| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Profesör Sanatkârlar grubu ![]() | Ödev istekleri bu başlık altından arkadaşlar her hangi bir ödev isteklerinizi bu başlık altından yazarsanız yardımcı olabiliriz "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." |
|
| Mesaja teşekkür eden: | KÜBÜŞ (13-12-06) |
| | #3 |
| Doçent ![]()
Mesajlar: 3.199
Teşekkür etti: 162
Teşekkür edildi: 362
Forum Gücü: 29 Forum Puanı:6348 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak; Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak. O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak; O benimdir, o benim milletimindir ancak. Mehmet Akif Türk milletine cesaret,ve tahammül aşılamak için ve onda bulunan duyguları harekete geçirmek için şiirine korkma sözüyle başlıyor. Bayrak bir milletin bir milletin geleceğinin ve bağımsızlığının sembolüdür. Bayrağın sönmesi türk milletinin istiklalini kaybetmesidir. Şair ülkemizde tek bir insan kalana kadar bu vatanı savunacağımızı belirtiyor. O halde en son Türk bireyi son nefesini vermeden türk istiklal ve bağımsızlığını yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zira bayrağımız milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletimizin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir, biz yaşadıkça onu elimizden kimse alamaz. Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe bağımsızlığını kimse yok edemez. Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilal! Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal? Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal... Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklal! Şair ikinci kıtada bayrağımızın o zaman ki kırgın, küskün, öfkeli halini dile getiriyor. Türk vatanının bazı parçaları, işgal edilmiştir. Bu yüzden bazı bölgelerde bayraklarımız indirilmiş yerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak öfke halini ifade eder. Kaş ayrıca edebiyatımızda hilale benzetilir. Sevgilinin kaşları daima hilal şeklinde gösterilmiştir. Bayraktaki hilal de tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman türk milletini üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği gülen bir bayraktır. Türk bayrağının gülmesi göklerde dalgalanmasıdır. Bir aşığın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi bağımsızlığa aşık Türk milletide özgürlüğün sembolü olan bayraktan gülmesini beklemektedir. Bu milletimizin en doğal hakkıdır. Çünkü türkler bağımsızlıkları ve bayrakları uğruna pek çok kan dökmüşlerdir. Bu kanları bayrağa helal etmeleri için onun da nazlanmayı bırakıp göklerde dalgalanması gerekir. Türk milleti daima Allah’a inandığı ve taptığı için özgürlük onun hakkıdır. Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım! Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım. Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım. Şair “ben” diyor.(Ancak kast ettiği mana aslında bizdir türk milleti adına konuşmaktadır) Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır,hür yaşayacaktır. Onun özgürlüğünü elinden almak isteyen ancak çıldırmış olmalı,zira böyle bir harekete kalkışanlar ağır bir şekilde cezalandırılır. Türk milleti bağımsızlığı uğrunda önüne çıkacak her engeli aşacak güçtedir. O; böylesine yüce bir amaç için dağları delecek, enginlere sığmayıp,denizleri taşıracaktır güçtedir. Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar, Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var. Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar, “Medeniyet!” dediğin tek dişi kalmış canavar? Bu kıtada şair vatanımızı istilaya kalkışan avrupalılara meydan okuyor. 20. asrın başında avrupa medeniyeti 19.yy. deki görkeminden oldukça uzaktır. O sebeple şair bayıyı tek dişi kalmış canavara benzetiyor. Ancak avrupa mevcut teknik imkanlarını seferber ederek topuyla, tüfeğiyle, tankıyla bizi yok etmeye çalışmaktadır. Mehmetçik ise bu güce topla, tüfekle, mızrakla, kılıçla cevap vermeye çalışmaktadır. Avrupalı kendini çelik zırhla korurken mehmetçik ona iman dolu altın göğsüyle karşılık vermektedir. Arkadaş! Yurdumu alçakları uğratma, sakın. Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın. Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın... Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın. Şair kahraman Türk askerine hitap ediyor. Türk yurdunu alçakları uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini öneriyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler düşmana mani olacaktır. Mehmet Akif düşmanın çok kısa bir süre içinde bu hayasızca akına son vereceği Allah’ın Türk milletine Kuran-Kerimde vaad ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bastığın yerleri “toprak!” diyerek geçme, tanı: Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı. Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı: Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı. Şair Türk ordusuna vatanın kutsallığını hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük bir fark vardır. Toprağı vatan haline getiren onu elde etmek ve korumak için savaşan fertlerin varlığıdır. Kısacası sıradan bir toprak büyük bir değer taşımaz; ama vatan toprağı uğrunda şehit olan atalarımızın o topraktaki mezarlarıdır. Bu kutsal vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın dünyanın her yerinde bulunur. Ancak atalarımızın kanlarıyla sulanan topraklar vatanımız üzerindedir. Kim bu cennet vatanının uğruna olmaz ki feda? Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda! Canı, cananı, bütün varımı alsında Huda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanların ruhu dini inanışımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz bu vatan toprağında yattığı için cennetten farksızdır. Bir avuç toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Canımızdan çok sevdiğimiz insanları varımızı yoğumuzu Allah alsında yalnız yaşadığımız sürece bizi vatanımızdan ayrı düşürmesin. Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli: Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli. Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli- Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli. Allah’a şair hitap ediyor. Mehmet Akif’in Allah’tan tek dileği ibadet yerlerinin göğsüne düşman elinin değmemesidir. Camilerimizden okunan ezanlar sonsuza kadar türk yurdunun üstünde inlemelidir. Çünkü bu ezanlar dinimizin temelidir. O zaman vecd ile bin secde eder-varsa-taşım, Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım, Fışkırır ruh-ı mücerred gibi yerden na’şım; O zaman yükselerek arşa değer belki başım. Ezan sesleri yurdumuzun üstünde inledikçe şehitlerimizinde ruhları şaad olacaktır. Ezan sesi sadece yaşayanlara değil, ölülere hatta onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir anlam taşır. Şehit atalarımızın her şeyden arınmış ruhları yerden fışkıracak, ezan sesiyle ayağa kalkacak ve dışa yükselecektir. Dalgalan sen de şafakalar gibi ey şanlı hilal! Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal. Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal: Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet; Hakkıdır, Hakk’a tapan, milletimin istiklal! Şair zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalandıkça gökyüzünü şafakla yarış edercesine gökyüzünü kızıl renge boyamaktadır. Türk milleti yeniden bağımsızlığına kavuşmuştur. Artık onun için yok olma korkusu kalmamıştır. Bayrağımız şehitleri mizin kanlarını hak etmiştir. Bağımsızlık Allah’a tapan ve doğruluktan ayırmayan Türk milletinin en doğal hakkıdır. |
|
| | #4 |
| Stajyer ![]()
Mesajlar: 144
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 9
Forum Gücü: 6 Forum Puanı:61 ![]() |
bana acilll matematikteki önemli buluşlar ve icatlar gerekli bu gün almam lazımmm
|
|
| | #5 | |
![]() ![]() Mod. denetleyicisi
Mesajlar: 17.570
Teşekkür etti: 5.142
Teşekkür edildi: 8.904
Forum Gücü: 246 Forum Puanı:90625 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | SIFIRIN İCADI Sıfırın teorik kullanımı esasında Big Bang'ten öncesine dayandığı söylesem yalan olmaz. Yeni ufukların açılmasında çok büyük etkiler olan sıfır kimi zaman lanetli ,kimi zaman ise vazgeçilmez bir rakam olarak kitaplarımızda yer almıştır. Bir zamanlar şeytanın rakamı olarak suçlanmıştı.. Ardından barbarların icadı olarak anıldı. 1299 Floransa tarihli bir kararnamade, İtalyan Floransa kambiyo loncalarının, Arap rakamlarını , özellikle de " sıfır" ı kullanmayı yasakladığını görüyoruz. Kararın altına da küçük bir not düşülmüş:" Bu çok yaygın olmayan rakamın, Arap ülkeleri dışında kullanımı, ticarette çok büyük kargaşaya yol açabilir...." Ne varki ,Floransa kambiyo loncasının bu kararına karşılık, o tarihlerde kağıt üzerinde hesap yapmaya başlayan Avrupalı Tüccarlar yoğun bir biçimde Araplar'dan gelen sıfır rakamını kullandılar. Çünkü,, sıfır olmadan , sadece Romen rakamlarıyla yazılı hesap yapmak hemen hemen olanaksızdı. Nitekim Avrupa'ya sıfır oldukça geç bir tarhite gelmesine karşın, Antik Çağ'ın birçok medeniyetinde sıfır kavramının varolduğu görülüyor. Örneğin Eski Mısır'da sıfır yerine bir sembol kullanılyordu. Öte yandan, yine Mısırlılar'ın sıfırlı rakamların varlığınan İÖ.2000 yıl önce haberdar oldukları kanıtlanmış. Eski Mısırlılar ,10 rakamı U harfiyle, 100 rakamını C harfiyle ve 1000 rakamını da lotus çiçeği şekliyle gösteriyorlardı. Ancak, matematikteki en büyük devrim ,kuşkusuz sıfır rakamının devreye girmesi ile değil ,rakamların yerleştirilmesinde pozisyon kavramının ortaya çıkmasaydı. Örneğin , 249 rakamında 2 rakamı 100'ler hanesini oluşturuyordu, çünkü sağdan itbaren üçüncü pozisyondaydu. 