deney tekniği ile, yani Galile zamanında ışığın hızını, anlatılan şekilde ölçmek olanağı pek azdı. Süredurum İlkesi, enerjinin korunumu yasası, yalnızca önceden çok iyi bilenen deneyler üzerinde yeni ve özgün bir biçimde düşünmekle bulunmuştur. Galilei’nin, yaptığı deneyin tek kişi ile daha kolay ve eksiksiz yapılabileceğini görmemiş olmasının insanı şaşırttığını söyleyebiliriz. Belirli bir uzaklıkta duran arkadaşının yerine bir ayna koyabilirdi ve ayna, işareti alır almaz kendiliğinden geri gönderirdi. Işık hızını, ilk olarak ve yalnız yeryüzündeki olanaklardan yararlanarak yaptığı deneylerle saptayan Fizeau, aşağı yukarı iki yüz elli yıl sonra, işte bu ilkeyi kullandı. Roemer, ışık hızını daha önce, ama daha az tam olarak, gökbilimsel gözlemlerle saptamıştı. Aşırı bir yük olduğu için, ışık hızının, ancak Yer ile Güneş Sistemi'nin diğer gezegenleri arasındaki uzaklıklarla bir tutulabilen uzaklıklar kullanılarak ya da çok geliştirilmiş bir deney tekniği ile ölçülebileceği bellidir. Birinci yöntem, Roemer’inki, ikincisi Fizeau’nunki idi. Bu ilk deneylerin yapıldığı günlerden beri, ışık hızını gösteren o çok önemli sayı, kesinliği gittikçe artarak birçok kez saptandı. Yüzyılımızda, Michelson, bu amaçla pek ince bir teknik geliştirdi. Bu deneylerin sonuçları kısaca şöyle özetlenebilir: Işığın boşluktaki hızı, yaklaşık olarak, saniyede 300.000 kilometredir (saniyede 186.000 mil). 1675'te Danimarkalı Christensen Roemer (1644-1710) ışığın hızını ölçtü. 1678'de yine Danimarkalı Christian Huygens ise (1629-1695) Işığın Dalga Kuramı'nı ortaya attı. 1781'de Alman William Herschell (1738-1822), 124 cm'lik aynalı teleskobuyla Uranüs'ü keşfetti. Bu, uzak mesafede keşfedilen ilk gezegendi. Yakındakiler binlerce yıldan beri zaten biliniyordu. 1783'te içinde bir insan bulunan ilk balon uçuruldu. Astronomiye büyük bir tutkuyla bağlı olan Edmund Halley (1656-1742), 21 yaşındayken öğrenim gördüğü Oxford'dan ayrılıp St. Helena'ya gitmişti; kuyruklu yıldızlarla ilgili gözlemler yapmıştı. 1682'de gördüğü, bugün de kendi adıyla anılan yıldızın 1758'de yeniden görülebileceğini ileri sürmüştü. Halley'in ölümünden 16 yıl sonra, bu yıldızın görülmesi, Newton'un en inatçı karşıtlarını bile ikna etmeye yetecekti. Evrensel Kütle Çekimi Yasası, Neptün'ün bulunmasıyla, parlak bir şekilde doğrulanmıştı. Astronomlar, Uranüs'ün, Kütle Çekim Yasalarının öngördüğü yörüngesinden, arasıra kaydığını çoktandır gözlüyordu. Uranüs, kimi zaman yavaşlıyor, kimi zaman da sanki görünmez bir kuvvetin etkisiyle hızlanıyordu. Rus astronom Leksel, 18. yüzyılın sonunda Uranus'ün hareketlerine, ötesinde bulunan ve bilinmeyen bir gezegenin neden olacağını ileri sürdü. 1846'da Fransız matematikçi Leverrier, bu yeni Gezegen'in gökteki konumunu hesapladı ve sonra astronomlar o Gezegen'i gözlediler. Kütle Çekim Kuramı'nın gözlemlere tam uyuşmayan bir olayı da Merkür'ün günberisindeki (Güneş'e en yakın noktalar) sapmaydı. Bu olgu uzun süre doğanın açıklanamaz bir kaprisiymiş gibi geldi. O'nun açıklanması, bilimde bir devrim gerektirdi ve bunu da büyük bilim adamı Albert Einstein başaracaktı. David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #2 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Kuvvetİn Cİsİmler Üzerİndekİ Etkİlerİ -------------------------------------------------------------------------------- Bir cismin hareket durumunu etkileyen etkiye kuvvet denir. Evrendeki her türlü itme veya çekme eylemleri kuvvete birer örnektir. Örneğin, Dünya cisimleri kendine doğru çekiyorsa cisimlere bir kuvvet uyguluyordur. Mıknatıs demiri çekiyorsa ona bir kuvvet uyguluyordur. Şimdi kuvvetin cisimler üzerindeki etkilerini inceleyelim. 1. Kuvvet cisimleri hareket ettirir. (Bir cismi elinizle iterseniz onu hareket ettirebilirsiniz.) 2. Hareket eden cisimleri durdurur. (Hareket eden bir cisme hareket yönüne zıt bir kuvvet uygulanınca cisim yavaşlar ve durabilir.) 3. Hareket eden cisimlerin hareket yönünü değiştirir. 4. Cisimlerin şeklini değiştirir. __________________ Bir hareketlinin başka bir hareketliye göre hızına bağıl hız denir. Otobüste hareket eden bir yolcu, trenin hızını yerde duran bir adamdan farklı algılar. Örneğin, trenle otobüs aynı yönde aynı hızla gidiyorsa, otobüsteki adam treni duruyor gibi görür. Dolayısıyla trenin otbüse göre hızı sıfırdır. A hareketlisinin B hareketlisine göre hızı aşağıdaki formülden hesaplanır. Gözlemci B hareketlisidir. ![]() İNDÜKSİYON AKIMI Bir mıknatıs şekildeki gibi akım makarasının içine doğru hızla yaklaştırıldığında ya da makaradan uzaklaştırıldığında ampermetreden akım geçer. Üreteç olmadan elde edilen bu akıma indüksiyon akımı denir. İndüksiyon akımının meydana gelmesinin nedeni kapalı bir devre halinde bulunan iletkenden geçen, magnetik alan kuvvet çizgilerinin sayısının değişmesidir. Kuvvet çizgileri hızlı değişirse indüksiyon akımı büyük, yavaş değişirse küçük olur. Yukarıdaki şekilde de mıknatıs, akım makarasına hızlı yaklaşırsa indüksiyon akımı büyük, yavaş yaklaşırsa akımın şiddeti küçük olur. Mıknatıs yaklaşırken ve uzaklaşırken oluşan akımın yönleri birbirlerine göre zıttır. Makaranın sarım sayısının artması indüksiyon akımının şiddetini artırır. Elektromıknatıs Şekildeki gibi bir demire tel sarılıp, telden bir akım geçirildiğinde demirin K ve L uçları arasında bir magnetik alan meydana gelir. Yani bir mıknatıs elde edilmiş olur. Buna elektromıknatıs denir. Akımın şiddeti ve sarım sayısı ne kadar fazla ise mıknatısın magnetik kuvvet çizgileride o kadar şiddetli, yani mıknatıs güçlü olur. Alternatif Akım Çok sarımlı çerçeve şeklindeki bir iletken, mıknatısın uçları arasındaki düzgün magnetik alan içinde