DownLoaduc
Zamansız Tartışma Platform  Eğitim  Forum Dersanesi
Cevapla
 
Konu Seçenekleri
Eski 17-01-07, 20:21 Çevrimdışı   #21
Asistan
Smd
 
Smd - ait Avatar
Genel Mesajlar: 248
Teşekkür etti: 30
Teşekkür edildi: 83
RepForum Gücü: 6
Forum Puanı:179
Smd ara sıra gören oluyorSmd ara sıra gören oluyor
arkadaşlar acil Çanakklale Mahşeri kitabının yaklaşık 10 satırlık özeti , kahramanları ve özellikleri uzunluğu önemli değil 2 sayfa olsun yeter şimdiden çok teşekkür ederim yardım eden herkese...

Bu dünya kimin insanlar yalnız diğerleri maket mi?

Acaba kazanan kim?

Kan Revan İçinde Hep Kanamaz Denen Yerlerim...

Hayat Denen Bu Sahneden Bir Rol Seçip İlerle...

Karanlık Rüzgarı İçime Çekmişim, savruluyorum..

Dokunma Bana!..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 20:30 Çevrimdışı   #22
Stajyer
Müzik grubu
 
begüm - ait Avatar
Genel Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 113
Teşekkür edildi: 64
RepForum Gücü: 6
Forum Puanı:179
begüm ara sıra gören oluyorbegüm ara sıra gören oluyor
seyy yaa bnm ödewim edebiyat-tarih ilişkisi we ATATÜRK ün edebiyat hakkında söylediği sözler...smdiden tşk ederm
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 20:35 Çevrimdışı   #23
Doçent
 
SeKeR - ait Avatar
Genel Mesajlar: 2.661
Teşekkür etti: 522
Teşekkür edildi: 1.940
RepForum Gücü: 30
Forum Puanı:8983
SeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir Konumda
Ruhsal Durumum:
edebiyat tarih ilişkisi:

tarih alanındaki araştırmalarda edebî eserlerden yararlanılmasının önemi ve bu tür çalışmalarda edebî eserlerdeki materyallerin değerlendirilmesinin gerekliliği üzerinde duracağız. Bundan hareketle, "metnin niyeti" çerçevesinde bir yaklaşım sergileyerek (örnekler ışığında) edebî metinlerin, tarih kitaplarında kaydedilen bilgilerden muhtevâ ve bakış açısı bakımından farklılıklarını belirlemeye çalışacağız.

Ne yazık ki ülkemizde özellikle sosyal bilimlerde disiplinler arası çalışmaların yeteri seviyede olduğunu söyleyemiyoruz. Burada ele alacağımız edebiyat-tarih ilişkileri, esasen, edebiyat-sosyoloji, edebiyat-psikoloji, edebiyat-uluslar arası ilişkiler vb. pek çok alan için de geçerli olabilecek bir durumdur.

Sözgelimi, sosyal ve kültürel değişmeler, tip tahlilleri, zihniyet araştırmaları, psikoloji çalışmaları, yabancı ülke ve kültürlerin algılanış biçimleri, ekonomi ve ahlâk anlayışları gibi farklı sosyal alanlara ait çalışmalarda edebiyat eserlerinin değeri ve ihtivâ ettiği örneklemeler oldukça önemlidir.

Edebiyat ve tarih alanlarının kesişme noktasında, birçok türün bulunduğu ve bu türlerin her iki alanda da ilmî çalışmalarda değerlendirildiği bir gerçektir. Bu türlerin başında, doğrudan doğruya tarih alanına giren edebî eserler vardır ki bunlar edebiyat tarihî niteliği taşıyan ve hem edebiyatçı hem de tarihçi açısından değer arz eden eserlerdir.

Şu'arâ Tezkireleri, Vefiyâtnâmeler, Seyahatnâmeler, Fütüvvetnâmeler, Gazavâtnâmeler, Şehrengîzler, Kıssa-i Nebiler, Menâkıbnâmeler, Şakayikü'n-Nu'mâniyye Zeylleri vb. eserler bu grupta mütalaa edilebilir. Aynı şekilde edebiyat araştırmalarında da Osmanlı tarihi, tereke, salname, şer'iye sicili, vakfiye vb. tarih eserleri, özellikle biyografik çalışmalarda kullanılması gereken önemli kaynaklardandır.

Bir de bilim ve kültür tarihi bakımından dikkate alınması gereken eserler vardır ki bunlar, Türk toplum hayatının anlaşılması ve tetkikinde önemli materyaller ihtiva etmektedirler: Surnâmeler, Falnâmeler, Maktel-i Hüseyn'ler, Hendese, Hesap, Zayirçe, ilm-i Tıb, ilm-i Tencim vb. pek çok türdeki eserler, dönemin dil ve üslûbunu yansıtan birer edebî değer olmakla birlikte, bilim ve kültür birikimlerini de ortaya koyan türlerdir. Sözgelimi Surnâmeler, Osmanlı düğün şenliklerini ve bunun etrafında oluşan kültürü yansıtan önemli kaynaklardandır. Bir Surnâme metninde, dönemin yemek kültürünü, âdâb-ı mu'âşereti, saray geleneklerim, kültürel ve folklorik pek çok unsuru bulmak mümkündür. Bilhassa kültür tarihî araştırmalarda bu tür eserler, büyük bir değere sahiptir. Aynı şekilde Şehrengîzler de şehir monografilerinin hazırlanmasında önemli kaynak niteliği taşırlar. Ayrıca, şifahî edebiyata ait malzemelerin, atasözü, deyim, masal, hikâye, fıkra gibi anlatım türlerinin de zengin sosyal ve kültürel malzemeler içerdiğini hatırlatmakta fayda görüyoruz.

Burada, konu sınırına da riâyet ederek, daha ziyâde dikkatlere sunmak istediğimiz edebî eserlere, Dîvânlar'daki tarihî malzemelere geçmek istiyorum.

Bilindiği gibi divân, Osmanlı şairlerinin şiirlerini ihtiva eden ve belli bir tertibe sahip olan şiir
kitabıdır. Divânların dizilişinde başta yer alan kasideler, mutlak anlamda bir maksat üzerine yazıldıkları için, çoğunlukla tarihî muhteva taşıyan eserlerin başında gelmektedirler. Kasideler dışında, özellikle tarih manzumeleri dikkat çekici bilgiler içermektedirler. Doğum, ölüm, evlilik vb. konular dışında, özellikle mimarî eserlerin yapımı ve bitişlerine yazılan tarihler, bir dönemin kültür ve sanat envanterini tespitte kullanılabilecek niteliktedir.

Divânlarda, tarih araştırmalarında oldukça önem taşıyan yazılı malzemelerin yer aldığı bilinmektedir. Bu malzemelerin nitelikleri üzerinde biraz durmak gerekmektedir. Genel olarak bir maksat, bir niyet üzere yazılan kasidelerde, padişahların cülusu, zaferleri, fetihleri de yer alır. Vezir ve şehzadelerin medhi niyetiyle yazılan kasidelerde de aynı biçimde dönemin tarihî, sosyal ve kültürel hadiselerine değinilir. Gerek padişahın gerekse vezir veya şehzadelerin övüldüğü hususlar ve yaptıkları işlerin değerlendirilme biçimi, oldukça önem taşır. XVIII. yüzyıl şairlerinden Şeyh Gâlib'in, III. Selim'i överken kullandığı, "müceddid", "Mehdî-i sâhib-zamân", "mülke hayât-ı nev veren", "pân-zehr re'y" gibi sıfatlar, bu bakımdan oldukça dikkat çekicidir. Bu husus, Galata Mevlevihanesi (ve dolayısıyla Mevlevi çevrelerinin) Sultan'ın yapmak istediği yenilikleri desteklediklerini de göstermektedir. Şeyh
Gâlib: Ebyâtım oldu saf-keş-i dîvân-ı ma'rifet
Nev 'asker-i müretteb-i şâh-ı cihan gibi

(Beyitlerim, tıpkı padişahın düzenli askerleri gibi, marifet divânında saf tuttu.) Beytinde, "yeni askerî nizam"ın takdir edildiği anlaşılmaktadır. Çünkü şair, burada "nev 'asker" ifadesini müşebbehün bih (kendisine benzetilen) olarak kullanmıştır. Şair, beyitlerinin dizilişini, padişahın düzenli askerlerinin muntazam saflarına benzetirken, aynı zamanda siyâsî bir mesaj da vermektedir.

Gâlib'in Sultan III. Selim'in vefatına yazdığı kasidede de Yeniçeri Ocağı'nı îmâ yollu anlatma biçimi güzel bir örnektir:

Külhan-ı mürdeye dönmüştü ocağ-ı eyyâm
Etmeseydi eğer ol cem'-i perîşânı çerâğ

(Eğer o padişah, düzensizliği toplayıp âdetâ bir fitil gibi bir araya getirmeseydi, günlerin ocağı, şimdi çoktan sönmüş külhana dönüvermişti.)

Tarihî araştırmalarda önem taşıyan edebî malzemelerin başında gelen kıt'alar, bilhassa maddî kültür unsurlarının envanterini çıkarmak bakımından ele alınabilir. Genellikle tarih düşürmede kullanılan kıt'alar, doğum, ölüm, tahta çıkma, sadâret veya vezaret makamına atanma ve çeşme, hamam, han, saray, kervansaray, köşk gibi mîmârî eserlerin yapımı veya tamir ve bakımı ile, şairin veya dost ve arkadaşlarının özel durumları (sakal bırakma, bir eseri bitirme, bir yerden ayrılma vb.) gibi konularda yazılır. Tarihî olaylarda ebcedle tarih düşürülen kıt'alardan hareketle, bir eserin tarihîni, mimarî hususiyetlerini, yenilenme, tamir ve bakımını tespit etmek mümkündür. Özellikle istanbul, Edirne, Bursa, Halep gibi şehirlerdeki Osmanlı mîmârîsinin tespit ve değerlendirilmesinde Dîvânların tevârih bölümleri büyük önem taşımaktadır. Çoğu kıt'a nazım şekliyle kaleme alınmış olan bu şiirlerin değerlendirilmesi, tarih ve özellikle de sanat tarihi araştırmalarında kullanılabilir niteliktedir. Nitekim bu alanda örnek bir çalışma da ortaya konmuştur. III. Ahmed devri (1703-1730) istanbul çeşmelerini, bu çeşmelere düşürülen tarihlerden hareketle resim ve vesikalandırarak bir kitap bütünlüğünde hazırlayan Hatice Aynur ve Hakan T. Karateke, toplam 135 çeşme tespit etmiştir. Böyle bir çalışmayla, kitâbesi yıkılmış veya tahrip olmuş çeşmelerin bakım ve onarımı mümkün olacağı gibi, kaybolmuş, yıkılmış veya bilinmeyen birçok çeşmenin yeri ve durumu da ortaya çıkacaktır.

Kaside ve kıt'a dışında, mesnevi, rubâî, gazel vd. nazım şekilleriyle kaleme alınan şiirlerin de felsefe, sosyoloji, tarih, bilim tarihî gibi alanlara çok önemli malzemeler sunabileceğini belirtmekte yarar görüyoruz. Gazellerin, yazılma sebebi bilinmiyor olsa da, özellikle benzetme, hatırlatma, îmâ ve işaret yoluyla tarihî ve sosyal alanlarda kullanılabilecek bazı tespit ve değerlendirmeler içerdiği bilinmektedir.