4 rakamın 10'lar hanesini olluşturuyordu, çünkü sağdan itibaren ikinci sıradaydı. Bu "rakamların pozisyon sıralaması" sistemini ilk uygulayanlar Babilliler oldu. Ancak , 60'lı bir sayısal sisteme sahiplerdi. Şöyle ki, Babilliler için 32 rakamı şu işlemin karşılığıydı: 3x60+2 Oysa bugün bu rakamın karşılığının 3x10+2 olduğunu biliyoruz. Babilliler "rakamların pozisyon" sistemini yararmışlardı ama "0" rakamı için herhangi bir sembol kullanmıyorlardı. Sadece sıfır yerine , rakamın ortasında bir boşluk bırakıyorlardı. Tabii, bu da 11 ile 101 gibi rakamları birbirinden ayırtetmekte çok büyük güçlükler çıkarıyorlardı. Yüzlerce yıl sonra Babilli tüccarlar, sıfır yerine birbirine paralel iki çizgiden oluşan bir sembol geliştirmişlerdi. Bu sembol ilk kez, M.Ö. 300 yıllarında , Büyük İskender döneminde kullanılmıştı. Çok yararlı bir buluş olmasına rağmen, sıfır rakamı Antik Çağı'ın diğer toplumlar tarafından hemen kabul edilmedi. Eski Yunanlılar sıfıra eşdeğer saydıkları "yokluk" kavramının çok iyi bilincindeydiler. Ancak, bunubir rakam biçiminde yorumlamak ihtiyacını duymuyorlardı. Eski Yunan'ın mistik-felsefi düşüncesinde her rakamın belli bir değeri vardı ve bu değerler sistemi içinde boşluğu anlatan sıfır rakamına yer yoktu. Yunanlılar'a göre, erkek bir rakam olan 1 mantığı, dişi bir rakam olan 2 genel düşünceyi, 3 rakamı genen uyumu ve 4 rakamı cezayı simgeliyordu. Sıfırı gibi yeni bir rakam, bütük bu mistik-felsefi sistemi altüst etme tehlikesi taşıyordu. Sıfır rakamı Çin'de 8. yüzyılda ortaya çıktı. Büyük olasıkla Hindistan'dan gelmişti. Sıfırı tanıyan bir başka eski uygarlık da Mayalar'dı. Bu rakamı ,kendi özel yazım biçimlerinde bir göz şeklinde çiziyorlardı. Ancak, Mayalar'ın neden 0 rakamıyla ilgilendikleri bugün hala bir bilmece... Çünkü, Maya hesap sistemi, sıfırın kullanılmasını gerektirmeyen bir sistemdi. Maya hesap sisteminde birli haneleri 10'lu haneler yerine 20'li haneler, onları da 100'lü haneler takip ediyordu. Sıfır rakamının bugünkü anlamda kullanımına ilk kez Hindistan'ta tanık olundu. Hint yarımadaı'nda bu rakamın yer aldığı bilimsel metinlere ve hesaplamalara ilk kez M.S 630 yılında rastlanıyor. Ancak, bu sistemin yaratıcısı ve kuadrik eşitlikler üzerinde çalışan Hintli matematikçi Brahmagupta(598-670), rakamları sıfıra bölme işlemini bir türlü çözümleyememişti. Ondan tam 1000 yıl sonra bir başka Hinti matematikçi Bhaskara(Aslında Diophantine eşitliğine getirdiği ikincil yorumuyla ünlenmişti)., bir rakamının "0" a bölümünün sonsuz olduğunu söyledi. (a/0 = ~)Bunun tek istisnası, kesin bir sonuç olmayan sıfırın sıfıra bölünmesiydi.(a/0 x 0 = a). Ve Bhaskara(1114-1185) ," sonsuz" u şöyle tanımlıyordu: "Hiçbir değişiklik göstermeyen bir miktar; bu miktara ekler ya da çıkarırsanız, hiç bir değişiklik ortaya çıkmaz.. Yani Tanrı'nın sonsuzluğu gibi.." Avrupalılar ise , o tarihlerde bu tip keşiflerden çok, ama çok uzaktılar. Avrupa, ekonomik ihtiyaçlarla birlikte sıfır rakamını dışarıdan ithal etme zorunda kaldı. Hintliler'den Araplar'a geçen sıfır rakamını ithal eden Avrupa, o tarihlerde rakamın biçimi konusunda da bir tutarlılığa sahip değildi... Bazı Avrupalı matematikçiler Arapların kullandığı noktayı tercih ederken, diğerleri daire biçimini yeğliyordu. Sıfır rakamını ilk Avrupa'ya getiren kişinin İtalyan Matematikçi Leonardo Pisana olduğu ileri sürülüyor. Tüccar babası Bonnaccio ile birlikte uzun yıllar Doğu toplumlarını gezen Pisano, 1202 tarihinde yayınladığı " Liber abaci" isimli kitabında sıfır kullanarak yazılı hesap yapmanın tekniklerini anlatıyordu. Pisano, Arapça "sıfır " kelimesine benzer yeni bir sözcük aramış ve bir rüzgar adı olan" zephrum" u önermişti. 1202 tarihinden sonra Hint-Arap rakamlarının Avrupa'da hızla yükseldiği gözleniyor. Ancak, iki yüzyıl daha, Arap rakamlarıyla Romen rakamları birlikte varlıklarını sürdürdüler. Romen rakamlarının savunucularına "abaküscüler" deniyordu. Bu grup, matematiksel işlemleri ısrarla abaküslerde yapmayı sürdüler. Arap rakamlarını savunanlara ise "cebirciler " adı veriliyordu. Bu kelime de bu alanda sayısız eserler veren ve ileride CircumSpice'ta yerini alacak Arap matematikçi Muhammed El Harezmi'den geliyordu. İki taraf tam iki asır boyunca her türlü silahı deneyerek birbirleriyle yarıştı. 