| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Dekan ![]() | paylaşmak istediğimiz,yorum yapmak istediğimiz köşe yazıları :) arkadaşlar köşe yazıları için bu konudan devam edelim Code:
|
|
| | #2 |
| Profesör Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 4.472
Teşekkür etti: 327
Teşekkür edildi: 2.858
Forum Gücü: 94 Forum Puanı:35555 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Mustafa Mutlu'nun bugünki (21.01.2007) yazısı ; Şurdan yazıya ulaşabilirsiniz : http://www7.vatanim.com.tr/root.vata...ryid=4&wid=102 Burdan da okuyabilirsiniz.. : http://www.e-dana.biz/forum/showthre...ten-74658.html Birçok haber portalını takip ediyorum birkaç gündür sırf şu haberin(Hrant Dink olayı) ayrıntıları için Mustafa Mutlu'nun dokunduğu noktaya (benim görebildiğim kadarıyla) hiçkimse değinmemiş.. *İnternette ırkçılığın aşılanması ve terörist eğitilmesi.. An itibariyle çok büyük sorun teşkil etmese de gelecekte çok büyük sorunlar yaratacağına eminim.. Net üzerinden propaganda yapmak gerçekten çok kolay.. Bir şekilde önüne geçilmeli.. Bu belki de internet özgürlüğünü sınırlamak olacak ama yeni hrant Dink cinayetleri görmemek için böyle sınırlamalara gitmek gerekiyor.. Böyle siteler müzik paylaşımı yapan sitelerden çok daha zararlı.. Müzik paylaşım siteleri araştırılacağına bunlar araştırılmalı.. Artık bunun farkına varmalılar.. "son sözler yeterince konuşmamış aptallar içindir" karl marx ---- Cemiyet, ah cemiyet, yok edilen ruhiyle; Ve cemiyet, cemiyet, yok eden güruhiyle ![]() |
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | And (23-01-07), mavitanecik (22-01-07) |
| | #3 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Hangi birini yazayım? Size bütün samimiyetimle söylüyorum, meslek yaşamımda hiç bu kadar kararsız olmamıştım. Hrant Dink'in ölümünden hemen sonra aklıma o kadar çok şey üşüştü ki, hangi birini yazacağımı şaşırdım. Kategorize de edebileceklerim vardı, belli bir konsept bütünlüğü içine koyabileceklerim ve ancak alakasız şeyler de vardı. Ne yapacağımı şaşırdım inanın. İsterseniz anlatayım da durumuma siz karar verin... Telefonda bir dostum haber verdi ölümü. Bilmiyorum, o an neyle meşguldüm; ama hemen interneti açtım... Tuhaf değil mi sizce, internet artık benim gibilerin ilk başvuru kaynağı olmayı başarmış. Gerçekten de haklıydı arkadaşım; Hrant Dink'in, başına sıkılan kurşunlarla öldürüldüğünü yazıyordu tüm internet siteleri. Sonra televizyonu açtım, benzer görüntüler... Üzerine açık renk bir kağıt parçası örtmüşlerdi müteveffanın... Ancak tüm bedenini kapamıyordu, sonunda bir polis geldi ve baş kısmını kapadı. Ayakları açıkta kaldı. Yüz üstü kapaklanmıştı beton kaldırıma. Tabanları görünüyordu. Kauçuk tabanlı ayakkabının altı delikti. Torunu yaşındaki tetikçinin bunu görmüş olabilme ihtimali yoktu sanırım. 'Bunu yazayım' diye geçirdim içimden. Son yazısında bu ülkede kuşlara bir zarar verilmediğini belirtip, bir güvercin ürkekliğiyle yaşayacağını ifade etmişti: 'Ayakkabısı delik yiğit güvercin' başlıklı bir yazı kaleme alayım istedim. Ancak kısa süre içinde vazgeçtim bu fikrimden. Zira katil yakalanmıştı. Bu sefer ona odaklandım. 'Tipik bir Kurtlar Vadisi izleyicisi' diye geçirdim içimden ilk olarak. Benim bile adını bildiğim, okumaya imkânımın olmadığı bir gazetenin yayın yönetmenini, yazdıklarından dolayı Trabzon'da başıboş gezinen bir gencin öldürmesi bana mantıksız geldi. 'Kurbanın yaşı kendi yaşının üç misli olan bu katilin portresini mi yazsam?' diye geçirdim içimden. Ailesi, yaşadığı ortam, zihniyeti vs... Sonra 'Soyisim' başlıklı bir makale düşündüm örneğin... Samast soyisminin çağrışımları, Google merkezli yapılan basit bir taramadan sonra ortaya çıkan ilginç tabloyu aktarayım size diye geçirdim içimden. (Buna yakın bir çalışmayı Sabah gazetesinde Umur Talu yaptı, o yazıyı okumanızı öneriyorum.) İnternet denilen sanal meydanın nasıl bir kan pazarına dönüşebildiğini yazmak da başka bir alternatifti açıkçası. İpini koparanların, aklıyla zoru olanların, gün yüzüne çıkmaktan tırsan karanlık beyinlerin, cirit atanların meskenine dönüşen internet. Türk'ün teknolojiyi nasıl kan üretmeye dönüştürebileceğini ironik bir dille anlatsam diye düşündüm biraz. '4 resim' başlıklı bir yazı misalen. Kurban, katil, azmettirici ve ülke... Küçükten büyüğe doğru açılan bir cinnet halkası... Duvarlarımızı süsleyen resimli halı kültürünün yerini alan kan tablosu filan. Başka bir zihin egzersizi alanı ise ekranlarda boy gösteren ulusalcı takımı... Bir iki cümle dinledikten sonra duyduklarımıza inanamayacak kadar gözleri dönmüş, marazi bir sevgi ile ülkeyi sevdiğini zanneden ülke ve insanlık düşmanları hakkında yazacak birkaç cümlem vardı... Başbakan Tayyip Erdoğan hakkında yazmak da ilginç olabilirdi. 'Erdoğan ve ulusalcılar' başlıklı bir yazıda, belki de aklının ucundan bile geçmeyen cumhurbaşkanlığı makamına sırf ulusalcıların gözü dönmüş kampanyalarından dolayı oturacak olan adamın portresi yazılabilirdi sanırım. 'Hrant Dink, Dink suikastı için neler söylerdi?' diye kurgu içeren bir başlık bile düşündüm. Yaşamını Ermenilerle Türklerin arasındaki düşmanlığı gidermek için feda eden, bu uğurda her türlü hakarete, tehdide, şantaja karşı direnen yürekli bir adamın, böylesi bir suikast ile umutları yıkılır mıydı acaba? Bu ve benzeri onlarca başlık, konu, düşünce ve his dönüp dönüp durdu zihnimde. Açıkçası hangi birini yazacağımı ben de şaşırdım ve karar veremedim. Bakın 'onu mu yazayım, yoksa bunu mu?' derken yazı alanı bitti işte! ZAMAN : M. NEDİM HAZAR |
|