Burada, oldukça geniş ve ayrı bir araştırma konusu olan mesnevilerin, tarihçi, antropolog, sosyolog, sanat tarihçisi açısından zengin bir kültür malzemesi ihtivâ ettiği husûsunu belirterek konuyu başka bir yöne çekmek istiyorum.

Osmanlı tarihçisi Cornell H. Fleischer, edebiyat metinlerinin bilhassa tarih araştırmalarındaki değeri üzerine şunları söylemektedir:

"Osmanlı imparatorluğu üzerine modern araştırmacılıkta, anlatı kökenli, özellikle de edebî nitelikte kanıtlara güvenmeme, arşiv belgelerine dayalı, kişisellikten arındırılmış "katı" verileri ya da "olgusal" anlatıları yeğleme eğilimi vardır. Böyle bir güvensizlik ya da bu kaynakların içerdiği öznellikten korku duymak yalnızca yersiz değil, aynı zamanda ciddi biçimde kısıtlayıcıdır. 'Yumuşak" kanıtlar, tıpkı yumuşak dokular gibi, katı yapılara can ve anlam kazandırır." (Fleischer,1996:2-3) Fleischer'in "yumuşak kanıtlar" diye tabir ettiği bu husûsiyeti örnekler ışığında biraz açmakta yarar görüyoruz.

Burada ele alacağımız ilk eser, Kanûnî Sultan Süleyman'ın oğlu Şehzâde Mustafa'nın katli üzerine, Taşlıcalı Yahya Bey'in yazdığı mersiyedir. Bilindiği gibi, Şehzâde Mustafa'nın Konya Ereğli'si civarında katledilmesi, Osmanlı kamuoyunu o kadar etkilemiştir ki, sâdece bu olayla ilgili olarak yazılan mersiye sayısı on beş civarındadır. (Çavuşoğlu, 1982; isen, 1993)

Şehzâde Mustafa mersiyeleri arasında en çok tanınan ve beğenilen eserin yazarı Taşlıcalı Yahya, konuyla ilgili resmî tarih görüşünden ve dönemin tarihçilerinden daha cesur bir tavır sergileyerek bize değerli ayrıntılar sunmaktadır. Nitekim bu konuda Peçevi, tarihçi Mustafa li'nin "Bir gün rahmetli Yahya Bey'e, "Padişahın öfkesinden korkmadın mı ki böyle bir manzûme yazmaya kalkıştın?" diye sordum"(Peçevi, 1992: 216) dediğini nakletmektedir. Bir tarihçinin, her şeyin daha taze olduğu bir dönemde böylesine cesur konuşan edebiyatçıya sorduğu bu soru, edebî metinlerin, fazla ölçüp biçmeden ve korku, tehlike düşünmeden, samimî ve içten gelen duygularla kaleme alındığını da göstermektedir. Bu şiir dolayısıyla Yahya Bey'in Rüstem Paşa'dan azar işittiği ve cezalandırılmak istendiği de bilinmektedir. Ancak Kanunî Sultan Süleyman, açık eleştiriler içeren ve bu olayda dönen oyun ve fitnelerin bir bir sayıldığı bu eserin sahibini her zaman korumuştur.

Edebî eserin samimiyeti ve yazarın olay ve durumlar karşısındaki tavrı, Yahya Bey'in Rüstem Paşa tarafından sorguya çekilirken, Paşa'ya verdiği cevapta daha açık bir biçimde görülmektedir

"Bir gün Rüstem Paşa, çavuş göndererek beni Dîvâna çağırdı ve mütevellisi bulunduğum
rahmetli Sultan Bayezit vakfı konusunda birçok azarlamalardan sonra; senin ne haddindir, yüce padişah kamu düzeni için şeriat kurallarınca gereken bir davranışta bulunur, sen bizzat saadetli padişahı ve vezirlerini kötüler ve suçlarsın, bulduğun saçma sapan sözleri manzume kalıbına sokup halka verir, fesada çalışırsın" diye öfke ile bana çatınca, hemen kalbime doğan şu sözleri söylemeyi uygun buldum : "Biz rahmetliyi, katledenlerle beraber katlettik, ağlayanlarla da beraber ağlarız. Ancak, padişahımız yanlış iş yaptı demektense, terbiyeye uygun davranarak garezci kimseler fesatladı demeyi münasip gördüm." (Peçevi, 1992: 216)

Bu münakaşadan sonra Rüstem Paşa, Yahya Bey'i vakıf mütevelliliğinden atmış ve şair ömrünün sonuna kadar kendisine verilen mütevâzı bir zeametle geçinmek zorunda kalmıştır.

Ne gariptir ki 27 Şevval, 1553 tarihînde Cuma günü katledilen Şehzade Mustafa hakkında Mustafa li ve Yahya Bey'den uzun nakiller yapmış olan tarihçi Peçevi, bu olayla ilgili sadece bir paragraf bilgi vererek herhangi bir yorum yapmamayı yeğlemiştir.

Taşlıcalı Yahya, şiirine "medet medet" (imdat, eyvah) diye başlamaktadır. Şairin, şehzâdeyi katledenleri "ecel celâlileri" ve "fesad ehli" olarak vasıflaması,"Âl-i Osman'ın vebale girdiği"ni söylemesi bir yana, doğrudan doğruya padişaha yönelttiği ithamlar da doğrusu büyük cesaret örneğidir :

Bunun gibi işi kim gördi kim işitdi acep
Ki oğlına kıya bir server-i Ömer-meşreb.
(isen, 1993: 125-127)

(Hz. Ömer yaradılışına sahip bir sultanın oğluna kıydığı nerede görülmüştür ki!)

Edebî eserleri değerlendirirken, dilin kullanım özelliklerine ve ifadenin anlam ayrıntısına dikkat etmek gerekmektedir. Şairin "imdat imdat" diyerek şiire başlaması, "padişahın oğluna kıydığı"nı belirtmesi, aslında resmî tarih vesikalarına fazlaca yansımayan kamuoyu vicdanını ifade etmektedir.

XVII. yüzyıl şairlerinden Nâbî'nin de Karlofça Antlaşması vesilesiyle, Amcazâde Hüseyin Paşa'ya takdîm ettiği "Sulhiyye Kasidesi"ne "Li'llâhi'1-hamd" ifadesiyle başlaması da aynı nitelikte değerlendirilebilir. (Bilkan,1997: 85) Osmanlı Devleti'nin ilk ciddi toprak kaybı olarak kabul edilen Karlofça'nın, oldukça coşkuyla karşılanması ve büyük bir rahatlama eseri olarak kabul edilmesi, esasen resmî tarih görüşünün aksine bir anlayışı yansıtmaktadır. Birçok Osmanlı tarihinde "Gerileme Devri" başlığında ele alınan bu dönemde Macaristan, Erdel, Podolya, Ukrayna, Mora ve Bosna havalisinin kaybedildiğini hatırlatmakta fayda var.

Bütün bunlara rağmen, şairin "Allah'a şükür ki savaş bitti ve âlem yeniden barış ve rahatlığa kavuştu." diyerek başladığı kasidesinde, bu anlaşmayı büyük bir sevinçle karşılaması oldukça dikkat çekicidir :

"Garka yaklaşmış iken keştî-i bî-lenger-i mülk
Bâd-ı tevfîk erişip eyledi tefrîk-i gamam"

(Demirsiz mülk gemisinin batmakta olduğu bir sırada, Allah'ın yardım rüzgârı erişip bulutları dağıtmıştır.)

"Hâk-i cenge ekilen tohmdan etti giderek
Feyz-i Rabbani ile sünbüle-i sulh kıyam"

(Ceng toprağına ekilen tohumdan, ilâhî feyizle sulh başağı meydana çıkmıştır.)
Tarihçi Hammer'in, "Karlofça barışı, Hıristiyanlık için saydığımız sonraki (Pasarofça, Kaynarca ve Edirne antlaşmaları -AFB-) üç muahededen daha çok, daha faydalı ve çok daha zafer taşıyanı sayılmak gerekir." (Purgsatall, 1990: 580) diyerek bir kazanç olarak kabul ettiği bu anlaşma hakkında, Osmanlı şairinin ifadeleri bir hayli şaşırtıcıdır :

Allah Allah ne bu şâdî bu meserret bu neşât
Bunu ru'yâda hayâl eylemez idi evham

(Allah Allah, ne bu mutluluk, bu sevinç, bu neş'e! Bunu vehim, rüyada bile hayal eyleyemezdi.)

Burada resmî tarih görüşü ile bunun tam karşısında, kamuoyunun kanaatlerini yansıtan ve bize göre daha gerçekçi olan şairin görüşünü, şu beyit daha açık bir şekilde ifade etmektedir :

Gezmeden saçı sakalı ağarıp tuğların
Etdi pîrâne-ser asayiş için meyl-i menâm

(Gezmeden saçı sakalı ağarmış olan tuğlar, artık dinlenmek için uykuya çekilmiştir.)

Bu ifâdelerden, halkın yorgun ve savaşa karşı büyük bir bezginlik içerisinde olduğu da anlaşılmaktadır. Böylece Osmanlı Devleti'nin aleyhine sonuçlanan bir anlaşma, halkın nazarında daha farklı bir anlam kazanmaktadır.

Bu örnek de bir "yumuşak delil" değerindedir.

Özellikle XVII. ve XVIII. yüzyıllarda sosyal ve kültürel hareketlenmenin yoğunlaşmasıyla birlikte, dönemin şair ve edipleri sosyal konulara daha fazla önem vermişlerdir. Osmanlı modernleşmesi, Batılılaşma, son devir sosyal ve siyasî tarihî gibi konular üzerinde yapılacak çalışmalarda, bu dönem edebî eserlerinin tetkiki şarttır. Sözgelimi, XVIII. yüzyıl şairi Aynî'nin "Nusretnâme" adlı eseri, yeniçeriliğin kaldırılmasını anlatan sosyal konulu manzum bir eserdir.

Son olarak edebî metinlerin iktisat araştırmalarında ve zihniyet tahlillerinde de kullanılabileceğini belirtmekte yarar görüyoruz. Daha önce de belirtildiği gibi, bilhassa XVIII. yüzyıla ait edebî eserlerde zihniyet tahlilleri ve sosyal değişmelerin izleriyle ilgili önemli ip uçlarına rastlanmaktadır. Sözgelimi Vâsıf ve Nedim gibi dönemin şairlerinin şiirlerinde dönemin değişen zihniyetini ortaya koyacak önemli tablolar yer almaktadır.

Vâsıf, yaşadığı dönemin tiryâkilerinin Ramazân'daki tavırlarını anlatırken "kültürel soğuma"nın eseri olarak dönemin dinî değerlere karşı lakayt davranan "insan tipi"ni de ortaya koyar :

Tiryakiye nâgeh Ramazân geldi denilse
La havle-künândır eleminden ne zamandır

(Tiryakiye, ansızın Ramazân geldi denildiği için, epeydir eleminden "la havle" çekmededir.)