döndürülürse, çerçevenin oluşturduğu alandan geçen magnetik kuvvet çizgileri sürekli değiştiğinden çerçevenin tellerinde yönü ve şiddeti devamlı değişen bir elektrik akımı elde edilir. İndüksiyon yoluyla elde edilen bu akıma alternatif akım denir. Transformatör Alternatif gerilimleri aynı frekansta yükselten yada alçaltan ve bu işlemi az bir kayıpla gerçekleştiren sistemlerdir. Transformatörde, demirden yapılmış levhalar bir araya getirilip, bunların üstlerine farklı sarımlı iki bobin sarılır. Primer sargı elektrik gücünü veren girişe, sekonder sargı da elektrik gücünün alındığı çıkışa bağlanır. Primer devreye uygulanan alternatif gerilim (V) sekonder devreden indüksiyon yoluyla yükselmiş ya da azalmış olarak alınır. Sekonderin sarım sayısı, primerin sarım sayısından fazla ise transformatör yükselten, az ise alçaltan bir transformatördür. Transformatörler doğru akımda çalışmaz yalnızca alternatif akımla çalışır. Verim % 100 ise, sekonderden alınan güç, primerden verilen güce eşittir. Ayrıca gerilimler, sarım sayısıyla orantılı olduğundan, bu eşitlik, Transformatörler gerilimi düşürmek amacıyla kapı zillerinde, teyp ve radyoların elektrik girişinde de kullanılır. Alternatif akımın ampermetre ve voltmetre ile ölçülen değerlerine etkin değerler denir ENERJİNİN TANIMI 1.Maddede var olan ve ısı, ışık biçiminde ortaya çıkan güç 2.Organizmanın etkin gücü 3. Manevi güç. Enerji her yerde bulunan, sezgisel olarak açıkça anladığımız, veya anladığımızı sandığımız kavramların bir bölümünü oluşturur. Yinede bu kavramlar, çok genel olması nedeniyle, ancak soyut (matematiksel) bir tanım alabilir. Pratik bakış açısından bizi daha çok bir enerji biçiminin bir başka enerji biçiminde dönüşümleri ilgilendirdiğinden ilk aşamada enerjinin "yaratılan güç" anlamına geldiğini söylemek yeterlidir. Günlük yaşamımızda çok sayıda kuvvet türü ile karşılaşmamıza rağmen, yalnız iki temel kuvvet söz konusudur: çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler. Ne çekimsel nede elektromanyetik bir kuvvetin söz konusu olduğu nükleer enerji,gerçek bir istisna oluşturur. Bu kuvvet, diğer ikisine göre daha belirsiz gibi görünmektedir, ancak diğerlerinden çok daha şiddetlidir ENERJİ TÜRLERİ: Pratik açıdan enerjinin işletilmesini mümkün kılan enerji biçimlerinin kaynaklarının ve bir enerji biçiminden diğerine geçiş imkanlarının çeşitliliğidir. Enerji yaygın olarak mekanik enerji, ışık enerjisi veya ısı enerjisi biçiminde kullanılır; yanma tepkimelerinden, Güneş ışınlarından, yüksekten düşen su külelerinden, rüzgardan, gelgitlerden, radyoaktif maddelerden elde edilir. Bitkiler klorofil sayesinde güneşin ışık enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürür. Hayvanlarda bunu vücutlarının oluşturduğu çok karmaşık kimya fabrikası sayesinde ısı ve harekete dönüştürür;patlamalı bir motor yanma yoluyla benzinin kimyasal enerjisini ısıyla, sonra bu ısıyı harekete dönüştürür. Olayların bu çeşitliliği karşısında bir birlik aramak ilginç bir çalışmadır. Çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler son çözümlemede göz önüne alınması gereken tek kuvvet türleridir; aynı şekilde gelgit enerjisi, volkanlar (daha genel olarak jeotermik enerji ) ve nükleer enerji dışında diğer tüm enerji biçimleri güneş ışımasından kaynaklanır. Gerçekte besinlerden aldığımız enerji bitkilerin büyümesinden , yani gene Güneşten kaynaklanmaktadır; rüzgar, güneş'in yol açtığı sıcaklık farkları nedeniyle atmosferde ortaya çıkan basınç farklılıklarından doğar; hidroelektirik enerjisinsn kaynağı su düşüşleridir ve su da okyanuslarla çeşitli yeryüzü sularının buharlaşması ve rüzgarla taşınması sonucu oluşan bulutlardan kaynaklanır. Petrolün içerdiği kimyasal enerji, milyonlarca yıl önce yaşamış olan mikroorganizmaların , güneş sayesinde ayrışmasından ve fosilleşmesinden meydana gelir. Bütün bunlar hiç kuşkusuz , her gün Güneşten aldığımız olağanüstü miktardaki enerjiyle mümkün olabilmektedir. (bu enerjinin gücü yaklaşık 4.10 kw'tır) Böylece, ilke olarak bir kaynak, yani Güneş ve iki olarak, bir kaynak yani Güneş ve iki kuvvet, yani çekimsel ve elektromanyetik kuvvetler sayesinde, yeryüzündeki enerji dönüşümüne ve dolaşımına ilişkin hemen hemen bütün temel süreçler incelenebilecektir. Günümüzde, nükleer enerji dışındaki diğer enerji kaynaklarının kullanım alanları pek azdır. Bu güne kadar ancak parçalanma (füzyon) enerjisine egemen olunmuştur. Ama bu enerji de çevreyi kirletmek riski ve maliyeti yüksek ve verimi düşük bir enerji türüdür. Oysa Güneş'in kendi iç enerjisinin bile kaynağı olan ve kaynaşma (füzyon) enerjisi denen, çok üstün bir başka nükleer enerji türü daha vardır; ama bunun denetimli bir şekilde işletilmesi henüz mümkün değildir. ENERJİNİN NİTELİĞİ Bazı enerji çeşitleri diğierlerinden daha kolay kullanılabilir. Bunlar gerek azalabilir. (Enerji Krizleri) Ama toplam miktar değişmez. Enerji dönüşümlerinin yer aldığı sistemlerin büyük karmaşıklığı, çoğu zaman bir dizi temel süreç biçiminde açıklanan matamatiksel bir incelemeden vazgeçilmesini gerektirdiğinden, bunun yerine daha genel tanımlar benimsenir. Karşılıklı olarak ısıl enerjinin mekanik enerjiye ve mekanik enerjinin ısıl enerjiye dönüşmesini inceleyen fizik dalına termodinamik adı verilir. Bu bilim dalının temelini oluşturan ikinci ilke, bir enerji biçimine dönüşmesi üzerine temel bir kısıtlama getirmektedir, buna göre, mekanik enerji tümüyle ısıya dönüştürülebilse de (mesela sürtünmeyle), bunun tersi işlem, %100 bir verimle gerçekleştirilemez. Bu sınırlama, teknolojik düzeyde bir sınırlama değildir, çünkü ne kadar ileri bir teknoloji kullanılırsa kullanılsın, bu durum, aşılmaz bir engel