13. yüzyılda şair Alessandro di Villedieu, Hint-Arap rakamlarını savundu ve "Carmen'in Algoritması" adlı şiirinde sıfır rakamını gözden geçirdi. Nitekim , bilimsel bir kavgada, şairlerin tüccarların yanında yer almaya başlamasıyla birlikte zafer , kısa bir zaman sonra Hint-Arap rakamlarının oldu. Sıfırsız Geçen Ömür Antik çağların tüccarları, hesap yaparken, gerçek anlamda bir piyano virtüözü gibi hareket ediyorlardı. Parmakları " abaküs adı verilen aletin küçük halkaları üzerinde hızlı bir biçimde gidip geliyordu. Böylece , rakamları tannımaya gerek duymaksızın , toplama ve çarpma işlemlerini yapmak mümkün oluyordu. Daha sonra abaküs ile yapılan işlemleri bir kağıda dökme ihtiyacı ortaya çıkınca " dizaynlı abaküs" denilen karmaşık bir sisteme geçildi. Ortaya satranç tahtasını andıran anımsatan bir görüntü bir görüntü çıkıyordu. Bu sistem , bugün bile bazı ülkelerin geleneklerinde varlığını sürdürüyor. Örneğin İngiltere'de Hazine Bakanlığı, bu işlemlerin yapıldığı satranç tahtasını anımsatan kumaş parçasından hareketle "Satranç Tahtası Bakanlığı" olarak adlandırılıyor. Sıfır, bir bölüm tarihçi ve bilim adamına göre , insanlık için çok büyük bir keşif... Sıfır olmasaydı , bugünkü çağdaş matematik sistemine asla ulaşılmayacaktı. Bir başka grup tarihçi ve bilimadamına göre ise " hiç de öyle değil" . Bu grupta yer alanlar , binlerce yıl insanlığın onun yokluğunu hissetmediğini söylüyorlar. Gerçekten de, geometrinin , aritmetiğin ve astronominin temelleri sıfırın kullanımından çok önceleri atılmıştı. Nitekim, sıfıra olan ihtiyaç, bugünde kullanılan yatay pozisyon sistemiyle birlikte ortaya atılmıştı. bu sistemde, en sağdaki birinci rakam birler hanesini ,sonraki 10'lu haneler diye devam ediyor. İşte bu noktada , boş kalan kısmı belirtmek için sıfıra olan ihtiyaç ortaya çıktı. Batı geleneğinde sıfırın kullanımı Doğu toplumlarına oranda çok daha geç yıllara rastlamaktaydı. Bunun en büyük nedeni tabii ki, Eski Yunanlıların aritmetik yerine geometri ile ilgilenmesiydi. Çizgilerin ve pergelin egemen olduğu bir alanda sıfıra olan ihtiyacın pek kendini hissettirmesi çok doğaldı. .. Öte yandan, Eski Yunan'da aritmetik işlemleri oldukça ilkel ama pratik bir yöntemle gerçekleştiriliyordu. Yunanlılar "calcoli"( hesap) adını verdikleri küçük çakıl taşlarınyla toplama ve çıkarma yapıyorladı. Bu şekilde bir nevi aritmetik işlemleri kolaylık arz ediyordu. SIFIR'I "0" YAPANLAR Bazı tarihçilere göre , sıfır rakamının biçimi, eski Yunanca "yokluk" anlamına gelen "ouden" kelimesinin ilk harfi olan" omicron" harfinden geliyor. Ancak, bu iddia pek geçerli değil. Çünkü, Antik Yunan'daki sıfır sembollerine baktığımız zaman bunların" omicron" harfinden çok farklı olarak, desenlerle süslenmiş, çember biçimindeki şekiller olduğunu görüyoruz. Sıfır rakamının bugünkü şeklinin, büyük ölçüde , hintli matematikçilerin " bir rakamın yokluğu" göstermek için kullandıkları nokta işaretinden geldiği tahmin ediliyor. Sıfır rakamı farklı kültürlerde tarih boyunca çok farklı isimlerle anılmıştı. Bugünkü bir çok Latin dilinin kökeninin oluşturan Sanskrit dilinde sıfırın "gagana"(uzay), "sunya" (boşluk) ve "bindu "(nokta) sözcükleriyle" adlandırıldığını görüyoruz. Antik Çağda Çinliler , sıfır rakamını "ling" kelimesiyle çağırıyorlardı." Ling," yağmur yağdıktan sonra, herhangi bir nesnenin üzerinde kalan küçük su parçasına verilen isimdi. Bugün, bütün Batı dünyasında sıfırı anlatmak için kullanılan "zero" kelimesi Arapça "sıfır " kelimesinden geliyor. Bu kelime Batı dillerinin kökenini oluşturan Latince'ye önce bir rüzgar adı olan" zephyrum" ,daha sonra "zefiro" ve son olarak "zero" adıyla yerleşti. 13. yüzyılda "zero" nun yanısıra bir başka kelime daha üretilmişti: "Cifra".. Bugün cifra kelimesi terkedilmiş durumda. Fakat, birçok Latin dilinde "cifra" değersiz adam" ifadesinin karşılığı olarak hala kullanılıyor." Alıntı:
ABAKÜS Şu ana kadar sayı saymak için bir çok hesaplama yöntemi duymuşsunuzdur.Hesap Makineleri, kalem-kağıt, kum, güneş ...vs gibi bir çok alet ve yöntem geliştirildi bu uğurda. Sayı sayma sistemleri üzerine ilk buluntular,mağara çağı olarak tabi ettiğim Neanderthallerin yaşadığı 50000 yıl öncesindeki zaman dilimine kadar gidiyor.Sayılar sözcüklere dökülmeden önce,taş ve parmaklarla gösteriliyordu.Hesaplamar ise halen şu an da bile yaptığımız parmak, parmak boğumları ve sicimlerle atılan düğmelerle yapılırdı.İlk yazılı rakamlar 5000 yıl önce,bilinen en eski sayı sistemlerine sahip olan Mısırlılar ve Sümerlilerde görülüyor. Bilinen en eski hesap yöntemi olan elin kullanımı ise Mısır'dan Eski Yunan'a,Avrupa,İslam ülkeleri ,Çin,Hindistan ve Kolomb öncesi Amerika'ya kadar pekçok coğrafya da görebiliriz.Ama elimizin hesaplama yönünden çokta kullanışlı olmaması ve ilk zamanlarda rakamlarla yazılı olarak, hesaplama yama zorluğu ilk mekanik hesap makinelerini doğurdu.İşte bu hesaplama gayelerinin sonucunda oluşan aletlerden biride ABAKÜS'tür. Abaküs'e bir nevi sayma tahtası diyebiliriz.Ancak Çinlilerin kullandığı abaküs ise,bildiğimiz sayma tahtasından tasarım bakımından farklıdır.Toplama ve çıkarma işlemlerinin yanısıra çarpma ,bölme ve kök alma gibi diğer işlemlerin de yapılmasına olanak sağlamasıyla farklıdır.Abaküs'ün Çince ismi suan phan(hesaplama tahtası) dır.Aletin ,Abaküs ismini ise,(önceleri hesaplama yapmak için kullanılan "kum tepsisi" adlı bir aletten geliştirdiği için,)toz kelimesinin Semitik karşılığı olan kökünden türediğini sanılıyor. Tahta bir dikdörtgen çerçeveden oluşan abaküsün kısa kenarla dikey,uzun kenarları yatay şekilde uzanıyor.Uzun kenarlarında bambu ya da tahta telden yapılma dikey koşut çubuklar bulunuyor. Bu çubuklar üzerinde , ileri-geri hareket edebilen chu adlı hafif yatsılaştırılmış yedi boncuk taşıyor.Tahta çerçeve,boncuklaran ikisi üstte,diğer beşi altta kalacak şekilde çubukları yatay şekilde kesen liang isimli tahta bir parçayla eşit olmayan iki bölüme ayrılıyor.Hang isimli dikey çubuklardan genelde 9 ya da 12 tane bulunmakta. Her bir çıbuk bir basamağı temsil ediyor; örneğin en sağdaki birler basamağı olarak alınırsa yanındaki onlar,yüzler diye gidiyor.Liang çubuğunun üst kısmında kalan iki boncuktan her biri 5 değerinde,alt kısımdaki beş boncuğun her biri de 1 değerindedir.Dolayısıyla her bir basamak üzerinde 15 sayı bulunuyor ve işlemler,bizim kullandığımız sayı sisteminde olduğu gibi 10'luk düzende yapılıyor. ABAKÜS TÜRLERİ Abaküs bir çok evrim atlattıktan sonra,farklı kültürlerin, farklı hesaplama yöntemlerine göre bir çok kültürde farklılık gösteriyor.Atina'daki Ulusal müzede İ.Ö. 4. yy'dan kalma bir sayma tahtası olduğu düşünülen bir mermer çerçeve bulunuyor.Bundan bir yüzyıl öncesinden, Heredot, "hesaplamada Mısırlılar ellerini sağdan sola kullanırken Yunanlılar soldan sağa kullanıyor." sözleriyle büyük olasılıkla bir sayma aletinin varlığından söz ediyordu. Arapların kullandığı sayma tahtası ise çubuklar üstünde 10 boncuk taşıması,boncukların yatay çubuklar üzerinde uzaması ve abaküste olduğu gibi bölüm ayrılığının olmaması nedeniyle Çinlilerin yaptığı abaküsten farklıdır. Çin tarihine baktığımızda ise 1436 tarihindebir matematik kitabında rastlanan bir belge.İlk kayıt ise 190 yıllarında "Matematiksel Sanatın Kısmi Gelenekleri Üzerine Araştırma ve İnceleme" adlı yapıtın boncuk aritmetiği bölümünde rastlayabiliyoruz.Bunla ilgili bir bilgi daha verirsek;Bu abaküs çeşidinde üst bölümünde ili boncuk yerine 4 boncuk taşıdğı görülüyor. Gelişim sürecindeki Abaküs'ü incelediğimizde ise,bir abaküsün kısa kenarlarının 9'a ayrıldığı ve koşut çubuklarının(tang,hang) üzerinde bir boncuk bulunduğu ,hangi sayı ifade edilecekse boncuğun o ayrımda durduğu anlatılıyor.Böylece koordinat sistemi kullanılarak istenen sayı oluşturulabiliyor ve istenen işlemler yapılabiliyordu.Eğer boncuklara arasında kıvrımlı çizgiler düşünülseydi yüzlerce yüzyıl önce Kartezyen grafik dünyası açılmış olacaktı Başka bir abaküs incelendiğinde ise Çinlilerin negatif sayılarla da uğraştığını anlamak zor olmasa gerek.Bu kanıya,abaküsün üstündeki iki çubuğun kırmızı ve siyah boncukların sırasıyla pozitifi ve negatifi temsil ettiğinden anlıyoruz ABAKÜSTE NASIL İŞLEM YAPILIR? Toplama ve çıkarma işlemlerinden bahsetmeninabaküsün çalışma prensibini anlamak açısından kolay ve anlaşılır olduğunu düşünerek bunlara değineceğim.Tabii ki çarpanlara ayırma ve bölme işlemlerinin yapılması abaküs ustalarının elinden geçiyor. Basir bir toplama işlemi içi " 6+2 " için üst kısımdan bir boncuk seçiyoruz(5 değerinde) ve abaküsün alt kısmından bir boncuk ortadaki tahta ayraca(liang) çekilmeli.Bu 6 sayısını ifade etti. 2 ile toplamak için ise,alt kısımdan iki boncuğu orta ayraca çekip,8 değerini bulmuş oluruz. İşi biraz zorlaştıralım:"8+9 " u bulmak istiyoruz diyelim.