Tedkîk-i nazar eyle şu takvime birâder
Üftâde-i havf etme bizi belki yalandır

(Be kardeşim şu takvimi bir tetkik et, bizi korkuya salma, belki de yalandır!)

Amma yürümüş bu sene sür'atle mübarek
Ya sa'y ü ya sâ'ât-i gurûb-ı ramazândır (Vâsıf, s.271)

(Amma da yürümüş bu sene süratle mübarek, ya gayret, çalışma veya Ramazan'ın bitiş saatleridir.)

Nedîm'in de aynı dönemde Ramazan'ın gelişine şaşırıp takvîmle şahit arasında kalan bir tipi canlandırması dikkat çekicidir :

Bilemem ben de ki şâhidde mi takvimde mi
Hele bir kizb var ortada budur sıdk-ı kelâm

(Bilmem şahitte mi, yoksa takvimde midir? Doğrusu ortada bir yalan var!)

Ehl-i keyfin birisi der ki behey sultânım
Aydın ay bellü hisâb olmadı şa'bân tamâm
(Nedîm, 1972: 44)

(Tiryakilerden birisi: "Behey sultanım, ay hesabı belli, şaban daha tamamlanmadı" der.)
Ama ümitsizlik arz eden bu duruma artık "kazaya rıza göstererek" boyun eğmekten başka bir çare de yoktur:

Olacak oldu heman çâre ne simden sonra
Edelim hükm-i kaza destine teslîm-i zimâm
(Nedîm, 1972: 44)

(Olacak oldu artık, bundan sonra çare ne ki? Bari kaza hükmüne boynumuzu teslim edelim!)
Bu beyitte, âdeta bir felaketle karşı karşıya kalarak "kaza hükmüne boyun eğen" bir insan tipi çıkıyor karşımıza. Bu "felaket", Ramazan'ın vakitsiz (!) gelişi mi?

Nedîm, kasidesinde "ehl-i keyfin birisi"ne atfettiği bu düşüncelerin bizzat sahibi olmasın? Zira kasidenin devamında "âh mübarek bayram" nidalarıyla bayramı sabırsızlıkla çeken, hatta bayram günlerinde neler yapacağını bile planlayan şair, şevkini "meh-i rûzeyi tamâm" etmeye saklamıştır :

Şevkimiz şimdi ana düştü ki inşâallâh
Ola sıhhatle selâmetle meh-i rûze tamâm

(Coşkumuz, inşâallâh Ramazan'ın sıhhat ve selametle tamamlamasına kaldı.)

Kıla erbâb-ı dili âb-ı hayâta sîr-âb
Erişip Hızr gibi âh mübarek bayram (Nedîm, 1972: 45 )

(Ah ! O mübarek bayram Hızır gibi erişip gönül ehlini ebedî hayata doyurur inşâallâh.)
Bu alanda Prof. Dr. Sabrı F. Ulgener'in çalışmaları önemli örneklerdendir. Ne yazık ki daha sonraki araştırmacılar, Ülgener'in izlediği metoda fazla değer vermemişlerdir.

Edebî metinlerin, tarih araştırmalarının yanı sıra, sosyal, kültürel ve ekonomiyle ilgili çalışmalarda, orijinal tespitler ve farklı değerlendirmelere imkân sağlayacağını bir kez daha vurgulayarak bu nevi disiplinler arası çalışmaların yaygınlaşmasını temenni ediyoruz.

Kaynaklar

*Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi

Akman, Dr. Mehmet (1997), Osmanlı Devletinde Kardeş Katli, Eren Yay.,
istanbul.
Andrews, G. Walter (2000), Şiirin Sesi, Toplumun Şarkısı, iletişim Yay., ist.
Aybet, Nahid (1989), Fuzûlî Dîvâm'nda Maddî Kültür, Kültür Bak. Yay.,Ankara.
Arslan, Mehmet (2000), Osmanlı Edebiyat-Tarih-Kültür Makaleleri, Kitabevi
Yay., istanbul.
Aynur, Hatice; Karateke Hakan T.(1995), Aç Besmeleyle iç Suyu Han Ahmed'e
Eyle Dua, III. Ahmed Devri istanbul Çeşmeleri, ist. Büyükşehir
Belediyesi Kültür Daire Baş. Yay., istanbul.
Bilkan, Ali Fuat (1997), Nâbî Divânı, MEB. Yay., ist.
Çavuşoğlu, Mehmet (1982), Şehzade Mustafa Mersiyeleri, iÜ. Edebiyat Fak.
Tarih Enstitüsü Dergisi (Tayyip Gökbilgin Hâtıra Sayısı), S.XII, 1982, s. 641
Çelebioğlu, Amil (1999), Türk Edebiyatı'nda Mesnevi (XV.yy.'a kadar),
Kitabevi Yay., ist.
Fleischer, Cornell H. (1996), Tarihçi Mustafa li, çeviren: Ayla Ortaç, Tarih
Vakfı Yurt Yay., ist.
Mazıoğlu, Prof Dr. Hasibe (1992), Nedim'in Divan Şiirine Getirdiği Yenilik,
Akçağ Yay., Ankara.
Nedim, Nedim Divânı(1972), Hazırlayan: Adbülbaki Gölpınarlı, istanbul.
Peçevi ibrahim Efendi (1992), Peçevi Tarihi I, Hazırlayan : Prof. Dr. Bekir Sıtkı
Baykal, Kültür Bak. Yay., Ank.
Sakaoğlu, Saim(1988), "Manzum Tarihî Destanlarda Anlatılan Hadiselerdeki
Gerçek Payına Dair Birkaç Örnek", Türk Folkloru Araştırmaları, sayı: 2,
Ankara, s.127-143.
Ülgener, Sabri F. (1981), iktisadi Çözülmenin Ahlak ve Zihniyet Dünyası, Der
Yay., istanbul.
Vâsıf, Enderunlu Osman Vâsıf Bey ve Divânı, Hazırlayan: Dr. Rahşan Gürel,
Kitabevi, ist. (tarihsiz)
  Alıntı ile Cevapla
Mesaja teşekkür eden:
begüm (18-01-07)
Eski 17-01-07, 20:39 Çevrimdışı   #24


Mod. denetleyicisi
 
RebeL - ait Avatar
Genel Mesajlar: 17.570
Teşekkür etti: 5.142
Teşekkür edildi: 8.903
RepForum Gücü: 246
Forum Puanı:90625
RebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz
Ruhsal Durumum:
ÇANAKKALE MAHŞERi
Nöbetçinin haberi üzerine gözetleme yerine gelen tabur kumandanı Bin başı Talat boynunda asılı dürbünü gözlerine yaklaştırdı kurşun renkli gökle mavinin birleştiği yerde önde gambotlar , arkada zırhlılar dumanlarını savurup hafif dalgalı denizi yararak geliyorlardı .Bn.Talat ağacın yanında dikilen Ahmet Çavuşa bağırdı.
Batarya Kumandan’ına haber ver , düşman göründü!

Tekrar gözetlemeye devam etti. Bn. Talat dürbününü onlardan ayıramıyordu.Mesafe on dört bin metreye inince en sağdaki zırhlı çark edip doğuya döndü, diğerleri de onu takip etti.İkisi İngiliz zırhlısı ikisi Fransız zırhlısı

Bn. Talat’ın bulunduğu Seddülbahir’e onun yanındaki Anadolu yakasındaki Kumkale Tabyasına ateşe başladılar.Bn. Talat saatine baktı saat tam üçü on geçiyordu, böylece günlerdir beklenen hücum başlamıştı.Ne yazık ki aralarında büyük bir dengesiz vardı. Müttefik zırhlıların içinde modern silahlar , seri ateşli uzun menzilli büyük çapta toplar mevcuttu.Türklerin ise boğazın her iki yakasında on yedi kısa menzilli adi toplarla karşılık veriyorlardı._Zırhlıların namlularında ateş görülmesiyle karşıda ki Kumkale ‘ de havalanan toz toprak bulutunun içinde sarı kırmızı şimşekler çakması bir oluyordu.Mermilerin düştüğü yerde fıskiyeler gibi toprak havaya savruluyordu.Bu tufana Ertuğrul tabyası karşılık vermeye çalışıyordu.-Seddülbahire atılan iki mermi arkalarına düştü bir mermide önlerine düştü.Bn. Talat korkunç bir patlamayla sarsıldı, çevresi zifiri karanlık kapladı,burnunun ucunu bile görmüyordu.Karanlık yavaş yavaş dağılmaya başlayınca artık net bir şekilde görüyordu ama gördüklerine inanamıyordu, topların namluları yerlerinden fırlamış , bazıları çökmüş bazıları toprak altında kalmıştı.Sığınak ve cephanelik yerle bir olmuştu.Taşlar üstünde bedenler çırpınıyordu.Siperlerden fırlayan subay ve erler arasında saçları kırılan yüzündeki çizgiler derinleşmiş Oğuz amca bulunmakta idi. Soluk soluğa gelenler yaralıları hemen sargı yerine götürdüler._Müttefik zırhlıları ufukta kaybolmaya başlayınca bazı erler siperlerde serili kuru ot ve saman doldurulmuş yataklar onlara kuş tüyü gibi gelir kafasını koyan hemen uykuya dalıyordu ama o gece Oğuz amca bir türlü uyuyamıyordu.Sarıkamış cephesinde iki oğlu gözlerinin önünden bir türlü gitmiyordu.Fakat uyuması gerekiyordu gökyüzünün kurşuni kapağı andıran yıldız seyrekleşince daldı.- Müderris Rasih Efendi torunu Hasan Şakir’i kendi eliyle şubeye yazdırmıştı.Oğlu Dömeke ‘de şehit olmuştu , şimdi sıra torununa gelmişti.Torunun gönüllü gitmesini istemiyordu ona nasıl gitme diyebilirdi torununa gitme deseydi öğrencilerine nasıl gidin diyebilirdi torunun onlardan ne farkı vardı. Onlarda ana-baba kuzusu değil miydi.-*

Tepeden dürbünüyle bakan Yz. Tahsin gözlerini zırhlılardan alamıyordu.Tabyalara doğru yaklaşıyorlardı.Bütün tabyalar top başı yaptılar.Yz.Tahsin artık adlarını okuyabiliyordu.Donanma boğaza yaklaştığı sırada Agamennon,Suffren zırhlıları ve bir kruvazör filodan ayrılarak Yeniköy ve Bozcaada’nın arasındaki yerlerini aldılar.Diğerleri Tekke Burnu’ndan Gökçeada’ya uzanan hatta sıralandılar.Her zamanki gibi önce uzun menzilli toplarıyla dövecekler,Türk bataryalarını ateş edemez hale getirecekler daha sonra yaklaşıp kalıntıları isabetli atışlarla temizleyecekler.