olarak karşımıza çıkacaktır. Ayrıca dönüşüm sırasında bir enerji kaybı da yoktur, çünkü enerji konumlu bir niceliktir; yani bir biçimde mesela mekanik enerji biçiminde kaybolsa bile, aynı miktarda bir başka biçimde, mesela ısı enerjisi olarak gene ortaya çıkacaktır. Mekanik enerji - ısıl enerji dönüşümü sırasında kaybolan, enerjinin belli bir 'niteliği' dir; işte bu yüzden ısı, enerjinin diğerinden kaybetmiş şekli olarak nitelendirilir. Buna göre aslında bir 'enerji krizi' değil olsa olsa biz enerji kalitesi krizi söz konusu olabilir. Gene de enerji üretmek için harcadığımız çabalar, aslında daha düşük nitelikli enerji biçimlerinin aleyhine olarak asil bir enerji biçimi, mesela elektrik enerjisi elde etmeye yöneliktir. Kuşkusuz bu dönüşüm yalnız termodinamiğin ikinci ilkesiyle değil, aynı zamanda sahip olduğumuz teknolojiylede sınırlıdır. İkinci ilke ayrıca Evren'in geri kalan bölümünden yalıtlanmış bir sistemin, toplam enerjisinde değer kaybından başka birşey olmayacağını ileri sürer: kısa veya çok uzun sürede, bütün enerjinin, başlangıçtaki miktarı korumasına karşılık maksimum değer kaybına uğrayacağı bir 'termodinamik ölüm' e mahkumdur. Bu durum elbette Düya için söz konusu değildir, zira dünyamız Evrenden yalıtlanmış değildir ve sürekli olarak Güneşten enerji alır. ENERJİNİN KORUNMASI Ele gelmeyen ama kaçınılmaz bir gereklilik olan enerji, hesaplanmasında kullanılan tüm nesneler ( Somut) dönüşüme uğrasa da değişmeyen bir sayıdır. (Soyut) Enerjinin ve mümkün dönüşümlerininbazı özellikleri bir kere tanımlandıktan sonra, kökenini ve korunumunu anlamak amacıyla, bunun daha kesin bir tanımı verilebilir. Mekanik enerji en bilinen örnektir. Bir ipin ucuna bağlı bir bilyenin durumunu göz önüne alalım ve ipin diğer ucundan çektiğimizi varsayalım, anlaşabileceği gibi, çekmek için uyguladığımız kuvvet ne kadar büyükse ve yer değiştirme miktarı ne kadar uzunsa, harcadığımız güç o kadar fazla olacaktır: ENERJİ = ( KUVVET X YOL ) Başlangıçta hareketsiz halde olan m kütleli bir bilye, bir v hızı alıncaya kadar çekilirse ('k,netik') enerjinin 1/2 mv2 olduğu gösterilebilir. Bununla birlikte, bu nicelik illede korunumlu değildir, çünkü bilye bir v hızıyla yukarıya doğru atılırsa, bunun hızı düşmeden önce azalarak sıfırlanacaktır. Bunda da şaşılacak bir yan yoktur, çünkü bir güç yani bilyenin ağırlığı, bilyenin üzerine etki yapmış ve önceki tanıma uygun olarak enerjisinsi değiştirmiştir. Bu enerji de aslında kaybolmamıştır, çünkü bilye yere düşerken atıldığı noktadan tümüyle aynı v hızıyla (ters yönde) geçecek ve bu yüzden aynı kinetik enerjiye sahip olacaktır. Herşey, sanki bilyeyi Dünya'ya bağlayan bir yay varmış gibi oluşmuştur ve burada yay rolü oynayan çekim alanıdır. Bir enerjinin korunumu yasasını bulabilmek için çekim alanı kavramını işin içine sokmak gerekir. Bu yasa şöyle ortaya konabilir: bilye yükseldikçe ve hızı azaldıkça, çekim alanı içinde enerji depolanır (yay gerilir) ve bilye yere düşmeye başladığında da geri verilir. Böylece bilyenin yukarı çıkışı sürerken durmaksızın kinetik enerjinin çekim enerjisine (buna potansiyel çekim enerjisi denir) önüşümü, iniş sırasındaysa ters dönüşüm söz konusudur. Kinetik enerjiyle potansiyel enerjinin toplamı olarak tanımlanan, bilyenin toplam enerjisinin korunumlu olması için, bu durumda potansiyel çekim enerjisinin tanımını iyice belirlemek gerekir (bu enerji, mgz'ye eşittir, burada g yer çekimi ivmesi ve z belirli bir düzeye göre verilmiş yükseltidir). Potansiyel enerji, korunumlu olacak şekilde hesaplandığından pek de yararlı gibi görünmeyen bu yasa, bununla birlikte bilyenin yörüngesi üzerinde tahminler yapmaya imkan verir, çünkü potansiyel enerji yalnız çekim alanına bağlıdır ve bilyenin hareketiyle ilgili değildir. Buna göre, çekim potansiyel enerjisi kesin olarak hesaplanabilir ve toplam enerjisinin korunumlu olduğu yazılarak, bilyenin hareket denklemi elde edilebilir. ENERJİ VE ZAMAN Bir enerji yok olmuşsa, bir şey onu birlikte götürmüş demektir. Bu büyük buluşlara yol açabilecek bir gerçekliktir. Daha genel olarak, bir sistemin maruz kaldığı her etkileşim için, toplam enerjinin korunumu yasasını kurtarmak için gerekli miktarda enerjiyi eklemek gerekir. 1930'lu yıllarda, enerjinin korunumu yasasını ihlal eder nitelikte nükleer tepkimeler bulunduğunda, fizikçi W. Pauli enerjinin bütün bunlara rağmen herzaman korunumlu olduğunu ve eksilen enerjiyi birlikte götüren şeylerin nötrino (denen birkaç yıl sonrasında algılanacak olan) yeni parçacıklar olduğu varsayımını öne sürdü. Bu bakımdan enerjinin korunumu temel bir ilkedir ve şöyle açıklanabilir: her fiziksel sistem için, zaman içinde korunumlu bir nicelik tanımlanabilir ve buna enerji adı verilir. Çok genel olmasına rağmen bu açıklama, nötrinoların öngörülmesinde olduğu gibi, hiç de basit sayılmayacak tahminlere yol açmıştır. Bu korunum yasasında dikkat çeken özellik, mekanik kimyasal veya başka bir sistemin zaman içinde evrimi ne kadar karmaşık olsa da ve herşey değişiyormuş gibi görünse de, toplam enerjinin her an aynı olması için bu sistemin, çeşitli parçalarının herzaman kendi aralarında bir uyum içinde davranmaları gereğidir. Fiziksel simetri üzerindeki düşünceler; enerjinin korunumunun, gerçekte daha derin bir nedenin (zamanın homojenliği) gözlemlenebilir sonuçlarından biri olduğunu ortaya koymuştur. __________________ David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #3 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Madde Nedir ? ve Maddenin Özellikleri -------------------------------------------------------------------------------- MADDE Madde:Madde kütlesi,hacmi ve eylemsizliği olan her şeydir.Maddenin aynı zamanda kütlesi hacmi vardır.maddenin üç fiziksel hali vardır: 1)Katı:Maddenin belirli bir şekle ve hacme sahip en düzenli halidir. Örnekemir,Tahta,Buz birer katı örneğidir. 