| | #4 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Kariyerin yolları taştan... Başarı sözcüğü, günümüzde herkesin dilinde. Başarı dendiğinde, iş yaşamı, okul yaşamı veya özel yaşam ayrımı yapılmıyor. Günümüzde başarı her alandaki ve her yaş grubundaki insanı ilgilendiriyor. Aileler, çocuklarının başarılı olması için uğraş veriyor. Kamu kuruluşları hizmetlerini geliştirdikçe, kendilerine yapılan şikayetler azaldıkça ve beklentileri karşıladıkları oranda başarılı olduklarını söylüyorlar. Kar amacı ile kurulmuş şirketler, kendilerine para getiren davranışları ve faaliyetleri başarı olarak adlandırıyor. Başarı öyle sihirli bir sözcük ki, ona sahip olan dünyaya sahip olmuş gibi seviniyor. Gerçekten de başarıya ulaşanların sahip oldukları bir dünya var: Kendi dünyaları. Hepimizin kendimize özgü dünyası var. Kendi dünyamızda başarılarımız oranında etkii oluyoruz. Bu etkinin anlatımı için de kullandığımız bir sözcük var: Kariyer. Kariyerin sözlük anlamını araştırdığınızda şu tanımlarla karşılaşırsınız: Meslek, uğraş dalı, bir kişinin eğitim gördüğü ve yaşam boyu sürdürmeyi amaçladığı iş, bir kişinin çalışma hayatının izlediği genel çizgi. Bu tanımların içinde ‘kariyer’ kavramını günümüzdeki kullanım şekline göre en iyi tanımlayan cümle galiba son cümle. Yani, kariyeri; bir kişinin çalışma hayatının izlediği genel çizgi olarak tanımlayabiliriz. Kariyer, çalışma hayatımızda çizdiğimiz çizginin şeklini ve yönünü tarif ediyor. Bu çizgi, istikrarlı bir şekilde, bir seviyeden yukarıya doğru çizilmişse, zigzaglar yoksa başarılı bir kariyerden söz edebiliriz. Bu noktada, fizikteki etki-tepki kavramları aklıma geldi. Kariyer konusunda da, çizgimizi etkileyen bir çok kavramla karşılaşacağız. Bu kavramlar, kariyerimize etki edecek güçlerdir. Bunları, kuvvet kolunu büyüten, dolayısıyla gücümüzü artıran kaldıraçlar olarak da düşünebiliriz. Kuvvet kolunuz ne kadar büyükse yükü o kadar kolay ve çabuk kaldıracaksınız. Bu kaldıraçlar, kişisel etkimizi ve gücümüzü artıracak olan donanım malzemeleridir. Bilgimizdir, bakış açımızı değiştirme yeteneğidir, algılarımızı değiştirme gücüdür, iletişimimizi mükemmelleştirme becerisidir, zihnimizi kullanma becerisidir. Kısacası kişisel gelişimimizi sağlama becerisidir. Kişisel gelişime ve kariyer gelişimine kafa yoran bizim gibi insanlara çok sık olarak gelen sorular ve eleştiriler var. Deniyor ki: - Ülkedeki mevcut koşullarda kariyerimi istediğim gibi nasıl yönlendirebilirim? - Ülkenin ekonomisi içimizi karartırken iyimser düşünmek hayalcilik olmuyor mu? - Bize hayal satmayın. Bütün kapılar yüzümüze kapanıyor. Bunlar gibi bir çok yakınma ya da şikayet sürekli olarak insanların dilinde. Ancak bu tür sözlerin ortak bir yönleri var. Dikkat ettinizse, şikayetler hep kendi dışımızdaki gelişmelerden yakınmak şeklinde oluyor. Genelde hepimizin düştüğü hata olan, başkalarını eleştirme alışkanlığı bu yakınmalara hakim. Genellikle kendimize bakmıyoruz. İşte kişisel kariyerimizi planlamanın başlangıç noktası, kendi üzerimizde dersimizi iyi çalışmak. İletişim eğitimlerinde söylenen bir söz vardır: ‘Aynaya bakın’ İşte iletişim ve başka bir çok konuda olduğu gibi, kariyerimiz konusunda da birinci ilke; Aynaya Bakmak. Yani; - Ben kimim? - Ne biliyorum? - Neyi bilmek istiyorum? - Neredeyim? - Nereye gitmek istiyorum? - Zihinsel tercihlerimi biliyor muyum? - Nasıl bir kişiliğim var? - Hangi becerilere sahibim? - Başarılı olabileceğim alanlar neler olabilir? - Değerlerim nelerdir? Bu ve benzeri soruları daha da çoğaltabiliriz. Kişisel Kariyer Planlaması adlı kitabımızın önsözünde bu konu ile ilgili olarak şunları yazmıştım: ‘O halde geleceğe hazırlananlar ne yapacak? Öncelikle şunları çok iyi bilmeniz gerekiyor: 1. Kendi kariyerinizin sorumluluğu kendinize aittir. 2. Kariyerinizi yönetmek hayatınız boyunca devam edecek bir süreçtir. 3. Size uygun olan ve çalışabileceğiniz yeri kendiniz bulmak zorundasınız. 4. Becerilerinize, bilginize, kişiliğinize ve ilgilerinize uygun bir işi seçmek ve bulmak durumundasınız. 5. Çalışmak istediğiniz işi, ekonomik durumunuz, sağlık durumunuz ve yetenekleriniz açısından önce kendinizle, sonra ailenizle, arkadaşlarınızla ve dostlarınızla belirlemek durumundasınız. 6. Proaktif olup, olayların önünden gitmek, sizi amacınıza ulaştıracak olanaklara ve fırsatlara hemen tepki göstermeyip, fırsatları çok iyi analiz etmek, bir şans olabilecek olanakları iyi değerlendirmek durumundasınız. 7. Başarınız, iş dünyasını, kariyer gelişimini ve değişimini çok iyi anlamanıza bağlıdır. Dünyadaki ve ülkemizdeki gelişmeleri iyi izlemeniz ve haberdar olmanız gerekiyor.’ Gördüğünüz gibi kariyer yapmaya giden yol bir hayli meşakkatli. Bunun için de yazımın başlığını koyarken ‘Kariyerin Yolları Taştan’ dedim. Ancak bu tanım sizi korkutmasın. Unutmayın ki ‘Nereye gittiğini bilen adama herkes yol açar.’ Yeter ki siz nereye gitmek istediğinize karar verirken elinizdeki verileri iyi değerlendirip doğru karar verin. Bizim misyonumuz, kararlarınızı vermenize yardımcı olmak. Takip eden yazılarımızda küçük rehberler vermeye çalışacağız. Herkese keyifli okumalar, başarılı bir kariyer dileklerimle. MEHMET ÖNER |
|
| | #5 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Verimli Çalışma Nedir? Hayatımızın her aşamasının ağacın dalları gibi değişik yönlere dağıldığını düşünürsek, elbetteki başarılı olmak için de bir dal seçmemiz gerekir. Başarıya giden yol, verimli çalışmaktan geçer. Üniversite sınavına girecek olan adaylar da, kendilerini bekleyen uzun ve yorucu maratonda verimli çalışma yöntemleriyle; • Daha az enerji sarf ederek, • Zamanı en ekonomik şekilde kullanarak, • Amaçlarına daha yakın bir yere ulaşarak, • Kazanmanın tadına varabilirler.. Verimli çalışma, kişinin zaman, mekan ve koşulları önceden hesaplayarak, plan ve program dahilinde faaliyet göstermesidir. Verimli çalışma öğrenciler kadar iş adamları, memurlar, ev hanımları ve her hangi bir faaliyette bulunan her insan için gerekli bir yöntemdir. Zamanına ve amacına önem veren insanlar, verimli çalışmanın kaldırımından yürürler. Verimli çalışmaya karşı önyargı Bize öğütlenen plan ve program çerçevesinde çalışma, her zaman karşımıza olumsuzluğu simgeleyen bir durumda çıkmıştır. Bu nedenle çoğumuzun itici bulduğu bir yöntemdir. Fakat getirilerini göz önüne aldığımızda ve doğru yöntemler uyguladığımızda hayat boyu vazgeçemeyeceğimiz bir uygulama olarak bizlere yol gösterir. Aksi taktirde dikkatsizlik, yorgunluk, bitkinlik, isteksizlik ve dalgınlığa yol açacağından bireyi amacından elverdiğince uzaklaştırır. Verimli Çalışma Nasıl Yapılır? Her insanın çalışma yöntemi, zeka kapasitesi ve anlama şekli farklıdır. Kişiyi kendisinden daha iyi tanıyabilecek kimse yoktur. Bu sebepten bireyler kendilerine uygun çalışma yöntemlerini ya bizzat yapmalı, ya da rehberlerine karakterlerini ve durumlarını çok iyi anlatmalıdırlar. Verimli çalışma saatleri; Bu bölümde çalışmak istemeyenlere kurtuluş saati yok, çünkü her zaman çalışmak için uygundur. Bununla beraber, sabah erken saatleri zihnin daha duru ve anlamaya daha açık olduğu saatlerdir. Uykunun iyi alınması, bireyin zihnen ve bedenen çalışmaya hazır olması gerekir. Bunun için de ders çalışılan mekanın, bireyin bu konumunu koruması sağlanmalıdır. “Sabah