Anadolu yakasındaki küçük tepeyi siper edinip gözetleyen Teğmen Hüsamettin gözleri önünde gene vahim bir olay cereyan ediyordu.Tepelerde şimşekler çakıyor ağaçlar çatırdıyor ufuklar birbirine karışıyordu.Öğleye doğru Agamennon Zırhlısının güvertesinde bir ateş patladı.Büyük bir sarsıntıyla geri çekilmeye başladı.Teğmen Hüsamettin dürbünlü merceğini bu sefer Dablin kruvazörüne çevirdi.Ertuğrul Tabyası’ndan isabetli atışların yapılması onu da menzilin dışına çıkarınca Ertuğrul Tabyası ateşini Kumkale Tabyası’nı topa tutan Goluva Zırhlısına çevirdi.İsabetli atışlarıyla onu da uzaklaştırdı.Uzun menzilli toplarıyla diğer Zırhlılar gibi o da dövmeye başladı.Yaptıkları hedef belirlemelerle donanmaların mermileri Ertuğrul Tabyası’nın çok yakınına geliyordu.Hedef tespit edilmişti fakat ne yapabilirdi? Çakılı topları bir başka yere götüremezdi.Birkaç mermi ardar da hemen yanlarında patladı.Tabya’nın içine taş toprak doldu.Askerler kürekle bunları temizlerken isabet eden başka bir mermi ile topun namlusu ateşler içinde havaya uçtu.Teğmen Wöhrma ile çevresindeki erlerin çoğu yerlere serildi.Oğuz Amca elindeki küreği yere atıp yerde çırpınanlardan birini hemen sargı yerine götürdü fakat er yarı yolda can vermişti.

Ertuğrul Tabyası sükut edince mermiler Orhaniye Tabyasına yoğunlaştı bu mermi sağanağı altında yapılacak pek bir şey yoktu sığınağa çekildiler.Zırhlılar gittikçe ateşlerini yoğunlaştırıyorlar sık sık yer değiştirip tam isabet etmeni yollarını arıyorlardı.Zelzeleye tutulmuş gibi sallanan sığınaktakilerin gözleri önünde bir cehennem cereyan ediyordu.

Rasih efendi torunundan mektup aldı.Mektubu Keşan’dan göndermişti.Torunundan aldığı mektupla çok sevinen Rasih Efendi aynı zamanda çok üzülmüştü.

Her ne kadar Savunma Bakanı Emekli Maraşel Lora Kitchener ise de Çanakkale Savaşının asıl kahramanı Bahriye Bakanı Sır Churchill’dir.Korkak pısırık bulduğu muhalefeti sık sık köşeye sıkıştıran Churchill’in son kabine toplantısında çok ümitli konuştuğu basın bülteninde belirtilmektedir.”Ekselanslar herhalde artık bir tereddüdünüz kalmamıştır.Sizlere bir elimizi bağlasalar tek elimizle Boğaz engelini aşacağımızı söylememiş miydim.İşte donanmamızın muhteşem zaferi.Boğazın girişindeki dört tabya bertaraf edilmiştir.Evet bu cepheyi açmakla son derece isabet edilmiştir.Tannenberg’de Almanlar karşısında ağır yenilgiye uğrayan dostumuz Rusya’ya yardım edeceğiz Çarlık yönetimi de savaş aleyhtarı Komünistleri ezecektir.Çanakkale-İstanbul Su Yolu ile onlar mühimmata biz de sayısız asker gücüne kavuşacağız.”

Amiral De Robeck bütün komutanlara Queen Elizabeth Zırhlısında yemekli toplantı yaptı.Toplantıda savaşın seyri ile komutanların görüşleri ve fikirleri alınıyordu.Sıra Hamilton’a gelince De Roberk sordu:

Sizin fikriniz

Hamilton Çanakale’ye tam hakim olmadan Gelibolu’ya asker çıkarmak Türklerin tuzağına düşmektir.Boğazı geçtikten sonra Boğazdan ve Ege Deniz’inden yapacağımız çapraz ateşle zaten ufak olan yarımada un ufak yapar ardından çıkaracağımız kara birlikleriyle arta kalanları temizleriz.

De Robeck ikna olmuştu İstanbul’a giren ilk kamptan olacağında şüphesi yoktu.Gerek hava keşif subaylarından gerekse mayın tarama filo komutanlığından şehrin yedi km açığına kadar mayınların temizlendiği raporu elindeydi.

Tophaneli Hakkı Nusret mayın gemisiyle sefere hazırlanıyordu.Yb. Hakkı görevini düşündükçe heyecanlanıyordu.Elerinde yirmi altı mayın bulunmaktaydı.Çanakkale önlerinden demir aldılar.Sahil şeridini takip ediyorlardı. Karanlık Limana geldiklerinde boğazı kesen şekilde değildi sahile paralel şekilde yeni bir hat oluş tursak için BESMELEYLE ilk mayını bıraktılar ve aynı sessizlikle yirmi altı mayını yüz metre aralıklarla dört buçuk metre derinliğe döküp müttefik donanmasına yakalanmadan sabah aydınlığında geri döndüler.

Müstehkam Mevki Komutanı Yarbay Selahattin Adil Müttefik zırhlıları ufukta görünce birlikleri süratle alama geçirdi.Boğaza saf saf giren zırhlılar savaş düzeni aldılar.Boğazda, tepelerde ,vadilerde , koylarda sükunet hakimdi. Ama bu sükunet uzun sürmedi. Triumpf zırhlısının ateş açmasıyla sukünet son buldu. Hemen ardında Prınce Geor geç orta bölgedekiler ateşe başladı. Bu bölgede yer alan Tekke ve Baykuş bataryaları ateşe karşılık verdi.En modern zırhlılar olan Queen Elizabeth Anadolu Hami diyesi , Lora Nelson Namazgahı , Agememnon Rumeli Mecidiyesi , İnflexitle Rumeli Hamidiyesini dölü yoklardı.

Tek taraflı bombardımanı yeterli görmüş olmayan Amiral De Robek sessizce bekleyen.Gruba,Goulois, Charlemogne, Bouvet ve Suffren Zırhlılarına ileri geçmesi için komut verdi. Öne çıkan bu zırhlılar Merkez Tahkimatındaki uzun menzilli topların menziline girmişlerdi ,sabahtan beri sakin duran toplar birden gürledi.Boğazın değişik yerlerinde gizlenmiş saatlerdir beklemenin hıncıyla yükleniyorlardı.

Bir mermi İnflexitle zırhlısının prova direğini parçaladı ve güvertede yangın çıkardı.Bu arada pek çok yerinden isabet almış Agamemnon uygun bir yere kaçmanın hesabını yapıyordu.Queen Elızabeth ‘in de vinçlerini parçaladı ve top ambarı isabet aldı.

Queen Elizabeth sanki bir ejderha gibi ateş kusuyordu.Anadolu Hamidiyesi allak bullak etmişti. Tabyanın duvarları yıkılıyor askerlerin yanında patlayan toplar yeri göğü sarsıyordu.

Amiral De Robeck üçüncü rubada ileri çıkması için emir verdi.Önde ki Bouvet ve Suffren gelenlere yer açmak için Erenköy sahiline yaklaşınca buradaki tabya’ bir fırsat doğdu.bu anı kollayan Albay Werle ateş emrini verdi.İsabetli atışlarla zırhlılara büyük hasarlar verdi.Değişik yerlerinden yara alan Bouvet zırhlısı kavis çizerek sahile yaklaştı açılan ateş sonucu büyük bir sarsıntıyla bulanık sulara gömülüp kayboldu.

Bir diğer Fransız zırhlısı olan Grouloin ‘ de epeyce yara almıştı. Arka güvertesinde bir mermi patladı. Numara ve nişancı erleri havaya uçtu.Nihayet Goulars Tavşan adasında karaya oturdu; fakat İnflextible ‘nin böyle bir şansı yoktu.Bir mermi telsizini tahrip etmiş yağ lambalarının çoğu söndü ,tüm iletişim kesildi.Şarapneller gövdesinde derin yaralar açmış gemi batıyordu.Aradan on dakika geçmeden aynı felaket İrresistible başına geldi.Yardımına gelen Wear muhribine pesonnel geçtikten kısa bir süre sonra gemi ikiye ayrıldı ve battı.

Oğuz amca yorulmuştu bütün gece siper kazmışlardı. Kafkas cephesindeki iki oğlunun şehit oldukları haberi onu büsbütün yaralamış diğer oğlu Mustafa ‘dan haber alamamıştı.Onu nasıl bulurdu. Adresini almıştı; fakat nasıl yanına gidebilirdi.Müttefiklerdin saldırısı çok yoğundu.İzin istemesi yakışık almazdı.Kumandan izin verirciydi.

Amiral De Roberk yeni gelişmeleri öğrenmek için Queen Elizabeth’ın konferans salonunda üst rütbeli subaylarla bir toplantı Hamilton ve diğer karacı subaylar Amiral De Roberk’in görev artık sizin diyene kadar susacaklardı.De Roberk sözlü uzatmada onların beklediğini söyledi.

Karacıların yardımı olmadan boğazı geçemeyeceğimiz anlaşılmıştır.Hamilton günlerdir tasarladığı planı konseye sundu.

Soğuk yetmiyormuş gibi rüzgarda kudurmuştu.Kuytu bir yerde Oğuz amca söylüyor Yusuf mektubu yazıyordu.

Hava düzelmişti denizde sakinleşmişti. Gemiler ışıklarını yakmadan sessizce Limni adasından uzaklaşmaya boğaza yaklaşmaya başladılar.

Bütün işaretler hücumun an me

kıyılardaki birlikler teyakkuz halindeydi.Dışarıda siperler yakın birlerde yatan Teğmen Hüsamettin kaputuna sarılmış bir taş parçasını başının altına koymuş uykuya dalmıştı.Aceleyle bir el onu sarsınca yerinden fırladı .Karşısındaki ercin düşman saldırıya geçti haberi üzerine hemen gözetleme yerine fırladı.Zırhlılar,kruvazörler ve gambotlar denizi mahşerler yerine çevirmiştiler. Kumkale arkasındaki ovaya peşpeşe toplar düşüyordu mermiler dağı taşı dövünce çıkarma gemileri harekete geçtiler Kumkale’de kıyametler kopuyor, Arıburnu’na baskın şeklinde çıkarma yapılıyordu.

Donanmanın isabetli atışları Bn. İsmet’in İkinci Taburcunun direnişini etkisiz kılıyordu.Anzaklar büyük bir hızla tepelere tırmanıyorlardı.

Seddülbahir ‘de kanlı bir direnişin olmasına rağmen Tekkeburnun’da tutunduklarına dair Hamilton’a haber geldi.Saatler süren müthiş bombardımandan sonra plana göre zırhlıların bir kısmı Boğaz’a geldi bir kısmı da Kumkale önlerine geldi.

Türk birlikleri her yerde erimelerine rağmen bölgelerini adım adım savunuyorlardı.Karaya çıkan müttefikler büyük kayıplar veriyorlardı.

Anzak Kolordusu Komutanı General Birdwood değişik birliklerin hücumlarını Conkbayırı’na yoğunlaştırmıştı.Aynı yere donanma topları da hedef almış koordineli bir şekilde Conkbayırı’na yükleniyordu.

Anzak Kolordusu bütün gayretine rağmen ancak bir buçuk km’den az genişliğe bazı yerlerde yediyiz metre iç kısımlara yayılabilmişti.

Yarbay Kadri yay gibi gerilen hattın fazla dayanamayacağını düşünüyordu.Müttefiklerin ani bir taarruzu karşısında müşkül duruma düşmemek için ikinci mevzilere çekilme kararı aldı.