2)Sıvı:Sıvı maddenin belirli bir hacmi vardır,ancak belirli bir şekli yoktur.Sıvıyı oluşturan tanecikler arasında az da olsa boşluk bulunur.Örnek: Su.benzin,alkol 3)Gaz: Maddenin sıvı hal gibi belirli bir şekli yoktur.Bir gazın hacmi bulunduğu kabın hacmine eşittir.Gazların hacimleri basınç ve sıcaklıklarına bağlı olarak değişir.Hava,Karbondioksit,oks ijen birer gazdır. Maddenin ortak özellikleri: Kütle:Madde miktarı ile büyüklüktür.Kütlenin SI’daki birimini kilogram(kg) dır.Ancak kg’ın binde biri olan gram (g)’da kullanır. Hacim:Bir maddenin atmosferde kapladığı yerdir.Hacim’in birimi metre küp (m3) olarak kullanırız.günlük hayata ve deneylerde litre (L)olarak kullanırız. Maddenin ayırt edici özellikleri: Özkütle: maddenin kütlesine ve hacmine baglıdır Erime Noktası:Bir maddenin katı haleden sıvı hale geçmesidir.Sıvılar için ayırt edicidir. Donma Noktası:Bir maddenin sıvı halden katı hale geçmesidir. Sıvılar için ayırt edicidir. Kaynama Noktası: Bir maddenin sıvı halden gaz haline geçmesidir. Sıvılar için ayırt edicidir. Yoğunlaşma Noktası:Bir maddenin gaz halinden sıvı hale geçmesidir.Gazlar için ayırt edicidir. Süblinleşme: Bir maddenin katı halden gaz haline geçmesidir.Katılar için ayırt edici özelliktir. Etrafımızda çok değişik maddeler vardır.Bu maddelerin aynı yada farklı olduklarını nasıl ayırt edebilirsiniz.Bu maddelerin sadece kütlelerini yada hacimlerini ölçmemiz bunları farklılandırmak için yeterli mi? Bir maddenin farklı olduğunu hacim ve kütlelerini ölçmekle tamamen farklı olduğunu söyleyemeyiz. Bunun yanında karşılaştırılan maddelerin erime noktası, kaynama noktası gibi özelliklerine de bakmamız gerekmektedir. Sadece kütle ve hacimleri ölçmekle yoğunluk hesabı yaparak kısmen de olsa maddenin aynı ya da farklı olduğunu söylemek de mümkündür. Suyun kaynama noktası 100 oC dir. Su kaç oC de buharlaşır? Buharlaşma olayını açıklayarak, kaynama noktası ile karşılaştırmasını yapınız. Suyun kaynama noktası 100 oC olması demek suyun bu noktanın altında buharlaşmayacağını göstermez. Su her zaman donma noktasının üzerinde buharlaşır. Suyun Kaynama noktası dış basınca karşı yapılan bir işlemdir. Su dış basınç ile aynı düzeye geldiğinde kaynamaya başlar. Su donma noktasının dışında dışarıdan aldığı ısıyı değerlendirerek kaynama noktasına bakmaksızın buharlaşma işlemini gerçekleştirir. Göller ve nehirler kışın donarlar, ama içlerindeki hayat devam eder. Bu nasıl gerçekleşir? Buzun yoğunluğu suyunkinden azdır ve bu nedenle buz su üzerinde yüzer. Isı iletimi konusunda kötü bir iletken olan buz, suyu aşağıda yalıtır ve bu suyun sıcaklığının donma noktasının altında kalmasını sağlar. Aslında böyle olması işimize gelir, çünkü en üstten en alta kadar bütün su kütlesi donacak olsa, su içindeki hayat tamamen yok olurdu. Üstelik sıcaklık 0 o C’ın biraz üstüne çıktığında, buz tabakasının üst kısımları erimeye başlamaz. Bunun nedeni buzun bazen erime noktasının üzerindeyken bile yarı kararlı katı halde kalabilmesidir. Bu durum buzun saflık derecesiyle ilgilidir. Element : Yapısında tek cins atom ihtiva eden saf maddelerdir. Örneğin, Fe, C, N, O... Metaller ve genel Özellikleri 1. Isı ve elektriği iyi iletirler. 2. Hg hariç hepsi oda sıcaklığında katıdır. 3. Asit çözeltileriyle çoğu H2 gazı açığa çıkarırlar. 4. Kendi aralarında bileşik yapamazlar, fiziksel bir karışım olan alaşımları oluştururlar. Örneğin prinç (Cu-Zn), tunç (Cu-Sn) , çelik (Fe-C-Cr...), 18 ayar altın (%75 altın-%25 Cu) 5. Elektron almazlar. 6. Yüzeyleri parlaktır. 7. Dövülebilir,tel ve levha haline getirilebilirler. Ametaller ve genel Özellikleri 1. Isı ve elektriği iletmezler. 2. Oda sıcaklığında çoğu gaz halindedir. 3. Kendi aralarında ve metallerle bileşik yapabilirler. 4. Elektron alış-verişi yapabilirler. 5. Sulu asitlere çoğu etki etmez. 6. Yüzeyleri mattır. 7. Kırılgandırlar. Bileşik : Yapısında en az iki cins atom ihtiva eden saf maddelerdir. Örneğin, H2O, C6H12O6, NH3... Çözelti: Birbiri içerisinde homojen dağılmasıyla oluşan karışımlara çözelti denir. Hava, lehim,gazoz,deniz suyu....gibi. Süspansiyon : Bir katının bir sıvı içerisinde ya da havada (sis içinde) çözünmeden dağılmasıyla oluşan heterojen karışımlardır. Ayran,kahve,tebeşir tozu+su.... Emülsiyon : Bir sıvının başka bir sıvı içerisinde çözünmeden dağılmasıyla oluşan heterojen karışımlardır. Örnek: Zeytinyağlı su, benzinli su... Karışımlarla Bileşikler Arasındaki Farklar ve Ortak Yanları 1. Karışımı oluşturan maddeler karışım içerisinde kendi özelliğini koruduğu halde bileşiği oluşturan elementler fiziksel ve kimyasal tüm özelliklerini kaybederler. 2. Karışımı oluşturan maddeler her oranda karıştığı halde, bileşiği oluşturan elementlerin kütleleri arasında her zaman basit bir oran vardır. 3. Karışımlar fiziksel yollarla oluşur ve fiziksel yöntemler bileşenlerine ayrılır. Bileşikler ise kimyasal yolla oluşur ve kimyasal yöntemlerle ayrışırılar. 4. Karışımların formülü olmadığı halde, her bileşiğin mutlaka bir kimyasal formülü vardır. 5. Karışımların belirli fiziksel özelliği (öz kütle, kaynama noktası, erime noktası...) olmadığı halde bileşikler bu özelliklere sahip saf maddelerdir. 6. Karışımlar ve bileşikler oluşurken toplam kütle korunur. Bu durum her ikisi içinde ortaktır. 7. Karışımlar ve bileşikler en az iki cins atom ihtiva ederler. Ayırt edici Özellikler 1.Öz Kütle : Bir maddenin birim hacminin kütlesine denir. Katı-sıvı-gazlar için ayırt edicidir. m=d.v Öz kütleyi sadece sıcaklık ve basınç değiştirebilir. Sıcaklık arttıkça maddenin hacmi artar fakat kütle değişmez. Hacim artınca öz kütle azalır. 