erken saatlerde çalıştım, bugünlük yeter” gibi bir düşünceye kapılmayalım. Amacımız üniversiteyi kazanmaksa; çalışmaktan kaçarak ancak kendimizi kandırırız. Bu sebepten dolayı günün belirli saatlerinde çalışmaya yönelik zaman belirlenmelidir. Dersane yada iş yaşamının dışında kalan zamanda, birey, temel ihtiyaçlarına ve dinlenmesine belirli zaman ayırdıktan sonra, diğer saatleri çalıştığı konu ve dersin niteliğine göre programa işlemelidir. Amaç bireyin daha zor anladığı konu ve dersleri önce çalışması, kolay anladıklarını ise sonraya bırakmasıdır. Gece yatmadan bir saat önce, gün boyu dersanede öğrendiğiniz ve kendi başımıza çalıştığınız konuları tekrar ederek, zihnimizde kalıcı olmasını sağlayabiliriz. Biz uykudayken zihnimiz en son işlediğimiz yada düşündüğümüz konuyla meşgul olacağından, bu tekrar çok faydalı olabilir. Yaşamdan bir kesit; Fatih, lise son sınıf öğrencisiydi. Bir yandan okul dersleri bir yandan üniversiteye hazırlık için gittiği dersane onu iyice sıkıştırıyordu. Bununla birlikte Fatih, okuldan geldiğinde dersaneye gideceğim, dersaneden geldiğinde ise okula gideceğim diye çalışmalarını aksatıyor ve tekrarlarını ihmal ediyordu. Zamanı olmadığına dair şikayet etmesine rağmen günde 3 saat televizyon izliyor, 2 saat arkadaşlarıyla birlikte dolaşıyor ve günün geri kalan büyük bir kısmında ise uyuyordu. Hele hafta sonları maç yapmak ve arkadaşlarıyla dolaşmak için ideal günleriydi. Günler güzel geçiyordu ama sınav günü geldiğinde her şey o kadar güzel değildi. Fatih, belgelerini hazırlayarak sınav salonuna gitmek için yola çıktığında büyük bir pişmanlık duyuyordu. Çünkü geçen onca zamanı öylesine bonkörce harcamıştı ki, okulda ve dersanede anlatılanların tekrarlanması, test çözülmesi ve çaba harcanması, daha da önemlisi bir program dahilinde çalışılması gerekliliğinden uzaklaşmıştı. Fatih sınavda çıkan sorulara baktığında pişmanlığı kat kat artmıştı, çünkü çıkan soruların birçoğunun dersanede işlendiğini, okulda anlatıldığını hatırlıyor, fakat tekrar etmediği için doğru şıkkı ayırt edemiyordu. Gözünün önüne televizyon izlediği, fazladan uyuduğu, arkadaşlarıyla dolaşırken “zamanım yok” diye hayıflandığı ve boşa geçirdiği günler geliyordu. Son pişmanlık fayda etmedi ve Fatih o yıl gitmek istediği üniversitelerin çok altında bir puan aldı. Bir sonraki yıl sınava hazırlanırken, zamanını hoyratça kullanacağı anlar, sınavdaki pişmanlığı gözünün önüne geliyor ve tedbirini baştan alıyordu. Kendisine uygun hazırladığı bir programla verimli çalışma tekniklerini uygulayan Fatih, üniversiteyi kazandığını öğrendiğinde emeksiz başarının olmadığını gördü. Eğlenmek, dinlenmek, gönlümüzce hoş vakit geçirmek hepimizin hakkı. Ama her şeyin bir zamanı vardır. Üniversite adayları şu kısıtlı sürede eğlenceden çok çalışmaya zaman ayırmanın mükafatını gelecekte bol bol eğlenerek almış olacaklardır. Sınav stresini atmak ve biraz rahatlayacak kadar eğlenmek ideal olanıdır. Daha fazlasını üniversiteli olduğunuz için yapılacak kutlamaya kadar ertelemelisiniz. O kutlamanın gerçekleşmesi için de zamanı verimli kullanmak birinci şarttır. |
|
| | #6 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Yanık Yüzüyle Hayata Gülüyordu İnsanlar güneşli bir evde otursalar dahi, istedikleri taktirde, evin hiç güneş girmemiş köşesinde kalmayı tercih edebilirler. Hayatın neresinde kalacağımıza ve hayata hangi pencereden bakacağımıza biz karar veririz. İstersek deniz ve dağ manzarasını barındıran güneşli, cıvıl cıvıl kuşların öttüğü, dalga seslerinin kulağı okşadığı pencereden bakarız; istersek de kuru, hizbe, karanlık ve kasvetli pencereden bakarız. C.B, sevgilisinin onu aldatacağı korkusunu taşıyordu. İlişkileri çok güzel gittiği halde, bu güzelliğin bir gün bozulacağına inandı. Öylesine olumsuz düşüncelerle ilişkisini zedelemeye başlamıştı ki, her olayın altında bir olumsuzluk buluyordu. Aldatılma korkusu sebebiyle sürekli bir şeylerden şüpheleniyor, bir şey bulamadığı taktirde ise sevgilisinin kendisini aldattığını hayal ediyordu. Bu düşünce kendisinde öyle saplantı haline gelmişti ki, rüyalarında sevgilisinin onu başka kadınlarla aldattığını görüyordu. Üstelik bu rüyalarla da düşüncesinin doğruluğuna inanmaya başlamıştı. Bilinçaltına attığı bu saplantı onu depresyona sürüklemiş, her olayın sebebini ve sonucunu kadın-erkek ilişkilerine ve aldatılmaya bağlar olmuştu. Yaşamak ona acı veriyordu. Bir gün sevgilisiyle bu durumu konuşmaya karar verdi. Sevgilisi son günlerde her şeye huysuzlanan C.B’nin acı çekmesinin sebebini öğrendiğinde çok şaşırdı. Çünkü o, C.B’yi çok seviyor ve ondan başkasıyla birlikte olmayı düşünmüyordu. Sevgilisi bu duygularını anlattığında ve yaşadıklarından örnek verdiğinde C.B, olumsuz düşüncelerini ve saplantılarını yavaş yavaş üzerinden atmaya başladı. Birkaç haftada iyice kendisini toparlayan C.B, yaşadığı ilişkinin güzelliklerini görmeye başladığında ve yaşadıklarına olumlu baktığında mutluluğu kanadından yakalayabildi. Rüyalarında da güzel duygular ve sevgisini pekiştiren olaylar görmeye başladı. B.S. üniversite öğrencisiydi. Bir hocasıyla ödevler sebebiyle sürekli muhatap olmak zorundaydı ama hocası yaptığı çalışmaları beğenmiyordu. Kendisinden daha kötü yapanların dahi ödevlerini beğenmesi, B.S’yi hocasının kendisiyle kişisel problemleri olduğunu düşünmeye sevk etmişti. Artık hocasının söylediği her şey ona batıyor, ona nefretle bakıyordu. Hocasıyla olan ilişkisindeki bütün olumsuzlukları, düşüncesiyle daha da büyütüyor ve olay içinden çıkılmaz hale geliyordu. Rüyalarında hocasının her şeye bahane bulduğunu, kendisini sinirlendirdiğini görüyordu. Bir gün hocası kendisini çağırıp, öğrenciler hakkında onunla görüşmek istediğini söyledi. Hocası bir öğrenciyi nasıl koşturduğunu anlattığında, B.S yalnız olmadığını anladı. Sonra ona böyle davranma sebebinin o öğrencisinin daha iyisini yapacağına olan inancından ve onun en iyilerinden olması için hırslandırmaya çalıştığından bahsetti. B.S o an hocasının da kendisine bu düşünceyle yaklaştığını anladı. O günden sonra hocasına gene kızgınlığı anlar oldu ama, B.S bunun kendi iyiliği için yapıldığını bildiği için eskisi kadar aldırmadı. Hocasıyla ilişkisini olumlu bir pencereden değerlendirdiği için araştırma ödevlerini seve seve yaptı. Severek yaptığı işin kalitesi de olaya olumlu baktığı için arttı. Yapılabileceklerin en iyisini yapacak seviyeye geldiğinde, olaya olumlu