Başkomutan Hamilton General Hunter-Weston’dan gelen mesajı inanamıyordu.Nasıl Niçin çekilirlerdi?Açılıp yayılacak araziyi onlara neden bırakırlardı? Yoksa bir pusu ile mi karşı karşıyaydılar.

Birliklerin başındaki komutanlar da aynı tedirginliği yaşıyorlardı.İleri sürdükleri keşif kollarından da Türklerin geri çekildiği dair haber gelmeye başlayınca akşama doğru temkinli bir şekilde ilerlemeye başladılar.ilk siperlere yaklaştıkça sönük bir ateşle karşılaşmalarına rağmen ilerlemeyi göze alamadılar, savunma hazırlıklarına başladılar.Bu kadar başarı bile Genaral Birdwoo’yu mutlu etmeye yetmişti.Komutanların bu kadar mutlu olmalarına rağmen askerlerde takat kalmamıştı.Hiç kimse düşmana yaklaşmayı tetik çekme ve bomba atma gücünü kendinde bulamıyordu.Seddülbahir cephesine ölüm sessizliği çökmüştü.

Temkinli davranan Türkler müttefiklerin çıkarma planını iyice anladıktan sonra kuvvetlerini toplamışlardı.Arı burnu ve Seddülbahir cephelerinde üstün bir direniş göstermişlerdi.Müttefikler adalardan yeni kuvvetlerle beslendikleri halde bu direnişi kıranıyorlardı.

İnsanda saatler sürecek hissini uyandıran bombardıman tekrar başlamıştı.Oğuz Amca birkaç adım sağında bulunan iç alemine dalmış Hasan Şakirde bakıyor oğlu Mustafa’yı hatırlıyordu.Onu bir daha bu dünya gözüyle görebilecek miydi?Neredeydi?Birliğinin güneye hareket ettiğini yazmışlardı.İzin alabilir miydi?İzin alması yanlış olmaz mıydı?

Gün ışırken Türk kuvvetleri hücuma kalktılar.Bindirdikleri müttefiklerin sol kanadı sarsıldı.Çalıların arasından binlerce Türk askeri fırlıyor,çoğu makineli tüfeklerin ateşiyle doğransa bile durmuyorlardı.Oğuz Amca sipere atlamış ateş ediyor mermisi bitiyor olanca hızıyla yenisini takıyordu.İki tarafın askerleri birbirine girmiş iç içe süren boğuşmalar devam ediyordu.Türk askerlerinin üstün gayreti Anzakları dize getirmiş onları denize doğru sürüyorlardı.Bunu gören Müttefik donanması kendi askerlerinin kıyımını göze alarak ateşe başladı.Donanmanın ateşiyle Türk ilerleyişi ancak durdurulabildi.

Ramazan Bayramı gelmişti.Oğuz Amca ve Yusuf izin almayı başarmışlardı.İzinleri sabah dörtten akşam altıya kadardı.Sabah dörtte yola koyulmuşlardı.Epeyce yol aldıktan sonra yorulmuşlardı.Biraz dinlendikten sonra yola tekrar koyuldular.Önlerindeki tepeyi aşınca düzlüğe vardılar. Fakat bir türlü yollarını bulamıyorlardı.Yollarını bulmaları bir hayli vakitlerini almıştı.Zamanlarının kalmadığını fark etmeleriyle geri dönmeleri gerektiğini anlamışlardı.

Arıburnu’nda şiddetli çarpışmalar devam ediyordu.Suvla’dan gelen haberler Esat Paşa’yı korkutuyordu,verilecek bir yanlış karar bugüne kadar yapılan her şeyi alıp götürürdü.

Tan yeri ağarırken Türkler büyük bir hücuma hazırlanıyorlardı.Bütün hazırlıkların tamamlanmasıyla hücum kararı alındı.Saat dörtte bütün siperlerde “hücum”diye ses duyulunca askerler manga manga takım takım siperlerden fırlayıp hücuma kalktılar.Askerler verilen emirlere göre karşılarındaki siperlere yaklaştılar.Müttefiklerin makinalı tüfekleri devreye girdi.Ortalığı silah sesleri boğmuştu,Teğmen Hüsamettin bağırarak hedef karşı siperler hücum emriyle pırıldayan süngüler “ALLAH ALLAH” nidalarıyla düşman siperlerine dalıyorlardı İki tarafın askerleri aç susuz durmadan çarpışıyorlardı. Siperlerin bazıları ölü ve yaralılarla dolmuştu.Anzaklar ele geçirdikleri Conkbayırı ve Besimtepe’den geriye atılıyorlardı.Askerler birbirlerine girmişler karışmışlardı,feryatlar ve naralarla birbirlerine acımasızca saldırıyorlar dipçikler süngüler savruluyor denize doğru kayıyorlardı Müttefik kuvvetlerinin.geri çekilişini uzaktan takip eden Hamilton‘un bakışlarında üzüntü damlıyordu.Başka ne yapa bilirdi bütün imkanları kullanmıştı ama yine de başarı sağlayamamıştı.

Yağmur yağıyordu , ince damlacıkların asılı kaldığı hava gönüllere kasvet dolduracak kadar bulutluydu.bu esnada İsmailoğlu tepesinden yanık bir türkü başladı.Ç evredeki herkes nefesini tutup kulak kesildi..Bu ses en çok Oğuz Amca etkiledi.Oğuz Amca derin bir of çekerek Allah’ım bana sesini duyurdun yüzünü de göster. Türkü’nün bitmesiyle silah sesleri tekrardan başladı.Şarapnelin biri Oğuz Amca’nın yanında patladı Oğuz Amca savurdu.Kanlar içinde kalan Oğuz Amca hemen sargı yerine götürüldü.Hastanede yatağına giderken gözlerine inanamadı gözlerinden bile sakındığı oğlu Mustafa kanlar içinde yatıyordu.Oğlu Mustafa onu böyle görmemeliydi;fakat Mustafa babasını görmüş oda babasının onu böyle görmesi babasını da çok üzerdi babasını görmezden gelip sırtını döndü.Oğuz Amca oğlunun yanından geçerken inlememeye dikkat etti.Biraz önce ölmüş bir askerin yatağına yatırıldı .Başına yorganı çekerken Mustafa diyerek gözyaşlarını tutamadı. Mustafa sanki babasını duymuştu hafifçe sendeledi yanındaki ere sarıldı bir iki sarsıldı ve ruhunu teslim etti.

Türklerin direnişini kıramayacaklarını anlayan Müttefikler gizlice Çanakkale’den çekilme kararı aldılar;fakat Türklerin şüphelenmesinden korkuyorlardı.Buna engel olmak için uzun uzun siperleri döverlerdi hücuma kalkacakları intibaı verirlerdi.Fakat Türkler onların geri çekildiklerini biliyorlardı.Kısa bir haber sonra Müttefiklerin Çanakkale’yi geçemeyecekleri öğrenilmişti.Bu haber İstanbul’a bomba gibi düşmüştü.

BöyLE bİRşEy BUlDum YArım Gİbİ Ama Sen İNCele İStersen UMArım DoğRudur


Dünyaaaaaaaa
Bu gece dursana
Lütfeeen
...
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 20:43 Çevrimdışı   #25
Doçent
 
SeKeR - ait Avatar
Genel Mesajlar: 2.661
Teşekkür etti: 522
Teşekkür edildi: 1.940
RepForum Gücü: 30
Forum Puanı:8983
SeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir KonumdaSeKeR buraların en ünlü simalarından, Hem Popüler hem saygın bir Konumda
Ruhsal Durumum:
Alıntı:
Smd´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
arkadaşlar acil Çanakklale Mahşeri kitabının yaklaşık 10 satırlık özeti , kahramanları ve özellikleri uzunluğu önemli değil 2 sayfa olsun yeter şimdiden çok teşekkür ederim yardım eden herkese...
Çanakkale mahşerinin özeti:



Nöbetçinin haberi üzerine gözetleme yerine gelen tabur kumandanı Bin başı Talat boynunda asılı dürbünü gözlerine yaklaştırdı kurşun renkli gökle mavinin birleştiği yerde önde gambotlar , arkada zırhlılar dumanlarını savurup hafif dalgalı denizi yararak geliyorlardı .Bn.Talat ağacın yanında dikilen Ahmet Çavuşa bağırdı.
Batarya Kumandan’ına haber ver , düşman göründü!

Tekrar gözetlemeye devam etti. Bn. Talat dürbününü onlardan ayıramıyordu.Mesafe on dört bin metreye inince en sağdaki zırhlı çark edip doğuya döndü, diğerleri de onu takip etti.İkisi İngiliz zırhlısı ikisi Fransız zırhlısı

Bn. Talat’ın bulunduğu Seddülbahir’e onun yanındaki Anadolu yakasındaki Kumkale Tabyasına ateşe başladılar.Bn. Talat saatine baktı saat tam üçü on geçiyordu, böylece günlerdir beklenen hücum başlamıştı.Ne yazık ki aralarında büyük bir dengesiz vardı. Müttefik zırhlıların içinde modern silahlar , seri ateşli uzun menzilli büyük çapta toplar mevcuttu.Türklerin ise boğazın her iki yakasında on yedi kısa menzilli adi toplarla karşılık veriyorlardı._Zırhlıların namlularında ateş görülmesiyle karşıda ki Kumkale ‘ de havalanan toz toprak bulutunun içinde sarı kırmızı şimşekler çakması bir oluyordu.Mermilerin düştüğü yerde fıskiyeler gibi toprak havaya savruluyordu.Bu tufana Ertuğrul tabyası karşılık vermeye çalışıyordu.-Seddülbahire atılan iki mermi arkalarına düştü bir mermide önlerine düştü.Bn. Talat korkunç bir patlamayla sarsıldı, çevresi zifiri karanlık kapladı,burnunun ucunu bile görmüyordu.Karanlık yavaş yavaş dağılmaya başlayınca artık net bir şekilde görüyordu ama gördüklerine inanamıyordu, topların namluları yerlerinden fırlamış , bazıları çökmüş bazıları toprak altında kalmıştı.Sığınak ve cephanelik yerle bir olmuştu.Taşlar üstünde bedenler çırpınıyordu.Siperlerden fırlayan subay ve erler arasında saçları kırılan yüzündeki çizgiler derinleşmiş Oğuz amca bulunmakta idi. Soluk soluğa gelenler yaralıları hemen sargı yerine götürdüler._Müttefik zırhlıları ufukta kaybolmaya başlayınca bazı erler siperlerde serili kuru ot ve saman doldurulmuş yataklar onlara kuş tüyü gibi gelir kafasını koyan hemen uykuya dalıyordu ama o gece Oğuz amca bir türlü uyuyamıyordu.Sarıkamış cephesinde iki oğlu gözlerinin önünden bir türlü gitmiyordu.Fakat uyuması gerekiyordu gökyüzünün kurşuni kapağı andıran yıldız seyrekleşince daldı.- Müderris Rasih Efendi torunu Hasan Şakir’i kendi eliyle şubeye yazdırmıştı.Oğlu Dömeke ‘de şehit olmuştu , şimdi sıra torununa gelmişti.Torunun gönüllü gitmesini istemiyordu ona nasıl gitme diyebilirdi torununa gitme deseydi öğrencilerine nasıl gidin diyebilirdi torunun onlardan ne farkı vardı. Onlarda ana-baba kuzusu değil miydi.-*

Tepeden dürbünüyle bakan Yz. Tahsin gözlerini zırhlılardan alamıyordu.Tabyalara doğru yaklaşıyorlardı.Bütün tabyalar top başı yaptılar.Yz.Tahsin artık adlarını okuyabiliyordu.Donanma boğaza yaklaştığı sırada Agamennon,Suffren zırhlıları ve bir kruvazör filodan ayrılarak Yeniköy ve Bozcaada’nın arasındaki yerlerini aldılar.Diğerleri Tekke Burnu’ndan Gökçeada’ya uzanan hatta sıralandılar.Her zamanki gibi önce uzun menzilli toplarıyla dövecekler,Türk bataryalarını ateş edemez hale getirecekler daha sonra yaklaşıp kalıntıları isabetli atışlarla temizleyecekler.