2. Kaynama Sıcaklığı : Saf bir sıvının buhar basıncının atmosfer basıncına eşit olduğu sıcaklığa kaynama sıcaklığı denir. Sıvılar ve gazlar için ayırt edici bir özelliktir, çünkü kaynama sıcaklığı yoğunlaşma sıcaklığına eşittir. Tüm maddelerin ortak iki özelliği, kütle ve hacimdir. Kütle:Kütle bir cisimde ki madde miktarıdır. (Kütle ile ağırlık aynı anlama gelmez)Bir cisme etkiyen yer çekimi kuvveti onun ağırlığıdır. Dünya'da ve Ay'da yer çekimi farklı olduğundan burada ölçülen ağırlıklarda farklıdır.Ama madde miktarı(kütlesi) her yerde aynı olduğundan değişmez. Hacim:Maddenin boşlukta kapladığı yerdir.Her maddenin bir hacmi vardır Bir maddenin diğer maddelerden farklılık gösteren özellikleri,onun ayırt edici özelliğidir. Maddenin şekline, miktarına, tadına, kokusuna vb. bağlı olmayan,madde üzerinde doğrudan doğruya görünmeyen farkları ortaya koyan özelliklere ayırt edici özellikleri diyoruz Öz kütle, esneklik,erime ve kaynama noktası,öz ısı, genleşme ve çözünürlük sıkça karşılaştığımız belli başlı ayırt edici özelliklerdir. David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #4 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Elektriksel Potansiyel Enerji...! -------------------------------------------------------------------------------- Zıt yükler birbirini çeker.Bu çekme kuvveti nedeniyle cisimlerin mesafesini korumak gerekir.Bunun içinde kuvvet harcarız.Kuvvet harcamaktan dolayı bir iş yapılmış olur. Aynı cins yükler ise birbirlerini iter.Yine cisimleri yerinde tutmak için harcanan kuvvet nedeni ile iş yapılmış olur.Bu yapılan iş cisimlerde potansiyel enerji olarak saklanmış olur.Yani elektriksel potansiyel enerji yapılan işe eşittir. İki kütle arasındaki çekim kuvvetinden dolayı(F=mm/d2) kütlelerin potansiyel enerjiye sahip oldukları bilinmektedir.(Ep=Gmm/d). İki yük arasındaki elektriksel kuvvet (F=kq1q2/d2) dir. Buradan elektriksel potansiyel enerji ifadesini Ep(W)=kq1q2/d2 şeklinde yazmak mümkündür. k:Nm2/C2 d: m q: C alınır ise Ep: Joule olur. Aynı işaretli iki yükün elk.potansiyel enerjizi pozitif(+), zıt yüklü iseler negatif ( - ) olur Elk.potansiyel enerji skaler bir büyüklük olup işlemler cebirsel olarak yapılır. Moment Ve Denge...! -------------------------------------------------------------------------------- Moment kuvvetin döndürücü etkisine denir.(M) harfi ile gösterilir ve birimi SI birim sisteminde N.m dir. Diğer bir ifade ile momenti tanımlayacak olur isek:Uygulanan kuvvet ile dönme noktasına olan dik uzaklığın çarpımıdır. F=kuvvet d=Dönme noktasına olan dik uzaklık M=Moment ise: M=F.d olacaktır. Özellikler 1-Moment vektörel bir büyüklüktür 2-Kuvvet ne kadar uzaklıktan uygulanırsa döndürücü etkisi o kadar artar. 3-Dönme noktasına etki eden kuvvetlerin momentleri sıfırdır. 4-Uygulanan kuvvet ile dik uzaklığın çarpımı momenti verir. 5-Birbirine eşit birden fazla kuvvet uygulandığında dik uygulanan kuvvetin döndürücü etkisi yani momenti daha fazladır. 6-Bir noktaya etki eden birden fazla kuvvetin toplam momenti kuvvetlerin ayrı ayrı momentlerinin cebirsel toplamına eşittir Yani MT=M1+M2+M3+......Mn 7-Bir noktaya göre kuvvetlerin mometlerini alırken saat yönünde döndüren kuvvetler + alınırsa tersi yönde döndürenler – alınarak momentleri bulunur ve toplanır.Eğer momentin değeri + çıkarsa cisim + yönde seçtiğimiz kuvvetler yönünde dönüyor demektir. – çıkarsa tersi durum söz konusudur. DENGE Bir cismin dengede olması demek;ya duruyor olması yada hareket ediyor ise sabit hızla hareket etmesi demektir.Buna göre bazı şartların sağlanmış olması gerekir. 1-Cisme etki eden kuvvetlerin bileşkesi sıfır olmalı (R=0) 2-Cisme etki eden kuvvetlerin momentleri toplamı sıfır olmalıdır.M=0 Kesişen kuvvetlerin dengesi bileşkelerinin sıfır olmasıdır.şayet kesişen 3 kuvvet dengede ise bu kuvvetlerden herhangi ikisinin bileşkesi mutlaka zıt yöndeki üçüncü kuvvete eşittir. Paralel kuvvetlerin dengesine gelirsek: Bu durumda R=0 özelliği yeterli olmaz.Bu durumda cisim öteleme hareketi yapamayacak ama dönmesi muhtemel olacaktır.O halde 2.bir şart gereklidir.Bunun için 2.şart şudur: Dönme hareketininde olmaması için momentlerin cebirsel toplamı sıfır olmalıdır.Yani: R=0 M=0 şartları birlikte sağlanmalıdır Paralel kuvvetlerde bileşkenin uygulama noktasını bulmak ve bu kuvvetlerle ilgili denge problemlerini çözmek için: 1-Sistemin dengede olup olmadığına bakılır.dengede değilse dengeye getirilir (Bileşkeye eşit ve zıt yönlü kuvvet uygulanır) David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #5 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
bunu ara bilgi olarak veriyorum X- IŞinlarinin KeŞfİ -------------------------------------------------------------------------------- Fizik tarihi keşiflerle doludur. Bu keşifler, kimi zaman ön görülen bir teoriyi kanıtlamak için yapılan sayısız deneyler sonrasında, kimi zamanda hiç beklenmedik bir anda, tevafuk sonucu karşımıza çıkıverir. Bilim adamının bilimsel merakının bir ürünü olan bu keşifler bilim tarihinin önemli kilometre taşlarını oluşturur. Wilhelm Röntgen (1845-1923) de fizik dünyasındaki sayısız keşiflerden birine imza atmıştır. Bundan tam 100 yıl önce gerçekleştirdiği bir deneyin sonuçları, bugün yaşantımızla iç içe geçmiş birçok aygıtın temelini oluşturdu. Röntgen, 1895 yılının yazında katot ışılarıyla uğraşmaya başlamıştı.Ancak, bu çalışmasına hız vermesi 1895 yılının sonbaharında, üniversitedeki rektörlük grevinden ayrıldığı zamana rastlıyor. Röntgeni bu çalışmalarında Crookes tüpü adı verilen havası alınmış bir cam tüpün başında görüyoruz. Hava geçirmeyen armut şeklindeki bu tüpün içinde anot ve katot isimli iki metal plaka vardır. Katot, armut şeklindeki bu tüpün sap kısmına yerleştirilmiş içbükey bir metaldir. Anot ise, armudun diğer ucundadır. Bir pompa yardımı ile içindeki hava basıncı, atmosfer basıncının milyonda birine kadar düşürülen tüpün uçları bir akım kaynağına bağlandığında yeşil renkte bir florasans ışığı gözlenir. Röntgen, 8 Kasım 1985 günü, akşamın geç saatlerinde her zamanki gibi lâboratuarında her yanı siyah kartonlarla kaplı Crookes tüpü ile çalışırken tevafuk sonucu masanın üzerindeki baryum plosiyanür kristallerinin siyah ışınını fark eder. Bu ilginç gözlemin üzerine gittiğinde o zamana denk hiç kimse tarafından fark edilemeyen bu ışımanın Crookes tüpünden gelen ışınlar yüzünden olabileceğini düşünür.