bakmanın nimetlerini almıştı. M.Y. çok yoğun ve başarılı bir insandı. Hep çalışıyor, koşturuyor ve taktir ediliyordu. M.Y bir trafik kazası geçirdi. O günden sonra bütün düşüncesini ölüm korkusu ve yapacaklarını yetiştirememe telaşı sardı. Hayata da öylesine olumsuz bakmaya başlamıştı ki, bir yandan öldüğünde yaptıklarının hiçbir anlamı kalmayacağını, diğer yandan yapması gereken çok şey olduğu halde hiçbir şeyi yetiştiremeyeceğini düşünmeye başlamıştı. M.Y. rüyalarında öldüğünü, ölmek üzere olduğunu görüyor, bu çaresizlik içinde kendini üzüyordu. Hayata kurak pencereden bakıyor, sanki her şey bitmiş gibi geliyordu. Kendi içine kapandı ve ölümü beklemeye başladı. Bir gün otobüse bindiğinde yüzü ve elleri yanmış bir kadın gördü. Çok şık giyinen bu kadının, hayata nasıl bağlandığını ve yaşamaya çalıştığını fark etti. Kendisinin somurtan haline karşın, bu kadın hayata gülüyordu. Çok şaşırdı, düşünceleri karıştı. O an ölümü beklemenin, sonucu değiştirmeyeceğini anladı. Hayatta iyi bir şeyler yapmak gerekiyordu. Ölüm eninde sonunda gelecekti ama önemli olan ölmeden önce neler yaptığında. M.Y. o günden sonra, yaşamında iyi şeyler yapmaya, hayatın tadını çıkarmaya ve yaşadıklarına olumlu bakmaya başladı. Olumlu baktığı olayların daha da güzelleştiğini fark ettiğinde, hayata yüreğiyle gülmeyi öğrendi. Birey hayata olumlu baktığı taktirde, en kötü olayda dahi bir güzellik bulur ve ona göre kendini motive eder ama, olumsuz baktığında ise, en güzel olayda bile, kusur silsilesi bulur, hayatı kendisine zehreder. Bilinçaltına attığı olumsuz düşüncelerle yaşamdan zevk değil, zehir almaya başlar. Hayata olumlu gözlerle bakmak birçok çirkinlikleri güzelleştirir. Yani: “Güzel bakan güzel görür.” Olaylara, kişilere ve nesnelere bakışımız, onların niceliğini belirler. Onu iyi görmek istersek iyi görürüz, kötü görmek istersek de kötü. Hiç sevdiğiniz insanların nasıl davrandığına dikkat ettiniz mi? Aslında başkasında görüp de ayıpladığınız ve beğenmediğiniz davranışları sevdiğiniz insanların da yaptığını fark edeceksiniz. Buna karşın siz o insana olumlu baktığınız için onun olumsuzluklarını görmezsiniz. Yani bakış açınız, o insan hakkındaki duygu ve düşüncelerinizi belirler. Hayata olumsuz gözlerle bakmak ise, bütün güzellikleri çirkinleştirir. En güzel insanı gözünüzde çirkinleştiren, çok güzel bir olayı beğenmemenize yol açan aslında ona olan olumsuz bakışınızdır. Mutlu olmak isterseniz, mutlu olur; üzülmek isterseniz üzülürsünüz. Hayatta insanın başına her türlü olay gelebiliyor. Buna karşın bunun olumsuz etkisinden kurtulmak, olumlu etkilerini sürdürmek ise bireyin elinde. Hadi dik durun, gülümseyin, yüreğinize güvenin ve hayata olumlu bakın. Mutlu olmak sizin elinizde. Hayattan ve düşüncelerinizden zehir değil, zevk almaya çalışın. Hayata nasıl bakarsanız öyle görür, ne hissetmek isterseniz onu hissedersiniz. Mustafa Uludağ |
|
| | #7 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Pes Etme; Hayata Diren Hayat bir gülde saklıdır; o kadar güzel ve alımlıdır, o kadar güzel kokar ki sizi kendisine çeker. Gözleriniz rahatlar hoşluğuyla. Onu elde etmek istersiniz ve koparırsınız dalından. Elinize alırsınız, koklarsınız, seversiniz fakat birdenbire dikeni batar teninize, yakar canınızı. O an gülü elinizden atarsanız ve lanet okursanız ardından, size vereceği mutluluktan ve sizi rahatlatacak bir eğlenceden mahrum olmuş olacaksınız. Buna karşın gülün kendisine verdiği hoşluğa karşı acısını hoş gördüğünüzde, yani gülü sevip de dikenine katlandığınızda, onun size verdiği mutluluğu yaşamaya devam edersiniz. Hayatta karşımıza çıkan güçlüklere karşı pes edip kendi kabuğumuza çekildiğimizde yaşayabileceğimiz ve bu sırada karşımıza çıkabilecek güzelliklere arkamızı dönmüş oluruz. Yılmayıp yolumuza devam ettiğimizde ise, amacımıza ulaşmanın verdiği mutlulukla, yolda karşılaştığımız acıları unuturuz. Hayatı zaman geçirmek için değil, tırnaklarını kanatarak dağın zirvesine çıkmak için yaşamalıyız. B.İ. zeki, becerikli ve kendine güvenen bir üniversite mezunuydu. Mastar yapmak istiyordu. Bunun için İngilizce Dil Sınavından yeterli bir puan alması gerekiyordu. Buna karşın İngilizce’yi en son 5 yıl önce ve yüzeysel olarak görmüş, İngilizce’ye dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Sınava bir ay kala bir Dil Kursu’na yazıldı. Bu kursta İngilizce gramerinin bir ayda işleneceği, buna paralel olarak kursun çok yoğun geçeceği, onun seviyesinde bir insan için bu kursun boşa zaman kaybı olacağı söylendi. B.İ. her şeye rağmen sınavı kazanmak için bu kursa gitmeye karar verdi. Fakat kurs B.İ için oldukça zorlayıcıydı ve tempoya yetişemiyordu. İkinci haftanın sonunda B.İ konularda çektiği zorluğun sonunun gelmeyeceğini ve bu işi başaramayacağını düşünmeye başlamıştı. Artık pes etmişti; her gün kendisini motive etmek için söylediği sözlerin gücü tükenmiş, yapamayacağına kanaat getirmişti. Hatta kendisine olan güvenini kaybetmiş, kendinin zekaca geri olduğunu düşünmeye başlamıştı; çünkü sınıftaki kursiyerlerin İngilizce’de ileri seviyede olması sebebiyle zorluk çekmemelerine rağmen, kendisi konuları kavramakta zorluk çekiyordu. Kurs yöneticileriyle görüşen B.İ kursu bırakmak istediğini belirtti. İkna çabaları boşunaydı, B.İ kararını vermişti; pes etmişti. Eve döndüğünde kütüphanesine baktı, okuduğu kitaplar, edindiği bilgiler, gerçekleştirdiği başarılar tek tek gözünün önünden geçti. Pes ettiği anda ayağa kalktı ve “bunları başaran bir insan İngilizce kursunda mı pes edecek?” diyerek kaynak kitaplardan konulara çalışmaya başladı. Zaten iki haftada aşina olduğu konular zihnine öyle oturmaya başlamıştı ki, çalıştıkça öğrenmesi, öğrendikçe doğru yapması onu şevklendirmiş, daha çok çalışma yönünde azimlendirmişti. Kursa devam eden B.İ dört haftanın sonunda İngilizce’de ileri seviyeye yükselmişti. Mastar için gerekli dil sınavından barajın oldukça üstünde not alan B.