Anadolu yakasındaki küçük tepeyi siper edinip gözetleyen Teğmen Hüsamettin gözleri önünde gene vahim bir olay cereyan ediyordu.Tepelerde şimşekler çakıyor ağaçlar çatırdıyor ufuklar birbirine karışıyordu.Öğleye doğru Agamennon Zırhlısının güvertesinde bir ateş patladı.Büyük bir sarsıntıyla geri çekilmeye başladı.Teğmen Hüsamettin dürbünlü merceğini bu sefer Dablin kruvazörüne çevirdi.Ertuğrul Tabyası’ndan isabetli atışların yapılması onu da menzilin dışına çıkarınca Ertuğrul Tabyası ateşini Kumkale Tabyası’nı topa tutan Goluva Zırhlısına çevirdi.İsabetli atışlarıyla onu da uzaklaştırdı.Uzun menzilli toplarıyla diğer Zırhlılar gibi o da dövmeye başladı.Yaptıkları hedef belirlemelerle donanmaların mermileri Ertuğrul Tabyası’nın çok yakınına geliyordu.Hedef tespit edilmişti fakat ne yapabilirdi? Çakılı topları bir başka yere götüremezdi.Birkaç mermi ardar da hemen yanlarında patladı.Tabya’nın içine taş toprak doldu.Askerler kürekle bunları temizlerken isabet eden başka bir mermi ile topun namlusu ateşler içinde havaya uçtu.Teğmen Wöhrma ile çevresindeki erlerin çoğu yerlere serildi.Oğuz Amca elindeki küreği yere atıp yerde çırpınanlardan birini hemen sargı yerine götürdü fakat er yarı yolda can vermişti.

Ertuğrul Tabyası sükut edince mermiler Orhaniye Tabyasına yoğunlaştı bu mermi sağanağı altında yapılacak pek bir şey yoktu sığınağa çekildiler.Zırhlılar gittikçe ateşlerini yoğunlaştırıyorlar sık sık yer değiştirip tam isabet etmeni yollarını arıyorlardı.Zelzeleye tutulmuş gibi sallanan sığınaktakilerin gözleri önünde bir cehennem cereyan ediyordu.

Rasih efendi torunundan mektup aldı.Mektubu Keşan’dan göndermişti.Torunundan aldığı mektupla çok sevinen Rasih Efendi aynı zamanda çok üzülmüştü.

Her ne kadar Savunma Bakanı Emekli Maraşel Lora Kitchener ise de Çanakkale Savaşının asıl kahramanı Bahriye Bakanı Sır Churchill’dir.Korkak pısırık bulduğu muhalefeti sık sık köşeye sıkıştıran Churchill’in son kabine toplantısında çok ümitli konuştuğu basın bülteninde belirtilmektedir.”Ekselanslar herhalde artık bir tereddüdünüz kalmamıştır.Sizlere bir elimizi bağlasalar tek elimizle Boğaz engelini aşacağımızı söylememiş miydim.İşte donanmamızın muhteşem zaferi.Boğazın girişindeki dört tabya bertaraf edilmiştir.Evet bu cepheyi açmakla son derece isabet edilmiştir.Tannenberg’de Almanlar karşısında ağır yenilgiye uğrayan dostumuz Rusya’ya yardım edeceğiz Çarlık yönetimi de savaş aleyhtarı Komünistleri ezecektir.Çanakkale-İstanbul Su Yolu ile onlar mühimmata biz de sayısız asker gücüne kavuşacağız.”

Amiral De Robeck bütün komutanlara Queen Elizabeth Zırhlısında yemekli toplantı yaptı.Toplantıda savaşın seyri ile komutanların görüşleri ve fikirleri alınıyordu.Sıra Hamilton’a gelince De Roberk sordu:

Sizin fikriniz

Hamilton Çanakale’ye tam hakim olmadan Gelibolu’ya asker çıkarmak Türklerin tuzağına düşmektir.Boğazı geçtikten sonra Boğazdan ve Ege Deniz’inden yapacağımız çapraz ateşle zaten ufak olan yarımada un ufak yapar ardından çıkaracağımız kara birlikleriyle arta kalanları temizleriz.

De Robeck ikna olmuştu İstanbul’a giren ilk kamptan olacağında şüphesi yoktu.Gerek hava keşif subaylarından gerekse mayın tarama filo komutanlığından şehrin yedi km açığına kadar mayınların temizlendiği raporu elindeydi.

Tophaneli Hakkı Nusret mayın gemisiyle sefere hazırlanıyordu.Yb. Hakkı görevini düşündükçe heyecanlanıyordu.Elerinde yirmi altı mayın bulunmaktaydı.Çanakkale önlerinden demir aldılar.Sahil şeridini takip ediyorlardı. Karanlık Limana geldiklerinde boğazı kesen şekilde değildi sahile paralel şekilde yeni bir hat oluş tursak için BESMELEYLE ilk mayını bıraktılar ve aynı sessizlikle yirmi altı mayını yüz metre aralıklarla dört buçuk metre derinliğe döküp müttefik donanmasına yakalanmadan sabah aydınlığında geri döndüler.

Müstehkam Mevki Komutanı Yarbay Selahattin Adil Müttefik zırhlıları ufukta görünce birlikleri süratle alama geçirdi.Boğaza saf saf giren zırhlılar savaş düzeni aldılar.Boğazda, tepelerde ,vadilerde , koylarda sükunet hakimdi. Ama bu sükunet uzun sürmedi. Triumpf zırhlısının ateş açmasıyla sukünet son buldu. Hemen ardında Prınce Geor geç orta bölgedekiler ateşe başladı. Bu bölgede yer alan Tekke ve Baykuş bataryaları ateşe karşılık verdi.En modern zırhlılar olan Queen Elizabeth Anadolu Hami diyesi , Lora Nelson Namazgahı , Agememnon Rumeli Mecidiyesi , İnflexitle Rumeli Hamidiyesini dölü yoklardı.

Tek taraflı bombardımanı yeterli görmüş olmayan Amiral De Robek sessizce bekleyen.Gruba,Goulois, Charlemogne, Bouvet ve Suffren Zırhlılarına ileri geçmesi için komut verdi. Öne çıkan bu zırhlılar Merkez Tahkimatındaki uzun menzilli topların menziline girmişlerdi ,sabahtan beri sakin duran toplar birden gürledi.Boğazın değişik yerlerinde gizlenmiş saatlerdir beklemenin hıncıyla yükleniyorlardı.

Bir mermi İnflexitle zırhlısının prova direğini parçaladı ve güvertede yangın çıkardı.Bu arada pek çok yerinden isabet almış Agamemnon uygun bir yere kaçmanın hesabını yapıyordu.Queen Elızabeth ‘in de vinçlerini parçaladı ve top ambarı isabet aldı.

Queen Elizabeth sanki bir ejderha gibi ateş kusuyordu.Anadolu Hamidiyesi allak bullak etmişti. Tabyanın duvarları yıkılıyor askerlerin yanında patlayan toplar yeri göğü sarsıyordu.

Amiral De Robeck üçüncü rubada ileri çıkması için emir verdi.Önde ki Bouvet ve Suffren gelenlere yer açmak için Erenköy sahiline yaklaşınca buradaki tabya’ bir fırsat doğdu.bu anı kollayan Albay Werle ateş emrini verdi.İsabetli atışlarla zırhlılara büyük hasarlar verdi.Değişik yerlerinden yara alan Bouvet zırhlısı kavis çizerek sahile yaklaştı açılan ateş sonucu büyük bir sarsıntıyla bulanık sulara gömülüp kayboldu.

Bir diğer Fransız zırhlısı olan Grouloin ‘ de epeyce yara almıştı. Arka güvertesinde bir mermi patladı. Numara ve nişancı erleri havaya uçtu.Nihayet Goulars Tavşan adasında karaya oturdu; fakat İnflextible ‘nin böyle bir şansı yoktu.Bir mermi telsizini tahrip etmiş yağ lambalarının çoğu söndü ,tüm iletişim kesildi.Şarapneller gövdesinde derin yaralar açmış gemi batıyordu.Aradan on dakika geçmeden aynı felaket İrresistible başına geldi.Yardımına gelen Wear muhribine pesonnel geçtikten kısa bir süre sonra gemi ikiye ayrıldı ve battı.

Oğuz amca yorulmuştu bütün gece siper kazmışlardı. Kafkas cephesindeki iki oğlunun şehit oldukları haberi onu büsbütün yaralamış diğer oğlu Mustafa ‘dan haber alamamıştı.Onu nasıl bulurdu. Adresini almıştı; fakat nasıl yanına gidebilirdi.Müttefiklerdin saldırısı çok yoğundu.İzin istemesi yakışık almazdı.Kumandan izin verirciydi.

Amiral De Roberk yeni gelişmeleri öğrenmek için Queen Elizabeth’ın konferans salonunda üst rütbeli subaylarla bir toplantı Hamilton ve diğer karacı subaylar Amiral De Roberk’in görev artık sizin diyene kadar susacaklardı.De Roberk sözlü uzatmada onların beklediğini söyledi.

Karacıların yardımı olmadan boğazı geçemeyeceğimiz anlaşılmıştır.Hamilton günlerdir tasarladığı planı konseye sundu.

Soğuk yetmiyormuş gibi rüzgarda kudurmuştu.Kuytu bir yerde Oğuz amca söylüyor Yusuf mektubu yazıyordu.

Hava düzelmişti denizde sakinleşmişti. Gemiler ışıklarını yakmadan sessizce Limni adasından uzaklaşmaya boğaza yaklaşmaya başladılar.

Bütün işaretler hücumun an me

kıyılardaki birlikler teyakkuz halindeydi.Dışarıda siperler yakın birlerde yatan Teğmen Hüsamettin kaputuna sarılmış bir taş parçasını başının altına koymuş uykuya dalmıştı.Aceleyle bir el onu sarsınca yerinden fırladı .Karşısındaki ercin düşman saldırıya geçti haberi üzerine hemen gözetleme yerine fırladı.Zırhlılar,kruvazörler ve gambotlar denizi mahşerler yerine çevirmiştiler. Kumkale arkasındaki ovaya peşpeşe toplar düşüyordu mermiler dağı taşı dövünce çıkarma gemileri harekete geçtiler Kumkale’de kıyametler kopuyor, Arıburnu’na baskın şeklinde çıkarma yapılıyordu.