Önce bir önceki yöntemde olduğu gibi 8 i hazırlıyoruz.Sonra 9 bulmaya çalışacağız.9 için(10-1 ettiğinden) 10 'dan yani onlar basamağından bir boncuk seçilip,birler basamağımızdan 1 boncuk ortadan aşağı çekilirse 9 u bulmuş oluyoruz.Aynı yöntemi takip ederek,onlar basamağından bir hane yukarı çekilip,birler basamağından 7 boncuk yukarı çekilerek sonucu bulmuş oluyoruz. Yani abaküsteki toplama işlemindeki asıl mantık ulaşılan sayının 10'luk düzende 10 dan ne kadar aşağıda olduğunu bulmak. Çıkarma işleminde ise,çıkarılacak sayının 5'ten ne kadar fazla olduğunu saptamak.Örneğin 12'den 8 çıkarmak istiyoruz.8(5+3) için onlara basamağındaki bir boncuk birler basamağındaki üst kesiminin 3 boncuğuna eşittir.Dolasıyla 8'i çıkartmak için üstten 1 ,alttan ise 3 boncuğu çıkarılması bize 4 sayısını ulaştıracaktır. Daha zor bir soru geliyor hemen.. Çok kolay ve hızlı değil mi? Eğer böyle düşünmüyorsanız bir araştırmadan söz edelim hemen.1946 yılında abaküs kullanan bir Çinli ile elinde bu durum için çok adaletli! alet olan elektronik hesap makinesi sahibi Amerika'lı askerin yarışması size bir fikir verebilir sanırım.Çarpma dışındaki tüm işlemlerde daha hızlı sonuca oluşan abaküste kimi yanlış sonuçlar eldeedilmiyor değil,ancak mekanik bir aletin değişken aşamalara izin vermediğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Daha çok tüccarlar tarafından kullanılan abaküs ,bize insanı muhakeme ve yaratıcılık yeteneğini aşıladığını düşünüyorum.11.ve 12. yy da Avrupa'ya çok yaygındı.Sizlere bir bilgi daha;Abaküs, Rusya'da şu an yazar kasalarla birlikte yoğun bir şekilde kullanılmakta Dünyaaaaaaaa Bu gece dursana Lütfeeen ... Konu RebeL tarafından (13-12-06 Saat 20:04 ) de değiştirilmiştir.. | |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Unfaithful (17-01-07) |
| | #6 |
| Yard. Doçent Spor grubu ![]()
Mesajlar: 2.043
Teşekkür etti: 789
Teşekkür edildi: 997
Forum Gücü: 25 Forum Puanı:7381 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
saol!!!!... sweetevil beni hocanın azabından kurtardın çookk saol yardım ettiğin için |
|
| | #7 | |
| Profesör Sanatkârlar grubu ![]()
Mesajlar: 3.873
Teşekkür etti: 1.016
Teşekkür edildi: 1.059
Forum Gücü: 42 Forum Puanı:11433 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
belki yardımcı olur "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." | |
|
| | #8 |
| Öğrenci ![]()
Mesajlar: 1
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:1 ![]() |
edit hewal abla demek istedin dimi abla bana bi zahmet aritmetik ve geometrik dizilerle ilgili dönem ödevi bulabilir misin bi zahmet şimdiden teeşekkür ederim
Konu Hewall tarafından (19-12-06 Saat 21:42 ) de değiştirilmiştir.. |
|
| | #9 |
| Yard. Doçent ![]()
Mesajlar: 1.829
Teşekkür etti: 40
Teşekkür edildi: 198
Forum Gücü: 13 Forum Puanı:461 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hz.Peygamberimize(Hz.Muhammed*e) İnanan ilk 10 kişi?Kimdir?Arkadaslar ben bulamadım Bulursanız sevinirim
ஐ๑Ne Orhan Ne Ferdi Bilir Bendeki Derdi Sen Söyle MÜSLÜM BABA ''NEREDEN SEVDİM O ZALİMİ''ஐ๑ |
|
| | #10 |
| Stajyer ![]()
Mesajlar: 32
Teşekkür etti: 1
Teşekkür edildi: 4
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:1 ![]() |
ben biyolojiden insanda üreme sistemini powerpoint halinde ayrıntılı bir şekilde istiyorum
|
|
| | #11 |
| Rektör ![]()
Mesajlar: 7.447
Teşekkür etti: 2.716
Teşekkür edildi: 3.026
Forum Gücü: 128 Forum Puanı:48003 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ben de isteyebiler miyem istanbulun fethini aldım.. elinde hazır anlatım falan olan varsa.. memnun & minnettar & müteşekkir olurum ![]() |
|
| | #12 | |
| Profesör Sanatkârlar grubu ![]()
Mesajlar: 3.873
Teşekkür etti: 1.016
Teşekkür edildi: 1.059
Forum Gücü: 42 Forum Puanı:11433 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
al canımcım bana sorsaydın ya direk aynı evde değilmiyiz "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." | |
|
| Mesaja teşekkür eden: | worseee (06-01-07) |
| | #14 | |
| Profesör Sanatkârlar grubu ![]()
Mesajlar: 3.873
Teşekkür etti: 1.016
Teşekkür edildi: 1.059
Forum Gücü: 42 Forum Puanı:11433 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