İ. gerçekleştirdiği başarılarına bir yenisini eklemişti. Pes ettiği o gün, çalışmaktan vazgeçseydi amacına ulaşamayacaktı. O direndi, azmetti ve yılmadı; sonunda da amacına ulaştı. K.B ve B.B birbirine aşık iki gençti. Birbirlerini çok seviyor, hayata birlikte devam etmek, evlenmek istiyorlardı. Buna karşın aileleri bu ilişkilerine olumlu bakmıyor, bu birlikteliği engellemeye çalışıyorlardı. K.B üniversiteyi yeni bitirmiş bir delikanlı olduğu için henüz kendisine iş bulamamış, geçici işlerde çalışıyordu. Bu durum B.B’yi çok üzüyor, elinde imkan olmadığı halde onun düzenli ve iyi maaşlı bir işte çalışması için baskı kuruyordu. K.B güzelliklerin kendileri beklediği yönünde B.B’yi rahatlatmaya çalışıyor, fakat çabaları bir noktadan sonra tıkanıyordu. B.B bu ilişkinin sonunun olmadığını düşünmeye başlamıştı. Halbuki o kadar çok seviyorlar birbirlerini ve o kadar güzel anlaşıyorlardı ki, birlikte geçirdikleri zamanda saati unutuyorlardı. Hep birlikte olmak, her şeyi birlikte paylaşmak istiyorlar, birbirlerini görmeden yapamıyorlardı. Olumsuzluklar karşısında B.B dayanamadı ve K.B’nin itirazlarına karşın istemediği halde ayrılma kararı aldı, pes etmişti. B.B o gece hiç uyuyamadı. K.B’yle yaşadığı güzel günleri hatırladı, onun hayatında ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu anladı. Onu seviyordu ve sonu her ne olacaksa olsun sonuna kadar onunla olmalıydı. Kararını verdi ve ertesi gün K.B’ye tekrar birlikte olmak istediğini söyledi. O gece K.B için de zor geçmişti, çünkü B.B onun için çok önemliydi. Tekrar birlikte oldular. Bu sefer daha dikkatli ilerliyor, birbirlerine destek olarak iyi işler başarma noktasında azmettirici oluyorlardı. K.B kendisine bir iş kurdu, yavaş yavaş kazanmaya başladı. B.B arada bir ümidi kaybetmeye devam etse de bir daha pes etmemeye karar vermişti. Direndi ve çalıştı, bekledi. Bir yıl sonra K.B oldukça iyi kazanmaya başlamıştı. Ev eşyalarını aldılar, aynı hayatı paylaşacakları fikri onları çok mutlu ediyordu. Fakat aileleri sorun çıkarmaya başladılar. İki genç ayrılma fikrinden öyle uzaktı ki, azimle ailelerini ikna etmeye çalıştılar. Sonunda ailelerini razı ettiler ve evlendiler. Bu evlilik onları öyle mutlu etmişti ki, birlikteliklerine doyamıyorlardı. B.B pes ettiği gün, yoluna devam etmeseydi, direnme kararı almasaydı bu mutluluğu yaşayamayacaktı. Bir ömür boyu hayalini dahi kuramayıp ardından ah edeceği bir rüyanın gerçekleşmesini kendisi engelleyecekti. Aleme örnek bir evliliği yaşamasını, inandığı bir sevgiye ulaşmak için yüreğiyle direnmesi sağlamıştı. Hayatta pek çok fırsat bizlere verilir, fakat bizler ya onların bizim için ideal fırsatlar olduğunu bilemeyiz ya da onların sonunu getirmek bizlere ağır geldiği için daha başta pes ederiz. Halbuki sonuna kadar gitsek, elimizden gelebilecek şeylerin aslında düşündüğümüz kadar az olmadığının farkına varsak, amaçlarımıza ulaşmak o kadar kolay olacak ki; yeter ki kendimize güvenelim, yeter ki kendi gücümüzü fark edelim, yeter ki pes etmeyelim. Pes etmeden önce bir kez daha düşünün; hayallerini dahi kuramayacağınız güzellikleri elinizden kaçırıyor olabilirsiniz. MUSTAFA ULUDAĞ |
|
| | #8 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Geriye Ne Bıraktınız? Dünyaya herkes bir şeyler bırakmaya gelir. Peki siz geriye ne bıraktınız? Yada bırakacaksınız? Cenazeniz kaldırılırken arkanızdan neler söylenmesini istersiniz? İnsanların hakkınızda neler demelerini beklersiniz? Bu makalemde, size özet hikayelerle kısa bir özeleştiri yapma fırsatı sunacağım... dikili bir ağacın olsun Bir iş için gittikleri New York’tan özel uçaklarıyla Silverlake kasabasına dönen James ve Marilyn Haney çifti, uçakları havada arıza yapınca ölümün kıyısından dönerler. Kasaba üzerinde arıza yapan uçaklarının yavaş yavaş alçalarak düşmeye başlamasıyla birlikte, gözlerini kapatarak çaresizlik içinde dua etmeye başlayan çift, büyük bir çatırtı sesiyle gözlerini açarlar. Herhangi bir evin üzerine çakılmayı bekleyen çift, aile reisi James Haney’in 25 yıl önce evinin bahçesine diktiği ağacın kolları arasından sağ salim yere inerler. Kendisini yetiştiren Bay James’in hayatının kurtulmasına vesile olan ağaç: “Senin de dikili bir ağacın olsun!” sözünün doğruluğunu ibret nazarlarına sunmuyor mu? yanlış savunmanın bedeli Portekiz’de 27 yaşındaki Sophie Lagoa ismindeki bir kadın sürücü, sarhoş bir vaziyette araba kullandığı gerekçesiyle trafik polisleri tarafından yakalanarak mahkemeye sevkedilir. Kadın, oldukça ağır olan bu trafik cezasından kurtulabilmek için sahasında çok iyi bir avukat olan Eduardo Borja ile anlaşır. Avukat, bütün mesleki marifetlerini kullanarak bayan Sophie’yi ceza almaktan kurtarır. Başına gelen musibetten ders alıp uslanmayan Sophie Lagoa, beraatini kutlamak için bir bara gidip sarhoş oluncaya kadar içer. Daha sonra da yine sarhoş vaziyette direksiyonun başına geçer. Ve o sarhoş kafayla yolda giderken bir vatandaşa çarparak onu yirmi metre kadar arabasıyla sürükler. Perişan vaziyette hastaneye kaldırılan adam bütün müdahalelere rağmen kurtarılamayarak ölür. Bayan Sophie Lagoa, hapishanenin yolunu tuttuktan günler sonra, arabasıyla çarparak ölümüne sebep olduğu adamın, kendisini sarhoş araba kullandığı gerekçesiyle ceza almaktan kurtaran avukat Eduardo Borja olduğunu öğrenecektir. Bu hikayeler İbrahim Refik Bey’in Hadiselerin İbret Dili kitabından derlenmiştir. İbrahim REFİK |
|
| | #9 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Motivasyon Ipuçları Motivasyon Ipuçları Motivasyon kelimesi Latince "movere" , yani "hareket ettirme, hareketlendirme" kelimesinden gelmektedir. Bu kelimenin de yardımı ile diyebiliriz ki; motivasyon, bireyin harekete geçmesi ve belli bir hedefe ulaşabilmesi için gerekli olan arzu ve isteğe sahip olmasıdır. Yazımızda, hedefe ulaşmak üzere kendi kendimizi motive edebilme ile ilgili birkaç ipucu sunmaya çalışacağız. Ancak, ipuçlarına geçmeden önce, motivasyonun ne olduğu ile ilgili küçük hatırlatmalar yapmakta yarar görüyorum. Bilindiği üzere motivasyon, bireyin hedefe ulaşmak için isteğe sahip olması kadar, bu isteğini sürdürebilmesidir de aynı zamanda. Halk arasında söylenen "Türk gibi başlayıp, Alman gibi bitirmek" sözü bu durumu en iyi anlatan örnek olacaktır. Yaygın bir inanışa göre, Türkler bir işe başlarken çok istekli ve heyecanlı olurlar, fakat işin yürümesi sırasında o heyecanları kalmaz ve bu nedenle projeler genellikle sonuçlanmaz. Almanların ise -ki burada Batılılar kastediliyor olabilir- işe başlarken ve işin devamındaki istek seviyeleri çok fazla değişmez. Bizim kadar istekli başlayamasalar bile, mevcut heyecanlarını koruyabiliyorlar. Böylece başladıkları işi sonuçlandırabiliyorlar. Bu da onlara başarıyı getiriyor. Yukarıdaki örnekten de anlaşılabileceği gibi, motivasyonun iki boyutu var diyebiliriz. Birincisi, hedefe yönelme isteğine, heyecanına sahip olmak ve harekete geçmek, ikincisi bu hedefe yürürken aynı heyecanı, isteği muhafaza edebilmek. Bu iki boyutu iyi değerlendiren ve anlayan kişilerin sürekli motivasyon havasında olmalarında, neticesinde başarıya ulaşmalarında hiçbir engel yoktur. Aşağıdaki bölümde hem ilk harekete geçmenizi sağlayacak, hem de motivasyonunuzun sürekliliğine yönelik uygulanabilir 20 ipucu bulacaksınız. Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamaya geçmediğiniz sürece, burada yayınlanmış bir yazı olmaktan öteye geçmeyeceklerdir. 1. HİKAYENİZİ YAZIN Temiz bir kağıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikayesini yazın. Ne yapmakta olduğunuzu, nerede yaşadığınızı ve sahip olduklarınızı. Bu, sizi hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir. 2. GELECEĞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir işyeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz. 3. GEÇMİŞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN Geçmişi canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, şoförün dikiz aynasına bakmasından daha yararlıdır. 4. BÜYÜK DÜŞÜNÜN Geleceğiniz hakkında düşünürken, büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Bir engele çarptığınızda, bu sizi durduramayacaktır. Çünkü, sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuştuğunuzu düşünün, o anda bardaktan boşanırcasına yağan yağmur sizi rahatsız eder mi? 5. KENDİNİZİ EĞİTİN Özel hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, workshoplara katılın. 6. DÜZENLİ OLUN Temiz, düzenli, ve iyi organize edilmiş bir ev, ofis, ve hayat, motive edilmiş akıl için şart. Fiziksel dağınıklık, zihinsel dağınıklığa neden olur. Hayatınızı organize edin, böylece kendinizi her gün daha da zinde hissedeceksiniz. 7. EVİNİZDE VE OFİSİNİZDE MOTİVATÖRLERE YER VERİN Evinizde, ofisinizde, arabanızda, cüzdanınızda, takviminizde, size hedef ve hayallerinizi hatırlatacak sembollere, işaretlere, notlara ya da objelere yer verin. Bu hatırlatıcılar, sizin motivasyonunuzun devamının garantisi olacaklar. Son model bir araba mı satın almak istiyorsunuz, o halde hayalinizdeki arabanın resimlerini odanızın duvarına asın, cüzdanınızda saklayın ve ihtiyaç duyduğunuz an, ondan yararlanın. 8. GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARA KATILIN Gönüllü olarak başka insanlara yardım edin. Bunu yaptığınızda, diğer insanları mutlu etmenin ne kadar tatmin edici bir şey olduğunu fark edeceksiniz. 9. KENDİ MOTİVASYONUNUZ İLE BAŞKALARINI MOTİVE EDİN En iyi öğrenme yöntemi, öğretmektir. Çocuklarınızın motive olmalarına, arkadaşlarınızın daha etkili hedefler belirlemelerine, eşinizin kişisel hayallerine ulaşmasına yardımcı olun. Onlara yardımcı olduğunuz zamanlarda, aslında kendinize de yardım ediyor olacaksınız. 10. ÇOCUKLAR İLE ZAMAN GEÇİRİN Çocuklar ile zaman geçirmek size perspektif kazandıracaktır. İşteki yada özel hayatınızdaki sıkıntı yada endişeler, çocuklarınız ile oynadığınızda eriyip gider. Çocuklar her şeye basit yollu bakarlar ve bunu öğrenmek bile bizim için kar sayılır. 11. BADİLİK SİSTEMİ KURUN Bir şeyleri başarmak isteyen yakın arkadaşınız var mı? Ya da eşinizin kendi gelişimine yönelik hedefleri? Eğer varsa, onlar ile badilik sistemi kurun. Birbirinizi motive edin, cesaretlendirin ve hedeflerinizde yardımcı olun. 12. KENDİNİZE BİR MODEL BUL Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir. Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa, ünlü bir lideri, sanatçıyı yada bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkındaki tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz. 13. YÜRÜYÜŞ YAPIN VE ARABA KULLANIN Şöyle bir etrafı gezin yada bulunduğunuz semtte arabanızla dolaşarak, rahatlayın, serbest zaman geçirin. Hepimizin rahatlamaya ihtiyacı var ve aslında hızlı yürüyüşler yapmak, araba kullanmak gerçekten iyi birer çözüm. Bu şekilde yaptığınız mekan değişikliği, üzerinizdeki olumsuz havayı dağıtacaktır. 14. BAŞARI HİKAYELERİNİ OKUYUN Etrafınızdaki insanların başarı hikayelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikayeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikayelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar. 15. MÜZİK DİNLEYİN Müzik sakinleştirir, heyecanlandırır, hüzünlendirir ve hatta motive edebilir. Mesela, koşu yaparken Rocky'nin film müziğini dinlemek, müziği motivatör olarak kullanmaya en güzel örnektir. Sizi motive edecek şarkıları belirleyin ve ihtiyacınız olduğu durumlarda onlardan yararlanın. 16. MOTİVE EDİCİ FİLMLER İZLEYİN Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ'su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu. 17. MOTİVE EDİCİ ALINTILARI OKUYUN Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve işinize yarayacak bilgileri toplayın. Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmamızı sağlayacak hikayeler bile çok işinizi görecektir. Bu konuda http://www.motivasyon.net adresinden de yararlanabilirsiniz. 18. SAĞLIKLI BESLENİN Mutlu bir yaşam sürdürmek için, sağlıklı beslenme çok önemlidir. İyi bir diyet, sizin vücut sisteminiz için gerekli olacak tüm besin, vitamin ve mineralleri içerecektir. Fazlası zaten zararlı olacaktır. Ne demişler, "sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur". Vücudunuz ve motivasyonunuz için sağlıklı beslenin. Sigara ve alkolden uzak durun. 19. YETERİNCE UYUYUN Bazı insanlara 6 saat uyku yeterken, bazıları için 8 saat gerekli olabilir. Ne kadar ihtiyacınız varsa, yeterince uyuduğunuza emin oluncaya kadar uyuyun. Ancak, 8 saatten fazla olmamasına da dikkat edin. Düzenli ve yeterli bir uykuya sahip olmanın, hem vücudunuz hem de zihniniz açısından ne kadar yararlı olduğunuz göreceksiniz. 20. SÜREKLİ ÖĞRENİN En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya "bilmiyorum" demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır. ERGÜN GÜLER |
|
| Mesaja teşekkür eden: | agbar (10-04-08) |