İzleyen 8 hafta boyunca bu garip ışınların özelliklerini incelemek için sıkı bir çalışma içine girer. Bu süre boyunca keşfini kimseye anlatmayan Röntgen, yatağını çalışmalarını aralısı sürdürdüğü lâboratuarına taşır. Çalışmaları sırasında emin olabilmek için tüple ekran arasına değişik bir çok nesne yerleştirir ve florasans ışımasına, tüpten ekrana doğru düzgün bir yol izleyen fakat görünmeyen bir ışınımın neden olduğu sonucuna varır. Röntgen, yapısını tam olarak açıklayamadığı bu ışınımlara, bilinmeyen anlamında “x” sembolünü kullanarak “x-ışınları” adını verir. Keşfettiği bu ışınlar katı maddelerden geçmekte ve ışının geçtiği çeşitli nesneler ekran üzerinde gölgeler oluşturmaktadır. Özellikle kurşun gibi ağır metallerden yapılmış cisimler, tahta, alüminyum, kağıt gibi daha hafif maddelerden daha net görünür ve görüntüler, fotoğraf levhalarını tıpkı görünür ışık gibi etkiler. Röntgen, x-ışınlarının bu özelliğini fark ettikten sonra ilk x-ışını fotoğrafını çeker. Bunlar tahta bir kutunun içindeki metal eşyalar ile karısının elinin iskeletinin fotoğrafıdır. İlk röntgen görüntülerinin fotoğrafını çektikten sonra x-ışınlarıyla ilgili hemen hemen tüm bilgileri elde eden Röntgen, 28 Aralık 1895’ de Würzburg Fiziksel Tıp Topluluğu’na, çalışmalarını aktardığı “Yeni Bir Tür Işın Üzerine” başlıklı bildirisini sunar. Röntgen topluluğun bildirileri arasında yayımlanan bir makaleyi 1896 yılında meslektaşları için yeniden yayılar ve bu makale 23 Ocak2da İngiliz “Nature”, 14 Şubat’da Amerikan “Science” ve 8 Şubat’da Fransız “L’Elairage”dergilerinde yer alır. Röntgen, günlük gazetelere girecek kadar büyük sansasyona yol açan bu buluşunu, 13 Ocak 1896 günü Berlin İmparatorluk Saray’ında imparatorun huzurunda sergiler. Dönüşünde öğrencileri onu, fener alaylı muhteşem bir törenle karşılar. Röntgen, bu konudaki ilk konferansını 23 Ocak 1896’da, Würzburg Fiziksel Tıp Topluluğu’nda yapılan ve öğrencilerin, öğretim görevlilerinin yanı sıra Würzburg garnizonu subaylarının da bir oturumda verir.Röntgen, mütevazı bir tavırla sunduğu, sık sık alkışlarla kesilen bu konuşmasında deneyini şöyle özetler: Işınların siyah kağıdın içinden geçmesi benim için umulmadık bir durumdu. Aynı şeyi odun ve kağıt yığınları ile de denemiş olmama rağmen, yinede yanılmış olabileceğimi düşünüyordum. Sonra yardıma fotoğraf yetişti ve deney başarılı oldu.” Röntgen, konferansın bitiminde ünlü anatomisi Geheimrant von Koellikeer’ in elinin x-ışını fotoğrafını çektiği bir gösteri yapar. Gördükleri karşısında heyecanlanan von Koellikeer bir konuşma yaparak yeni bulunan bu ışınların x-ışınları olan bu adının, “Röntgen Işınları”olarak değiştirilmesini önerir. W.C. Röntgen’in uluslar arası bir üne kavuşması işte bu olaydan sonra gerçekleşir. Kendisine yaklaşık 80 bilisel ödül ve çok sayıda bilimsel topluluğun üyeliği verilir ve adı, içlerinde Würzburg’unda bulunduğu birçok şehrin caddelerini süsler. Bütün bu ödül ve payelerin arasında hiç kuşkusuz en önemli olanı 10 Aralık 1901’deverilen ilk Nobel Fizik Ödülü dür.Bu verilen ilk Nobel Fizik Ödülü dür. Röntgen, bu ödülün nakit kısmı olan 50000 Kronu Würzburg Üniversitesi’ne bağışlar. David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #6 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ara bilgi Barlow Çarkı -------------------------------------------------------------------------------- Laboratuar deneylerinde kullanılan bir elektrik motorunun ilk örneğine verilen ad. Barlow çarkı, İngiliz fizikçi ve matematikçisi Peter Barlow (1767 - 1862) tarafından 1828 yılında düşünülmüştür. Bu âletin esası yatakları bir elektrik akımı üreticinin bir kutbuna bağlanmış yapay bir eksen etrafında dönebilen bir diskten ibarettir. Çarkın kenarı, elektrik üreticinin öbür kutpuna bağlı olan cıva dolu küçük bir çanağa batacak durumdadır, çark at nalı biçiminde bir mıknatısın kolları arasına yerleştirilmiştir. Akım verilince meydana gelen elektromagnetik kuvvet diskin sürekli olarak dönmesini sağlar; böylece küçük güçlü bir elektrik motörü modeli elde edilmiş olur. David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #7 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Genel fizik anlatımı -------------------------------------------------------------------------------- Fizik veya Doğabilim (Yunanca; φυσικός (physikos: doğal), φύσις (doğa: doğa)), enerji ve maddenin etkileşimini inceleyen bilim dalıdır. Fen bilimlerinin en eskisi olan ve temelini oluşturan Fizik kainatın temel prensipleriyle ilgilenir. Madde ve madde bileşenlerini inceleyen, aynı zamanda bunların etkileşimlerini açıklamaya çalışan Fizik'in amacı evrendeki "gözlenebilir" niceliklerin (enerji, momentum, açısal momentum, spin, v.s...) "nasıl" değiştiğini anlamaktır. "Niye" değiştiğini sorgulamak çoğunlukla Felsefe'nin Metafizik dalının veya Teoloji'nin işidir. Fiziğin evinimi anlatmak için, temel fizik kuramlarının formulasyonunda kullandığı temel araçlar Diferansiyel denklemler ve İntegro-diferansiyal denklemler olarak sıralanabilir. Hatta çoğu temel fizik kuramı sadece diferensiyal denklemler kullanarak formule edilmiştir. (örn. Newton'un hareket kanunları, Maxwell denklemleri, Einstein denklemleri, Kuantum Fiziği ya da Schrödinger denklemi, Dirac denklemi). __________________ bulut nedir?nasıl oluşur?neden beyazdır?yağmur nedir? -------------------------------------------------------------------------------- Bulut nedir? Bulut havadaki su buharının yani nemin birleşerek oluşturduğu ve kilometrelerce yukarıda rüzgarlar yardımıyla oradan oraya gezen ve bazen de yağmur olarak yer yüzüne düşen kütlelerdir.