![]() İstanbul'un Fethi, 29 Mayıs 1453'te, şehri günlerdir kuşatan Osmanlı ordusunun, şimdi İstanbul olarak bilinen, o zamanki adıyla Konstantinopolis şehrini Sultan II. Mehmed Han'ın komutanlığında fethetmesidir. Bu fetihten sonra Osmanlı Devleti İmparatorluk olmuş, henüz 21 yaşında olan Sultan II. Mehmed, fatih unvanını da alarak Fatih Sultan Mehmed olarak anılmaya başlanmıştır. Tarihteki en önemli devletlerden olan Doğu Roma İmparatorluğu böylelikle sona ermiştir. Önceki fetih denemeleri Ana madde: İstanbul'un tarihi Karadeniz ve Akdeniz'i birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul, günümüzde olduğu gibi o zamanlar da oldukça önemli bir şehirdi. 1453 yılına kadar farklı zamanlarda, Avarlar, Araplar, Avrupalılar ve Osmanlılar tarafından defalarca kuşatılmış, fakat gerek Bizans'ın sahip olduğu Rum ateşi (grejuva), gerekse şehrin o zamanlar için aşılamaz olarak görülen surları, bu fetih hareketlerini başarısız kılmıştı. Sayıları 29 olan kuşatmalar sırayla şunlardır: --M.Ö 340 Makedonya Kralı Phillippe --M.Ö 194 Roma İmparatoru Septim Severus(Başarılı olmuştur.Şehir artık Romalılara bağlanmıştır.) --M.S 616 İran Hükümdarı Keyhüsrev --M.S 626 İranlılar ve Avar Türkleri ortak --M.S 665 Emevi Halifesi Muaviye --M.S 667 Emevi Halifesi Muaviye --M.S 672 Emevi Halifesi Muaviye --M.S 712 Emevi Halifesi I.Velid --M.S 722 Emevi Halifesi I.Velid(Yalnızca Galata Limanı alınmış,Arap Camii inşa edilmiştir.) --M.S 782 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.) --M.S 854 Abbasi Halifesi Mütevekkil --M.S 864 Ruslar --M.S 869 Abbasi --M.S 936 Ruslar --M.S 959 Macarlar --M.S 970 Abbasiler (Kent haraca bağlanmıştır.) --M.S 1203 Latinler (Latinler İstanbul'u 1261'e kadar ellerinde tuttular.) --M.S 1302 Venedikliler --M.S 1348 Cenovalılar --M.S 1391-1396 Osmanlı Padişahı I.Bayazid (Şehir İstanbul'da bir Türk Mahallesi kurulması isteğine karşı çıkılması üzerine ablukaya alınmıştır.) --M.S 1412 Osmanlı Şehzadesi Musa Çelebi --M.S 1422 Osmanlı Padişahı II.Murat --M.S 1437 Cenovalılar --M.S 1453 Osmanlı Padişahı II.Mehmed(Başarılı olmuştur.Sonrasında şehir Türklerin hakimiyeti haline girmiştir.) Bunun yanında Atilla'nın,Vikinglerin,Bulgarın ve Gotların da kuşatma yaptığı bazı kaynaklarda geçer ama tarihleri bilinmemektedir. Yanında herhangi bir açıklama yapılmayan kuşatmalar başarısız kuşatmalardır. Kuşatma hazırlıkları Sultan II. Mehmed, İstanbul'un fethine karar verdiğinde o zamanki başkent Edirne'de, İstanbul'un aşılamaz olarak bilinen surlarını yerle bir edebilmek için o güne kadar görülmemiş büyüklükteki, şahi olarak bilinen topları döktürmüştü. II: Mehmed ayrıca, hazırlanmakta olan bu topların yanısıra, Bizans'a denizden gelebilecek yardımları engellemek için Yıldırım Bayezid tarafından inşa edilmiş olan Anadolu Hisarı'nın karşısına Rumeli Hisarı'nı (Boğazkesen Hisarı) yaptırdı. Yapılan hazırlıkların kendisine yönelik olduğunu anlayan Bizans İmparatoru Konstantin, Sultan II. Mehmed'i hediyelerle vazgeçirmeye çalışırken, bir yandan da Avrupa devletlerine elçiler yollayarak onları durumdan haberdar ediyor ve yardım istiyordu. Ancak 1054 yılında Hıristiyanlığın Katolik Kilisesi ve Ortodoks Kilisesi olarak ikiye ayrılması sebebiyle, Papa V. Nikola Bizans'ı desteklemeyi pek düşünmüyordu. Bazı İtalyan şehir devletleri askeri birliklerini Bizans'a yardımcı olmak amacıyla İstanbul'a yollasa da, Avrupa'nın büyük devletleri Bizans'ı desteklememe kararı almışlardı. Yardımlarla birlikte Bizans ordusu, 2.000'i paralı olmak üzere 9.000 askerden oluşuyordu. Şehri savunan duvarlar, 22,5 km.yi bulan uzunluklarıyla dönemin en güçlü surları olarak biliniyordu. Sultan II. Mehmed, 20.000 yeniçerinin de dahil olduğu 100.000 kişilik bir kuvveti yönetiyordu. Rumeli Hisarı'nı inşa ettirmenin yanısıra bir de donanma kurdurmuştu. Ordusunu İstanbul civarında toplamış; bu arada, yardım göndermelerini önlemek amacıyla bazı Balkan devletlerine ordular göndererek, gelebilecek yardımları önleme, yardım yollamayı düşünenlere ise gözdağı verme yoluna gitmiştir. Durumun giderek ümitsizleştiğini gören Bizans İmparatoru, surların önüne geniş hendekler açtırmış, Haliç'in güvenliğini sağlamak amacıyla da girişine zincir çektirmişti. Kuşatma Ordusu ile İstanbul'un önünde bulunan Sultan II. Mehmed, Bizans İmparatoru'na elçi göndererek teslim olması çağrısında bulunmuş, ancak reddedilmişti. Bunun üzerine tarihteki 29. ve en son İstanbul kuşatması başladı. Kuşatma, Türk topçusunun, surları top ateşine tutmasıyla başladı. Bizans ordusu ise, surlarda açılan gedikleri kapatmaya çalışıyordu. Osmanlı, donanması ile de Haliç'i zorluyor fakat zinciri aşamadıkları için gemiler Haliç'e giremiyordu. Günlerdir süren kuşatmanın henüz başarı getirememiş olması ve Ceneviz donanmasından gelen yardımın Boğaz'ı geçerek Haliç'e girmesi Sultan II. Mehmed'i sinirlendirmiş ve atını boğazın sularına sürerek donanmasına emirler yağdırmış, komutanlarına da, saldırı için orduyu hazırlamalarını emretmişti.. Kuşatmadan vazgeçilmesi teklifi üzerine Fatih, şu sözü söylemiştir: "Ya ben İstanbul'u alırım ya da İstanbul beni" Saldırı hazırlıkları Sultan II. Mehmed, Theodosius