| | #10 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Mutlu Aile Modeli Mutlu ailelerin oluşmasında en temel faktörlerin başında bireylerin birbirlerinden ne istedikleri ve ne beklediklerinin açık ve net bir şekilde bilinmesiyle sağlanacaktır. Mutluluğu maddi ve manevi olarak zirvelerde yakalamak isteyen fertlerin ”Aile Meclisleri” oluşturmaları gerekmektedir.Gelişmiş toplum veya demokratik toplumlar incelendiği zaman aile meclisleri oluşturdukları ve yaptıkları gözlenmektedir.Ailelerdeki huzursuzlukların istatistikleri incelendiği zaman şu ortaya çıkmaktadır.Aynı çatı altında yaşayan fertler arasında aile meclislerinin kurulmadığı görülmektedir.Dört yıldır değişik yerlerde vermiş olduğum seminerlerde Türk toplumu ailelerinde, “Aile Meclis”leri yok ve %80 aileler problemli.Bu problemlerin ortadan kalkmasının veya minimuma indirilmesi için çözüm “Aile Meclis”lerini kurulmasıdır. Aile Meclisinin Basamakları: 1-Haftanın belirli bir günü belirlenmeli. 2-Başlangıç ve bitiş saatleri belli olmalı. 3-Ailenin bütün fertlerinin katılması temin edilmeli. 4-Belirlenen saatlerde misafir kabul edilmemeli. 5-Aile meclis başkanı seçilmeli. 6-Aile fertlerini kitap okuma alışkanlığının kazandırılması ve gelişmesi için herkes yarım saat kitap okumalı. 7-Aile meclisinin maddi ve manevi anlatılacak konuların yıllık akademik takvimi çıkarılmalı. 8-Haftanın konusu üzerinde fertlerin görüşleri alınarak beyin fırtınası yapılarak katılımcı ders yapılmalı. 9-Gecen haftadan alınan kararlar değerlendirilmeli. 10-Yeni haftanın gündemleri her fertten alınılmalı.Maddeler tek tek görüşülmeli. Misal olarak; Televizyonda hangi tür filimler yayınlanacak ,hangileri izlenmeli.Kimlere misafirliğe gidilecek,kimler gelecek.Hangi gün alış verişle çıkılacak,hangi gün tiyatroya gidilecek gibi maddeler görüşülmeli ve karalar alınılmalı ve haftanın yol haritası çıkarılmalı, ailenin bütün fertleri bu yol haritasın göre hareket etmelidirler. Kendisiyle, toplumuyla ve yaşadığı dünyayla barışık yaşayan fertlerin yetiştiği yer “Aile Meclisi”dir. TARIK TÜRKER |
|
| | #11 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Dilerim Hayatınız Boyunca Yaşarsınız 7 Haziran Cuma öğle vakti, şirket dışında gerçekleştirdiğim toplantıyı bitirip arabamla boğaziçi köprüsünden ofise dönerken ağırlaşan trafikle köprüden adım adım ilerlemeye başladım. Önce bir kaza olduğunu düşündüm. Biraz daha ilerleyince köprünün korkuluklarında aşağıya atlamak niyetinde olan bir adamdan kaynaklanan bir yoğunluk olduğunu anladım. Ağır ağır ilerleyen trafikte adamla aynı paralele gelince göz göze geldim. Öylesine enteresan bir duyguydu ki tasvir etmek pekte kolay değil. Bir şeritte akan trafik, hayat; diğer yanda durulmasına, bitmesine karar verilen bir hayat. Biran arabayı durdurup adamla konuşmayı çok istedim. Hızı iyice azaltmıştım ki hemen arkamdan gelen, beklemekten bunalmış araçların korna sesleri ve polislerin uyarıları devam etmemi sağladı. Biraz hızı artırmaya başlamıştım ki arka tarafımdaki araçtan gelen ısrarlı korna yüreğimi ağzıma getirdi. Dikiz aynasından geriye baktığımda bir cenaze arabası olduğunu farkettim. Hayat, ölüm ve ikisinin ortası. Dünyanın merkezi bu an ve burası diye düşündüm. Daha sonra gazetelerden okudum ki 400 milyonluk borcunu ödeyemediği için intihar etmeye kalkan bir kişiymiş. Hayat bu kadar basit miydi ya da kendini öldürmeye karar vermek bu kadar kolay mıydı? Son bir kaç ayın köprü intihar teşebbüsü rakamlarına bakarsanız rakamın 10’un üzerinde olduğunu görebilirsiniz.. Yaşamanın herkes için çok kolay olmadığını kabul ediyorum ama yaşamı son erdimenin mantığını da anlamıyorum. Hiç bir gerekçe yaşamı son erdirmek ve sevdiklerimizi üzmek için haklı bir neden olamaz. Ben buna korkaklık, acizlik, güçsüzlük derim. Sen parasızlık nedir bilemezsin diyemezsiniz. Çünkü ben parasızlık nedir biliyorum. Hem de gayet iyi biliyorum. Ekmeğin de önemini biliyorum, emeğin de. Bunu ben de biliyorum ailemde. Bu yüzündendir ki ilk profesyonel iş hayatımda aldığım maaşla babama “ Oğlunun ilk maaşıyla eve ne almasını istersin?” dediğimde “Ben oğlumun ilk maaşıyla oğlumun ekmeğini yemek isterim” demişti. Para kazanma mücedelesinin ne olduğunu gayet iyi biliyorum. Çalışmanın, mücadele etmenin ne kadar özel olduğunu da biliyorum. Biliyorum çünkü ben bu mücadeleleri en derinden veren insanlardan biriyim. İlkokul yaşantım boyunca pazarlarda limon satarak aile bütçesine katkıda bulunmaya çalışırdım. Ortaokul, lise, üniversite yaşantımda çeşitli yerlerde çalışarak geçti. Kimi zaman kırtasiyede, kimi zaman lokantada, kimi zaman bir barda çalışarak aileme destek olmaya, kendi ihtiyaçlarımı aileme yüketmeden çıkartmaya çalıştım. Sevildiğimde oldu, itildiğimde; övüldüğümde oldu, sövüldüğümde ama ben onurlu bir mücadele verdiğimi hiç unutmadım. Hayatın tercihlerden oluştuğunu biliyordum. Çalışmak ya da çalışmamak, mücadele etmek ya da etmemek, sabretmek ya da çekip gitmek. Ben tercihlerimi yaparken bencil olmamayı ve gelecekte bana kazandıracağı şeyleri tercih ettim. İş yaşamımdaki tercihlerim beni bugün uluslarası bir firmada yöneticilik yapacak boyutlara taşıdı. Bugün o dönemlerde verdiğim mücadelelerin beni ne kadar güçlü kıldığını gururla söylüyorum. Böylesine onurlu bir güce sadece iş yaşamımdaki doğru tercihlerimden sonra ulaşmadım. Ben asıl tercihimi ölüm ve yaşam arasında yaparak güçlendim. Hayatımın baharında kanser olup aylarca ölümle boğuştum. Benimle aynı hastalığa yakalanan bir çok kişi ölürken ben yaşamayı, mücadele etmeyi tercih ettim. Çünkü ben çok özel bir insanım. Dünyada bir başka Ercan Kaşıkçı yok. Aynı adı soyadı taşıyan birileri olabilir ama benim gibi düşünen, benim gibi özelliklere sahip olan bir başka ben yok. Yani ben tanrının yarattığı eşi olmayan tek insanım ve benden önce beni yaratmadı, benden sonrada beni yaratmayacak. Böylesine ayrıcalıklı yaratılmış iken neden tercihlerimizi pasiflik, güçsüzlük yönünde yapıyoruz ki? Mutlu ya da mutsuz olmak ; sağlıklı ya da sağlıksız olmak bize bağlı. Ben hasta iken sağlıklı olma yönünde bir tercih yaptım ve buna inandım. Şimdi sağlıklı ve yaşam doluyum. Negatif düşündüğünüzde, negatif, öfkeli karar verdiğinizde, sözler söylediğinizde nefesiniziniz, ağzınızdan çıkan havanın zehir saçtığını biliyor muydunuz? Yanlış okumadınız bu anlarda dilimizde, nefesimizde tıpkı zehirli bir yılandaki gibi zehir oluşuyor. Bu özellikteki insanlar ve böcekler üzerinde yapılan deneylerde insanların nefesiyle böcekleri öldürdüğü, zehirlediği ortaya çıkıyor. Öfkeyi, mutsuzluğu sıkça tercih eden insanların kendini nasıl zehirlediklerini tahmin edebilir musunuz? Yaşam o kadar kısaki tek olmanın, ayrıcalıklı olmanın farkına varıp, neden ne olursa olsun yaşama dört elle sarılmanın önemini anlamalıyız. Ne mutsuzluğu , öfkeyi tercih ederek kendinizi zehirleyin, ne de intihar girişimlerinde bulunarak sevdiklerinizin hayatını zehir edin. Dilerim hayatınız boyunca yaşarsınız ERCAN KAŞIKÇI |