Özellikle beyaz olanlar pamuk gibi gökyüzünü süslerler. Bulut Nasıl Oluşur? Özellikle deniz,göl ve okyanus civarında hava ısındığında yükselir ve beraberinde nem yüklü tanecikleri de taşır.Bunlar bir nevi havadaki su buharıdır.Bu nem taşıyan sıcak hava akımı atmosferde yükselirken,atmosferin özelliğinden dolayı çevresindeki havanın basıncı ve sıcaklığı azalır.(Yukarı çıkıldıkça sıcaklık her yüz metrede yaklaşık 1 derece düşer ve her 10 metre de barometre yaklaşık 1 milibar düşer) Etrafındaki basınç azaldığı için bu nem taşıyan hava molekülleri genleşir ve yoğunlaşarak nemin soğumasına neden olur ve sonucunda bulut oluşur.Bulut daha fazla soğudukça daha fazla nem yoğuşması olur ve su damlacıkları daha büyük bulutlar oluşturur. Yağmur Nedir? Tepemizde gezinen orta büyüklükteki bir bulutun(yaklaşık çapı 1 kilometre) hacmi 4 milyar metreküptür ve içinde 1 ile 5 milyon kilogram su vardır.Peki bu tonlarca ağırlık nasılda kilometrelerce yukarıda düşmeden gezinebiliyor? Bulutların bu kadar ağarlığa rağmen gökyüzünde asılı kalabilmelerinin sebebi bu su damlacıklarının çok küçük olmalarıdır. Her ne kadar bir kilometre çapındaki bir bulutta en azından 1000 ton su varsa da bu hacimdeki hava 1 milyon tondur, yani bin kez daha ağırdır. Bu nedenle de bulutlar içerlerindeki yağmur taneleri iyice oluşup, ağırlaşıp yere düşene kadar tepemizde gezinip dururlar.İşte bulutlar artık taşıyamayacağı bir kütleye sahip olduğunda yere yağmur olarak inerler. Aslında yağmur yağarken yağmur damlası oluşma işlemi devam ettiğinden bulut içindeki suyu boşaltıp bir anda kaybolmaz. Bulutlar Neden Beyazdır? Bulutlar oluşmaya başladığında içindeki su damlacıkları o kadar küçüktür ki,üzerine gelen ışıkları doğrudan yansıtırlar ve bu tip bulutlar pamuk gibi bembeyaz gözükürler.Ama zamanla bu su damlacıkları birleşip büyüdükçe,yani kalınlaştıkça gelen ışığı daha az yansıtırlar ve git gide daha koyu bir renk alırlar. Yukarıda dediğimiz gibi her bulutun belli bir taşıma kapasitesi vardı ve demekki koyu renkli bulutlar bu kapasiteye yaklaşmışlardır ve bu tür bulutlar yağmur bulutu olarak bilinirler.Ayrıca yağmur bulutlarınında git gide ağırlaşan su damlacıkları bulutun altına toplandığından,bu tip bulutların tabanları üst tarafına nazaran daha koyu renkte görünür David Smith --------------------------------------------------------------------------------------------------- "Zamanımı gerçekten boşa harcadım." Jeffrey Dahmer "my pain is self choosen" |
|
| | #8 |
| Yard. Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 1.428
Teşekkür etti: 2.573
Teşekkür edildi: 552
Forum Gücü: 23 Forum Puanı:6686 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Fizik kavramları Madde Antimadde Temel parçacık Bozon Fermiyon Simetri Hareket Korunum yasası (fizik) Kütle Enerji Momentum Açısal momentum Spin Zaman Uzay Boyut Uzayzaman Uzunluk Hız Kuvvet Tork basınç Dalga Dalga fonksiyonu Kuantum içiçeliği Harmonik salınıcı Manyetizma Elektrik Elektromanyetik ışın Sıcaklık Entropi Fiziksel bilgi Vakum enerjisi Sıfır noktası enerjisi Faz geçileri Kritik fenomenler Kendi kendini örgütleme Ani simetri bozulması Süper iletkenlik Süper akışkanlık Kuantum fazı geçişleri fizik terimleri A- Archimedes' principle-Archimides prensibi Bir sıvının kaldırma kuvveti yer değiştiren sıvı miktarı ile orantılıdır. Avogadro's number-Avagadro sayısı 1 mol maddedeki molekül sayısıdır. 6.02x1023 molekül. Aberration-aberasyon Bir aynadaki arıza veya ışınların lensten geçtikten sonra bir noktada toplanamaması, odaklanamaması. Absolute temperature scale-mutlak sıcaklık skalası Sıcaklığın sıfır olduğu nokta. Sıcaklık derecedeki bölmelendirilmiştir. Birimi Kelvin. Absolute zero-Mutlak sıfır En düşük sıcaklık değeri; 0 K, -273!C, or -459!F. Absorption spectrum-soğurma spektrumu Bazı dalga boylarının gaz ortamları tarafından soğurulması. Acceleration-ivme Hızın zamana göre değişimi. Activity-aktiflik Bir çekirdeğin zaman bağlı olarak bozunması. Alloy-Alaşım Metallerin karışımı. Alpha (a) radiation-Alfa radyasyonu Bir çekirdeğin ortama alfa parçacıkları (helyum çekirdekleri) salması/ Alpha particle-Alfa parçacığı Çekirdeğinde 2 proton ve 2 nötron bulunduran parçacık. Ampere-Amper SI bbirimlerinde elektrik akım birimi, saniyedeki 1 coulomb luk yük akışı. Amplitude-Genlik Periyodik bir harekette denge konumundan maksimum uzaklık. Angular momentum-Açısal momentum Dönme momentumu. Bir nokta veya eksen etrafında dönen bir cismin açısal momentumu, çizgisel momentumunun dönme noktasına olan uzaklığı ile çarpımıdır. Dönen cisim bir hacime sahipse eylemsizlik momenti ile dönme hızının çarpımıdır. Antinode-antinode Duran bir dalganın bir hali, dalga girişimlerinin maksimum yerdeğiştirmeyi yapması:genlik. Antiparticle-antiparçacık A subatomic particle with the same-size properties as those of the particle although some may have the opposite sign. The