Donanmanın isabetli atışları Bn. İsmet’in İkinci Taburcunun direnişini etkisiz kılıyordu.Anzaklar büyük bir hızla tepelere tırmanıyorlardı.

Seddülbahir ‘de kanlı bir direnişin olmasına rağmen Tekkeburnun’da tutunduklarına dair Hamilton’a haber geldi.Saatler süren müthiş bombardımandan sonra plana göre zırhlıların bir kısmı Boğaz’a geldi bir kısmı da Kumkale önlerine geldi.

Türk birlikleri her yerde erimelerine rağmen bölgelerini adım adım savunuyorlardı.Karaya çıkan müttefikler büyük kayıplar veriyorlardı.

Anzak Kolordusu Komutanı General Birdwood değişik birliklerin hücumlarını Conkbayırı’na yoğunlaştırmıştı.Aynı yere donanma topları da hedef almış koordineli bir şekilde Conkbayırı’na yükleniyordu.

Anzak Kolordusu bütün gayretine rağmen ancak bir buçuk km’den az genişliğe bazı yerlerde yediyiz metre iç kısımlara yayılabilmişti.

Yarbay Kadri yay gibi gerilen hattın fazla dayanamayacağını düşünüyordu.Müttefiklerin ani bir taarruzu karşısında müşkül duruma düşmemek için ikinci mevzilere çekilme kararı aldı.

Başkomutan Hamilton General Hunter-Weston’dan gelen mesajı inanamıyordu.Nasıl Niçin çekilirlerdi?Açılıp yayılacak araziyi onlara neden bırakırlardı? Yoksa bir pusu ile mi karşı karşıyaydılar.

Birliklerin başındaki komutanlar da aynı tedirginliği yaşıyorlardı.İleri sürdükleri keşif kollarından da Türklerin geri çekildiği dair haber gelmeye başlayınca akşama doğru temkinli bir şekilde ilerlemeye başladılar.ilk siperlere yaklaştıkça sönük bir ateşle karşılaşmalarına rağmen ilerlemeyi göze alamadılar, savunma hazırlıklarına başladılar.Bu kadar başarı bile Genaral Birdwoo’yu mutlu etmeye yetmişti.Komutanların bu kadar mutlu olmalarına rağmen askerlerde takat kalmamıştı.Hiç kimse düşmana yaklaşmayı tetik çekme ve bomba atma gücünü kendinde bulamıyordu.Seddülbahir cephesine ölüm sessizliği çökmüştü.

Temkinli davranan Türkler müttefiklerin çıkarma planını iyice anladıktan sonra kuvvetlerini toplamışlardı.Arı burnu ve Seddülbahir cephelerinde üstün bir direniş göstermişlerdi.Müttefikler adalardan yeni kuvvetlerle beslendikleri halde bu direnişi kıranıyorlardı.

İnsanda saatler sürecek hissini uyandıran bombardıman tekrar başlamıştı.Oğuz Amca birkaç adım sağında bulunan iç alemine dalmış Hasan Şakirde bakıyor oğlu Mustafa’yı hatırlıyordu.Onu bir daha bu dünya gözüyle görebilecek miydi?Neredeydi?Birliğinin güneye hareket ettiğini yazmışlardı.İzin alabilir miydi?İzin alması yanlış olmaz mıydı?

Gün ışırken Türk kuvvetleri hücuma kalktılar.Bindirdikleri müttefiklerin sol kanadı sarsıldı.Çalıların arasından binlerce Türk askeri fırlıyor,çoğu makineli tüfeklerin ateşiyle doğransa bile durmuyorlardı.Oğuz Amca sipere atlamış ateş ediyor mermisi bitiyor olanca hızıyla yenisini takıyordu.İki tarafın askerleri birbirine girmiş iç içe süren boğuşmalar devam ediyordu.Türk askerlerinin üstün gayreti Anzakları dize getirmiş onları denize doğru sürüyorlardı.Bunu gören Müttefik donanması kendi askerlerinin kıyımını göze alarak ateşe başladı.Donanmanın ateşiyle Türk ilerleyişi ancak durdurulabildi.

Ramazan Bayramı gelmişti.Oğuz Amca ve Yusuf izin almayı başarmışlardı.İzinleri sabah dörtten akşam altıya kadardı.Sabah dörtte yola koyulmuşlardı.Epeyce yol aldıktan sonra yorulmuşlardı.Biraz dinlendikten sonra yola tekrar koyuldular.Önlerindeki tepeyi aşınca düzlüğe vardılar. Fakat bir türlü yollarını bulamıyorlardı.Yollarını bulmaları bir hayli vakitlerini almıştı.Zamanlarının kalmadığını fark etmeleriyle geri dönmeleri gerektiğini anlamışlardı.

Arıburnu’nda şiddetli çarpışmalar devam ediyordu.Suvla’dan gelen haberler Esat Paşa’yı korkutuyordu,verilecek bir yanlış karar bugüne kadar yapılan her şeyi alıp götürürdü.

Tan yeri ağarırken Türkler büyük bir hücuma hazırlanıyorlardı.Bütün hazırlıkların tamamlanmasıyla hücum kararı alındı.Saat dörtte bütün siperlerde “hücum”diye ses duyulunca askerler manga manga takım takım siperlerden fırlayıp hücuma kalktılar.Askerler verilen emirlere göre karşılarındaki siperlere yaklaştılar.Müttefiklerin makinalı tüfekleri devreye girdi.Ortalığı silah sesleri boğmuştu,Teğmen Hüsamettin bağırarak hedef karşı siperler hücum emriyle pırıldayan süngüler “ALLAH ALLAH” nidalarıyla düşman siperlerine dalıyorlardı İki tarafın askerleri aç susuz durmadan çarpışıyorlardı. Siperlerin bazıları ölü ve yaralılarla dolmuştu.Anzaklar ele geçirdikleri Conkbayırı ve Besimtepe’den geriye atılıyorlardı.Askerler birbirlerine girmişler karışmışlardı,feryatlar ve naralarla birbirlerine acımasızca saldırıyorlar dipçikler süngüler savruluyor denize doğru kayıyorlardı Müttefik kuvvetlerinin.geri çekilişini uzaktan takip eden Hamilton‘un bakışlarında üzüntü damlıyordu.Başka ne yapa bilirdi bütün imkanları kullanmıştı ama yine de başarı sağlayamamıştı.

Yağmur yağıyordu , ince damlacıkların asılı kaldığı hava gönüllere kasvet dolduracak kadar bulutluydu.bu esnada İsmailoğlu tepesinden yanık bir türkü başladı.Ç evredeki herkes nefesini tutup kulak kesildi..Bu ses en çok Oğuz Amca etkiledi.Oğuz Amca derin bir of çekerek Allah’ım bana sesini duyurdun yüzünü de göster. Türkü’nün bitmesiyle silah sesleri tekrardan başladı.Şarapnelin biri Oğuz Amca’nın yanında patladı Oğuz Amca savurdu.Kanlar içinde kalan Oğuz Amca hemen sargı yerine götürüldü.Hastanede yatağına giderken gözlerine inanamadı gözlerinden bile sakındığı oğlu Mustafa kanlar içinde yatıyordu.Oğlu Mustafa onu böyle görmemeliydi;fakat Mustafa babasını görmüş oda babasının onu böyle görmesi babasını da çok üzerdi babasını görmezden gelip sırtını döndü.Oğuz Amca oğlunun yanından geçerken inlememeye dikkat etti.Biraz önce ölmüş bir askerin yatağına yatırıldı .Başına yorganı çekerken Mustafa diyerek gözyaşlarını tutamadı. Mustafa sanki babasını duymuştu hafifçe sendeledi yanındaki ere sarıldı bir iki sarsıldı ve ruhunu teslim etti.

Türklerin direnişini kıramayacaklarını anlayan Müttefikler gizlice Çanakkale’den çekilme kararı aldılar;fakat Türklerin şüphelenmesinden korkuyorlardı.Buna engel olmak için uzun uzun siperleri döverlerdi hücuma kalkacakları intibaı verirlerdi.Fakat Türkler onların geri çekildiklerini biliyorlardı.Kısa bir haber sonra Müttefiklerin Çanakkale’yi geçemeyecekleri öğrenilmişti.Bu haber İstanbul’a bomba gibi düşmüştü.

--------------------------------------------------------------------------------
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 22:58 Çevrimdışı   #26
Asistan
Smd
 
Smd - ait Avatar
Genel Mesajlar: 248
Teşekkür etti: 30
Teşekkür edildi: 83
RepForum Gücü: 6
Forum Puanı:179
Smd ara sıra gören oluyorSmd ara sıra gören oluyor
arkadaşlar size çok teşekkür ederim ama bide kahramanlarıyla ilgili kısa bi yazı bulabilirmisiniz acaba?

Bu dünya kimin insanlar yalnız diğerleri maket mi?

Acaba kazanan kim?

Kan Revan İçinde Hep Kanamaz Denen Yerlerim...

Hayat Denen Bu Sahneden Bir Rol Seçip İlerle...

Karanlık Rüzgarı İçime Çekmişim, savruluyorum..

Dokunma Bana!..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 22:59 Çevrimdışı   #27


Mod. denetleyicisi
 
RebeL - ait Avatar
Genel Mesajlar: 17.570
Teşekkür etti: 5.142
Teşekkür edildi: 8.903
RepForum Gücü: 246
Forum Puanı:90625
RebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazRebeL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz
Ruhsal Durumum:
hımmm inşallah araştırıorum


Dünyaaaaaaaa
Bu gece dursana
Lütfeeen
...
  Alıntı ile Cevapla
Eski 17-01-07, 23:13 Çevrimdışı   #28
Asistan
Smd
 
Smd - ait Avatar
Genel Mesajlar: 248
Teşekkür etti: 30
Teşekkür edildi: 83
RepForum Gücü: 6
Forum Puanı:179
Smd ara sıra gören oluyorSmd ara sıra gören oluyor
valla yarın sabaha kadar lazım gerekirse sabahtan kalkarım bakmak için ama lütfen kitabı okumayınca sonuçlarına katlanıyoruz

Bu dünya kimin insanlar yalnız diğerleri maket mi?

Acaba kazanan kim?

Kan Revan İçinde Hep Kanamaz Denen Yerlerim...

Hayat Denen Bu Sahneden Bir Rol Seçip İlerle...

Karanlık Rüzgarı İçime Çekmişim, savruluyorum..