Surları'na ve şehrin su ile çevrili olmayan tek bölgesini batıdan gelebilecek saldırılardan koruyan hendeklere saldırmayı tasarladı. Ordu 2 Nisan 1453'te şehrin doğusuna yerleşti. Toplar haftalarca surları dövdü fakat yeterli gedik açamadı. Topların yeniden doldurulmaları zaman aldığı için, her atıştan sonra Bizanslılar hasarın çoğunu tamir edebiliyorlardı. Daha sonra, yeraltı tünelleri yapıp surların altını kazarak yarma yolunu denediler. Kazıcıların çoğu, Sırp Despot'u tarafından Nvo Brdo'dan gönderilen Sırplardı ve Zağnos Paşa'nın emri altındaydılar. Lakin Bizanslılar, Johannes Grant adında, Alman olduğu söylense de muhtemelen İskoç olan bir mühendisi görevlendirdiler. Johannes karşı tüneller kazdırdı ve Bizans birlikleri tünellere girip Osmanlı işçileri öldürdüler. Diğer tüneller de suyla dolduruldu. Son olarak Bizanslılar önemli bir mühendisi esir alıp işkence yaparak, sonradan yıkılan tünellerin hepsinin yerini öğrendiler. Sultan II. Mehmed, şehrin ödemeyeceğini bildiği çok büyük vergi karşılığında ablukayı kaldırmayı önerdi. Bu da geri çevrilince, Bizanslı askerlerin kendi birlikleri tükenmeden önce bitkin düşeceğini bilerek saf güçle duvarları alt etmeyi tasarladı. Nihai saldırı 29 Mayıs sabahı saldırı başladı. Hücumun ilk dalgasını, mümkün olabildiği kadar çok Bizans askerini öldürmeye niyetli acemi askerler olan azaplar oluşturuyordu. Ayrıca Haliç'ten de baskı uygulayabilmek için gece yağlı kütükler üzerinde karadan Haliç'e taşınan gemiler, o sabah Bizans askerlerine kötü bir sürpriz olmuştu. Anadolululardan oluşan ikinci dalga, şehrin kuzeydoğusundaki, topla kısmen hasar almış Blachernae Surları'nın (okunuşu: blakernai ) bir bölümüne odaklanmıştı. Uzun süren bu çarpışmalar sonucunda Ulubatlı Hasan adındaki bir yeniçeri, aldığı kırk ok darbesine1 rağmen hayatta kalarak Osmanlı sancağını dikmiş, bununla ateşlenen Osmanlı ordusu 29 Mayıs 1453'te İstanbul'un surlarını aşmıştı. Ancak savaş henüz bitmemişti. Hayatta kalan Bizans askerleri, Osmanlı askerleriyle sokak aralarında çarpışıyorlardı. Kısa süren bu çatışmalardan sonra Bizans ordusu yenilmiş ve Sultan II. Mehmed önderliğindeki Osmanlı ordusu İstanbul'a tamamen hâkim olmuştu. Fethin sonuçları O günün dünyasındaki en önemli şehirlerden olan İstanbul'un düşmesi, gerek dünyada gerekse Anadolu'da birçok etki yaratmıştı. İç sonuçlar O zamana kadar sadece bir devlet olan Osmanlı, artık çok büyük bir devlet haline gelmişti. Anadolu ve Balkanlar arasındaki geçişlerde bir engel olan Bizans yıkılmış, arada engel kalmamıştı. Birçok kere Osmanlı şehzadelerini ve Avrupa ülkelerini kışkırtan Bizans artık bunu yapamayacaktı. Müslüman dünyasında Osmanlı Devleti daha saygın bir hale gelmişti. Müslümanların peygamberi Hz. Muhammed'in hadis-i şerifindeki o kumandan, Fatih Sultan Mehmed olmuş ve peygamberinin övgüsünü almıştı Dış sonuçlar Avrupa ve Balkan devletlerinin Osmanlı'yı Balkanlar'dan atma çabaları sonuçsuz kalmıştı. İstanbul'dan İtalya'ya kaçan sanatkârlar ve bilim adamları, rönesans ve reform hareketlerini hızlandırmışlardı. Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu tamamen yok olmuştu. Orta Çağ kapanıp Yeni Çağ başlamıştı. Ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi Avrupalıları yeni ticaret yolları bulmaya zorladı ve coğrafi keşifler ortaya çıktı. Bu fetih bir nevî Avrupa'nın (İngiltere'nin) Amerika kıtasını keşfinin yolunu açmıştır. Zirâ bu keşifle ticaret yolları kapanan Avrupalılar başka yollar bulmak zorundaydılar. Bu keşif buna bir vesile olmuştur "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." | |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Tonks (28-12-06) |
| | #15 | |
| Profesör Sanatkârlar grubu ![]()
Mesajlar: 3.873
Teşekkür etti: 1.016
Teşekkür edildi: 1.059
Forum Gücü: 42 Forum Puanı:11433 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
rica et emretme neyse yeni üyesin bu seferlilk böyle olsun http://rapidshare.com/files/8932637/e-dana.zip.html "Kardeşim sen düşünceden ibaretsin. Geriye kalan et ve kemiksin. Gül düşünür gülistan olursun. Diken düşünür dikenlik olursun." | |
|
| Mesaja teşekkür eden: | RebeL (07-01-07) |
| | #16 |
| Stajyer ![]()
Mesajlar: 36
Teşekkür etti: 4
Teşekkür edildi: 15
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:3 ![]() | ARKADAŞLAR BENİM SOSYAL DEN DÖNEM ÖDEVİM VARDA; ERMENİ SORUNU ARAŞTIRLICAK EN AZ 10 YERDEN BULMAM LAZIM ANSİKOLOPEDİ-İNT.-BAŞKA KİTAP ONDAN ÇOOKKK UZUN HERYERDEN ARAŞTIRMAM LAZIM EĞER RESİMDE BULABİLİRSENİZ RESİMDDE YOLLAYIN LTFEN ÇOK ÖNMLİ |
|
| Mesaja teşekkür eden: |