positron is the antiparticle of the electron. Astigmatism-Astigmatizm Bir aynadan yansıyan veya lensten geçen ışık demetinin, ayna veya lensteki bir hatadan dolayı genişlemesi. Atom Bir elementin tüm özelliklerini taşıyan en küçük birim elemanı. Atom bir çekirdek ve onu çevreleyen elektron bulutundan oluşur. Atomic mass-Atomik kütle Atomik kütle biriminde atomun kütlesi, atomun çekirdeğindeki proton ve nötronların kütlelerini toplamı. Atomic mass unit-Atomik kütle birimi Atom ağırlıklarının nötr durumdaki karbonun atomunun ağırlığının yani nötron ve protonların toplam ağırlıklarının 1/12. Atomic number-Atom numarası Bir atomun çekirdeğindeki toplam proton sayısı veya atomun nötr durumundaki toplam elektron sayısı. Bu numarası atomun periyodik çizelgedeki yerini tanımlar. Average speed-Ortalama hız alınan toplam yolun toplam zamana oranı. B- Bernoulli's principle-Bernoulli prensibi Bir sıvının akış hızı artıkça uygulayacağı basıncın azalacağını ifade eder. British thermal unit-İngiliz ısı birimi 1 pound suyun sıcaklığını 1 Fahrenheit artırmak için gerekli olan ısı miktarı. baryon-baryon Spinleri 1U2, 3U2, 5U2, . . . nin katları şeklinde olan hadronlardır. Yaygın olarak bilinen hadronlar proton ve nötrondur. beats-girişim Frekansları birbirine yakın iki dalganın genliklerinin üst üste gelmesi durumudur. Üst üste binen dalgaların ortak frekansı iki frekans arasındaki değişim kadardır. beta (b) radiation-beta ışıması Çekirdeğin ortama elektron veya pozitron salarak yaptğı birtip ışımadır (antielectronlar). beta particle-beta parçacığı Radyoaktif bir maddenin ortama salmış olduğu elektron. binding energy-bağlanma enerjisi Çekirdeği parçalamak için gerekli olan enerji veya Bir sisteme bağlı olan parçacağın sistemden ayıracak olan enerjidir. black hole-kara delik Kütlesel çekim kuvvetinin çok büyük olduğu hatta ışığı bile kendine çekebilen çok küçük kütleli sönmüş yıldızlardır. bottom The flavor of the fifth quark. buoyant force The upward force exerted by a fluid on a submerged or floating object. See Archimedes' principle. C- Celsius temperature-Celcius sıcaklığı Suyun donma ve kaynama noktaları arasının 100 eşit parçaya bölünmesini ifade eden sıcaklık skalası. Coercitive-Zorlama Malzemenin, magnetik alandan etkilenerek içindeki magnetik momentlerini dış magnetik alana paralel hale getirmeye zorlanması. Coriolis force Dönen referans çerçevesinde ortaya çıkan hayali bir kuvvet. Hortum içindeki rüzgarın yönünü belirleyen kuvvettir. calorie-kalori 1 gram suyun sıcaklığını 1 Celcius artırmak için gerekli olan ısı miktarı. camera obscura-kamera deliği Sanatçılar tarafından görüntüler elde etmek için bir duvarında küçük bir delik olan oda. cathode ray-katot ışınları Havası alınmış bir tüp içinde negatif elektrottan hareket eden elektron. center of mass-kütle merkezi Bir nesnenin kütle denge noktası. centi-santi 1/100 birimidir. 1 santimetre=1m/100 centrifugal force-merkezkaç kuvvet Dönen sistemlerde, sistem içindekileri etkileyen sanki kuvvet. Dönen sistem içindeki bir cisme etki eden kuvvet dönme eksenine dik ve yarıçap doğrultusundadır. centripetal-merkezcil merkeze doğru olan anlamındadır. centripetal acceleration-merkezcil ivme Bir daire çevresinde dönen nesnelerin merkeze doğru yönelmiş olan ivme. r yarıçaplı daire çevresinde dönen cisim sabit bir çizgisel hıza sahipse merkeze yönelmiş olan ivmenin büyüklüğü v2/r dir. centripetal force-merkezcil kuvvet Bir nesnenin yönünü değiştiren kuvvet. Çizgisel hızı sabit olan daire çevresinde dönen cisme etki eden merkeze doğru olan kuvvet mv2/r. chain reaction-zincirleme reaksiyon Parçalanan bir çekirdeğin diğer çekirdeklerin parçalanmasına neden olması. change of state or phase-durum veya faz değişmesi Maddenin bir durumdan diğer duruma geçmesidir. Katı halden sıvı hale veya sıvı halden gaz haline geçiş. charge-yük Birbirleri ile elektriksel etkileşmeyi sağlayan nicelik. charged-yüklü Pozitif veya negatif yüklü olma durumu. charm-çekici Dördüncü kuarkın rengi. chromatic aberration-kromatik hata Işığın farklı renklerinin (dalga boyları) değişik şekilde odaklanmasına neden olan lenslerdeki bir hata. coherent-uyumlu Birden fazla kaynaktan çıkan dalgaların aynı dalga boyuna ve faza sahip olmaları durumu. complementarity principle-tamamlayıcı yasalar Atomik düzeydeki özelliklerin tam olarak verilmesi. Elektron veya foton hem dalga hemde parçacık özelliği göstermesidir. complementary color-tamamlayıcı renk Beyaz rengi oluşturacak renklerin karışımı. complete circuit-tam devre Bir bataryanın bir ucundan diğer ucuna kadar akımın akmasının sağlanması. compound-bileşik Kimyasal elementlerin karıştırılması ile oluşan özellikleri elementlerin özelliklerinden farklı olan madde. conduction, thermal-ısı iletimi Atomların veya moleküllerin birbirleri ile çarpışması sonucunda ortaya çıkan ısısal enerjinin yerdeğiştirmesi. conductor-iletken İçinde elektrik yükünün veya ısının kolayca hareket edebildiği malzemeler. Metaller iyi bir iletkendirler. conservation of angular momentum-Açısal momentumun korunumu Bir sistemin net dış dönme momenti sıfır ise sistemin açısal momenti değişmezdir. conservation of charge-yük korunumu İzole edilmiş bir sistemin toplam yükü korunumludur. conservation of energy-enerji korunumu İzole edilmiş bir sistemin enerjisi değişmez. conservation of mass-kütlenin korunumu Kapalı bir sistem içinde toplam kütle kimyasal olaylar olsa dahi değişmez. conservation of momentum-momentumun korunumu Bir sisteme etki eden dış kuvvetlerin toplamı sıfır ise toplam çizgisel momentum korunur. conserved-korunumlu Fiziksel bir niceliğin çeşitli çerçeveler içinde değişmez olduğunu tanı |