Dokunma Bana!..
  Alıntı ile Cevapla
Eski 18-01-07, 10:39 Çevrimdışı   #29
Stajyer
Müzik grubu
 
begüm - ait Avatar
Genel Mesajlar: 107
Teşekkür etti: 113
Teşekkür edildi: 64
RepForum Gücü: 6
Forum Puanı:179
begüm ara sıra gören oluyorbegüm ara sıra gören oluyor
SeKeR cok tşk ederimm çok saol =]
  Alıntı ile Cevapla
Eski 18-01-07, 20:43 Çevrimdışı   #30
Yard. Doçent
Kemalistler
 
PsicoManiaCc - ait Avatar
Genel Mesajlar: 1.405
Teşekkür etti: 500
Teşekkür edildi: 904
RepForum Gücü: 19
Forum Puanı:3653
PsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biriPsicoManiaCc Forumda Saygin ve popüler biri
Alıntı:
crazy_kanarya_1´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
edit hewal abla demek istedin dimi abla bana bi zahmet aritmetik ve geometrik dizilerle ilgili dönem ödevi bulabilir misin bi zahmet şimdiden teeşekkür ederim
konun hazırlandı
http://rapidshare.com/files/12289355...4_LER.doc.html

4 sayfa umarım yeterlidir

!!GamE IS OveR!!
  Alıntı ile Cevapla
Eski 20-01-07, 13:33 Çevrimdışı   #31
Asistan
Kemalistler
 
brn_sbl55 - ait Avatar
Genel Mesajlar: 481
Teşekkür etti: 226
Teşekkür edildi: 279
RepForum Gücü: 9
Forum Puanı:1456
brn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuşbrn_sbl55 üç beş tanıdığı olmuş
ya bana acil osmanlı devletinde ermeni meselesi lazım....bulabilirseniz çok mutlu olurum...
  Alıntı ile Cevapla
Eski 20-01-07, 13:43 Çevrimdışı   #32

 
B-CooL - ait Avatar
Genel Mesajlar: 10.251
Teşekkür etti: 2.332
Teşekkür edildi: 5.827
RepForum Gücü: 500
Forum Puanı:84409
B-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazB-CooL tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz
Ödüller:
Alıntı:
brn_sbl55´isimli üyeden Alıntı Mesajı Göster
ya bana acil osmanlı devletinde ermeni meselesi lazım....bulabilirseniz çok mutlu olurum...
Millet-i Sâdıka'nın İhaneti Ermeni Meselesi

Osmanlı topraklarında 600 yıl yaşamış, Hıristiyan bir milletti onlar. Dinlerine, dillerine, gelenek ve göreneklerine müdahale edilmemişti. Serbestçe ticaretlerini yapmış, çocuklarını eğitmişlerdi. Osmanlı yönetimiyle uyum içinde yaşadıkları için �Millet-i Sadıka� adını almışlardı. Ermenilerden söz ediyoruz. Nice karanlık siyasi emellere malzeme olan veya edilen Osmanlı Ermenilerinden ve o çok �tartışmalı� Osmanlı-Ermeni münasebetlerinden...Osmanlı toplumu, diğer bir çok etnik unsur gibi Ermenileri de kendilerinden farklı görüp ayırmamıştı. Onlarla komşuluk yapmış, ticari ilişkiler kurmuşlardı. Yönetim kadrolarında yer verilmiş, danışmanlık, tercümanlık, hatta bakanlık olmak üzere devletin her kademesinde istihdam edilmişlerdi. İçlerinden edebiyatçılar, müzisyenler, mimarlar, bürokratlar ve tıp adamları çıkmış, Osmanlı�nın toplum dokusunda bir renk olmuşlardı.
Evet; Ermeniler, Osmanlı�nın temel unsurlarından birini oluşturuyorlardı. Ta ki 3 Mart 1878�deki Ayastefanos Antlaşması�na kadar.
KAPI BİR KEZ ARALANINCA
Ayastefanos Antlasması, Ermenilerle ilişkilerimizde bir dönüm noktasıdır. Bu antlaşmadan sonra İstanbul kapılarına kadar dayanan Rus Prensi Grandük Nikola�yı karşılamak üzere harekete geçen Ermeni Patriği Narses, Ermenilerin isteklerinden oluşan bir listeyi Nikola�ya iletti. Bu listede esas olarak, Ermenilerin yaşadıkları vilayetlerde ıslahatlar yapılması ve Müslüman halka karşı haklarının korunması isteniyordu. Bu istekler, Ayastefanos Antlaşmasına ve daha sonra aynı yılın 13 Temmuz�unda imzalanan Berlin Antlaşması�na birer madde olarak eklendi.
Bunun anlamı şuydu: Rusya ve batılı devletler, Osmanlı topraklarında nüfuz alanları oluşturmak için, büyük bir fırsat yakalıyorlardı. Osmanlı�yı içten içe bölmek için artık düğmeye basılmış oluyordu.
ANADOLU ÜZERİNE OYUNLAR
Osmanlı Devleti, iç işlerine karışılmasına ve bilhassa Hıristiyan tebaanın tahrik edilmesine karşıydı. 4 Haziran 1878�de imzalanan Kıbrıs Antlaşması�yla, topraklarında yaşayan gayrimüslimler lehine ıslahatları gündemine alarak, bu konuda gelebilecek talepleri susturmak istiyordu.
Ama Ruslar, Ermeni Patriği Narses�in verdiği kozu kullanmaya niyetliydiler. Ermeni haklarını savunuyormuş gibi gözükerek, Kuzey Kafkasya ve Doğu Anadolu topraklarını ele geçirme harekâtı başlattılar. Gerçek hedefleri ise, Akdeniz ve Hint Okyanusu�na ulaşabilecekleri bir yol açmaktı. Rusların niyetini sezen İngiltere ve Fransa da boş durmuyor, kendi çıkarlarına uygun stratejiler geliştiriyorlardı.
Aslında, batılı devletlerin bu planı yeni değildi. Daha 1800�lü yılların başında Avrupa�dan gönderilen misyonerler, Ortodoksluğun bir kolu olan Gregoryan Türkiye Ermenileri ile Protestan ve Katolik Ermenileri birbirine düşürmeyi başarmışlardı. Öyle ki, 1820�de Katolik ve Gregoryan Ermeniler arasında çıkan bir tartışma sonucunda, Patrikhane saldırıya uğramış ve patrik canini zor kurtarmıştı. Yapılan tahkikat sonucu yakalanan ve suçlu bulunan Ermenilerden beşi idam edildi ve bazıları da sürgüne gönderildi. Fransa, İngiltere ve Rusya bu olayı siyasî malzeme yapmakta gecikmedi ve konuyu uluslararası zemine taşıdılar.
Avrupa�da Ermeni lobileri oluşturuldu. Batı medyası, Ermeni haklarını savunan yayınlar yapmaya başladılar. İsviçre�de Ermeni milliyetçiler tarafından �çan sesleri� anlamına gelen �Hınçak� komitesi kuruldu ve komite kısa bir süre sonra İngiltere�ye taşındı. İngiltere�nin başlangıçta tanımak istemediği Hınçaklar, 1880�de liberallerin seçimi kazanmalarıyla siyasî kimliklerine kavuştular.
Hınçaklar, ilk hayalî Ermenistan devletini kurdular. Bu hayalî devletin sınırları içinde, Osmanlı�nın �Vilâyât-ı Sitte� adını verdiği, Erzurum, Van, Diyarbakır, Sivas ve Bitlis bölgesi giriyordu. Bu merkezlere bağlı olan Erzincan, Hakkari, Bingöl, Malatya, Amasya, Tokat, Giresun ve Ordu�nun bir kısmı da hayalî Ermenistan�ın sınırlarına dahildi.
Hınçak komitesi hızla teşkilatlanarak, basta İstanbul olmak üzere Halep ve İzmir gibi büyük merkezlerde şubeler açmaya başladı. Bu arada Ruslar da bölgede kendi emellerine hizmet edecek Taşnak komiteleri oluşturuyorlardı. Fransa ise, Güneydoğu Anadolu�da ekonomik, askerî ve siyasî çıkarları için kullanacağı �Ermeni lejyonları� oluşturmanın hesaplarını yapıyordu.
İLK OLAYLAR
1893 yılında İstanbul�dan Muş vilayetine gelen bir yazıda, vilayet gelirlerinin 500 lira artırılması isteniyordu. Bunun üzerine Muş valisi, bölgeye hemen yeni vergiler koyma yoluna gitti. Ancak Sasun bölgesi Ermenileri, bu karara itiraz ederek, hükümete bir telgrafla müracaatta bulundular.
Hükümet, kararın geri alınması için valiyi uyardı. Vali ise kararın geri alınmasına itiraz edip, bölgenin hassas dengelerini bozacak icraatlara girişti. Ermenilerle Müslümanların arasını açan uygulamalar, bölgeye yerleşmiş Hınçak ve Taşnak komitelerinin ekmeğine yağ sürdü. Ermeni köylerini basıp katliamlar yapmağa başlayan komitacılar, katliamları Türkler yapıyormuş görüntüsü verip isyan başlattılar. Hükümet, olay yerine askerî birlikler gönderip isyanı bastırdı ve valiyi görevden aldı. Ancak Hınçak ve Taşnak komiteleri, olayı Avrupa kamuoyuna taşıyıp, �Türkler Hıristiyanları katlediyor� propagandasına başlamışlardı bile.
Bunun üzerine Osmanlı hükümeti, içinde Fransız ve İngiliz temsilcilerin de bulunduğu bir heyeti bölgeye gönderdi. Heyette bulunan Fransa Dışişleri Bakanı Gabriel Hanotaux, Muş�taki incelemelerin sonucunda, bölgede bir Ermeni sorunu olmadığını; konunun, Berlin Antlaşması�nı istismar etmek isteyen güçlerin provokasyonundan ibaret olduğunu açıklayan bir rapor yazdı.
İSTANBUL AYAKLANMALARI
Fransız temsilcinin aksine, İngiliz Lord Salisbury, İngiltere'nin çıkarları doğrultusunda olayı istismar etmeyi sürdürdü. Bölgede yerel meclisler kurulması ve bu meclislerde Ermeni temsilcilerin de yer alması için Bâb-ı Âli'yi sıkıştırmaya başladı. II. Abdülhamid Han, bunu kabul etmenin gelecekte daha büyük tavizlere yol açacağı endişesiyle, İngiliz temsilcinin isteklerini reddetti.
Bunun üzerine, Ermeni Patriği İzmirliyan, İstanbul�daki Ermenileri ayaklandırdı. 30 Eylül 1895�de yüzlerce Ermeni, Bâb-ı Âli�ye doğru yürüyüşe geçti. Onları engellemek isteyen bir subayı öldürdüler. Olaylara asker ve zaptiye müdahale etmek zorunda kaldı. İstanbul, on gün boyunca olaylarla sarsıldı. Trabzon�daki Ermeniler de İstanbul�daki Ermenileri desteklemek için ayaklanma çıkarmaya kalkıştılar, ama olaylar büyümeden bastırıldı.
İstanbul�daki ikinci bir hadise de tarihlere �Banka Vakası� olarak geçti. 26 Ağustos 1896 günü Osmanlı Bankası, Ermeni tedhişçilerin işgaline uğradı. Patrik İzmirliyan�in görevden alınmasını protesto eden tedhişçiler silahlı baskın düzenleyerek bankayı işgal ettiler. İstekleri yerine getirilmediği taktirde bankayı bombalayacakları tehdidinde bulundular. Bu arada başka bir grup da ellerinde bombalarla Bâb-ı Âli�ye hücum etmiş, sadrazam Halil Rifat Paşayı öldürmeğe çalışmışlardı.
Ermenilerin bu taşkınlıklarına kızan İstanbul halkı da karşı harekete girişince, İstanbul adeta savaş alanına döndü. Çok sayıda insan yaralandı ve öldü.