|
| | #12 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Doğrucu Beden Dili -“Ona kanım hiç kaynamadı” -“Görüşmemizin daha ilk dakikasında ona verdim notumu” -“Onda beni iten birşeyler var” -“Ne yalan söyliim adam bana pek güvenilir gelmedi” -“Size kanım okadar kaynadıki anlatamam. Sanki yıllardır sizi tanıyor gibiyim”.......v.s. şeklindeki sözleri mutlak duymuşsuzdur ya da bizlerde kullanımışsızdır. Eveeet buyrun beden dili. Siz ne kadar saklasanız da, beden diliniz doğrucu davut.. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovmuşlar beden diline dur sen kal demişler. Neden mi? Sözlerini beden dilleri kdara yeterince inandırıcı bulmamış olsalar gerek. Çünkü ağzınızla kuş ta tutsanız sözcüklerin karşınızdaki kişiyi etkileme gücü % 7 iken beden dilinin etkisi % 55. Hadi ses tonunuz da sözcüklerinize güç kattı % 45’lik bir etki yarattınız ama yine beden dili kadar etkileyici değil. 1960 ‘lı yıllarda Prof.Dr.Albert Mehribian yaptığı ve ileriki yıllarda da iletişim uzmanlarınca desteklenen bu veri de şu anlatılıyor. İnsanlar ne söylediğinizden çok onu beden diliniz ile nasıl söylediğinize, ne kadar doğruladığınıza bakıyorlar. Sözcüklerin beden ile orantılı olması sizi iletişimi güçlü, anlaşılabilir, duygularını her yönden verebilen bir insan yapıyorken, aradaki zıtlık sizi güvenilmez, itibar edilmez bir kişilik olduğunuza yönelik mesajlar veriyor. İnsan vücudu müthiş bir biyolojik mühendistlik örneği. Beden dilini doğru kullanamayan insanlar için beden dili bir iletişim kara kutusu ve ancak o kara kutuyu bulup çözebilen insanlar iletişim bilgisine layıkıyla ulaşabiliyor. Çünkü saçlarımızdan ayak parmaklarımıza kadar mesajlarla doluyuzdur. Her kare nerdeyse bir mesaj verir. Saçlarını omuzdan geriye atarak size bakan bir bayan çapkınca mesaj verirken, parmaklarıyla kafanın yanlarını veya arkasını kaşıyan kişi dalgınlık, düşünce durumuyla ilgili mesajlar veriyordur.. . Yurtdışında beden dilinin önemini ve gücünü bilen kurumlar, üniversiteler, politikacılar, emniyet teşkilatı beden dili eğitimleri almaktalar ya da organize etmekteler. İlk izlenimlerinin, ilk imajlarının 30 saniyede oluşacağını bilen bir kimse iş görüşmelerinde bu süreyi başarıyla kullanıp, görüşmenin ilerleyişinde daha rahat olmaktadırlar. Beden dilinin karşı cinste ve farklı kültürlerde farklı yansımaları olacağını bilen bir kimse davranışları o kıstaslarda değerlendirir. Kolejli bayanların kitap taşırken kitaplarını gögüz bölgesinde iki avucuyla çarpraz şekilde tutarak taşıması normal bir davranışken, bunu bir erkeğin yapması yanlış mesajlar verecektir. Avrupa, Amerika ve ülkemizde küçük ve sevimli şeyleri severken başını okşamak normal bir davranışken bunun Sri Lanka, Hindistan gibi ülkelerde yapılması kıyametin kopmasına neden olur. Çünkü ruhun başta olduğuna inanılan bir kültürde bu inanılmaz yasak ve yanlış bir davranıştır. Bizde bacak bacak üzerine atma normal iken bir çok arap kültüründe bu karşısındaki kişiye hakarettir. Bizde hala güneydoğu da toprağa bereket gelsin, yağmur yağsın diye köyün imamıyla, şıhıyla yağmur duasına çıkılırken, Günet Etiyopya ve Bali tarlalara cinsel organa benzeyen heykeller dikilir. Ekranlarda izlediğimiz üzere bizde kurban bayramında kaçan inekleri ateş ederek vurmak nerdeyse normal karşılanırken, bunu Hindistan da yapıyor olmak kıyametlerin kopmasına sebep olur. İster beden dili olsun ister konuşmak olsun herşey daha anlaşılır olmak daha çok bir birimizi, kendimizi tanımaya yönelik iletişim şekilleridir. Çünkü beden dili kendimizi ifade etmemizi, karşımızdakini anlamamızı, kendi iç dünyamızı gözlemlememizi gibi v.s şeyleri yorumlamamıza yardımcı olur. Keşfetmek bir serüvendir ve beden dili de bu serüvenin önemli, keyifli bir bölümüdür. Doğrucu Beden dili kitabımda bu seyahate çıktım sizlerle. Seyahat bitti mi hayır daha yeni başladı, seminerlerle de devam. Bitecek mi? Nerdeee daha çok devam. Yunus Emrenin dediği gibi “Bir ben varki benden içeri”. İnsanın kendi içine seyahatine, kendini çözmesine ömrü yetmiyorki. İşimizi gücümüzü bırakıp kendimizi kendimize versek bile enaz 100 yıl sürer bu seyahat. Hadi rastgele, yolunuz açıkola Bedensel ve ruhsal özgürlüğünüz hiç kısıtlanmadığı bir dünya dileğiyle ERCAN KAŞIKÇI |
|
| | #13 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Doğrucu Beden Dili -“Ona kanım hiç kaynamadı” -“Görüşmemizin daha ilk dakikasında ona verdim notumu” -“Onda beni iten birşeyler var” -“Ne yalan söyliim adam bana pek güvenilir gelmedi” -“Size kanım okadar kaynadıki anlatamam. Sanki yıllardır sizi tanıyor gibiyim”.......v.s. şeklindeki sözleri mutlak duymuşsuzdur ya da bizlerde kullanımışsızdır. Eveeet buyrun beden dili. Siz ne kadar saklasanız da, beden diliniz doğrucu davut.. Doğru söyleyeni dokuz köyden kovmuşlar beden diline dur sen kal demişler. Neden mi? Sözlerini beden dilleri kdara yeterince inandırıcı bulmamış olsalar gerek. Çünkü ağzınızla kuş ta tutsanız sözcüklerin karşınızdaki kişiyi etkileme gücü % 7 iken beden dilinin etkisi % 55. Hadi ses tonunuz da sözcüklerinize güç kattı % 45’lik bir etki yarattınız ama yine beden dili kadar etkileyici değil. 1960 ‘lı yıllarda Prof.Dr.Albert Mehribian yaptığı ve ileriki yıllarda da iletişim uzmanlarınca desteklenen bu veri de şu anlatılıyor. İnsanlar ne söylediğinizden çok onu beden diliniz ile nasıl söylediğinize, ne kadar doğruladığınıza bakıyorlar. Sözcüklerin beden ile orantılı olması sizi iletişimi güçlü, anlaşılabilir, duygularını her yönden verebilen bir insan yapıyorken, aradaki zıtlık sizi güvenilmez, itibar edilmez bir kişilik olduğunuza yönelik mesajlar veriyor. İnsan vücudu müthiş bir biyolojik mühendistlik örneği. Beden dilini doğru kullanamayan insanlar için beden dili bir iletişim kara kutusu ve ancak o kara kutuyu bulup çözebilen insanlar iletişim bilgisine layıkıyla ulaşabiliyor. Çünkü saçlarımızdan ayak parmaklarımıza kadar mesajlarla doluyuzdur. Her kare nerdeyse bir mesaj verir. Saçlarını omuzdan geriye atarak size bakan bir bayan çapkınca mesaj verirken, parmaklarıyla kafanın yanlarını veya arkasını kaşıyan kişi dalgınlık, düşünce durumuyla ilgili mesajlar veriyordur.. . Yurtdışında beden dilinin önemini ve gücünü bilen kurumlar, üniversiteler, politikacılar, emniyet teşkilatı beden dili eğitimleri almaktalar ya da organize etmekteler. İlk izlenimlerinin, ilk imajlarının 30 saniyede oluşacağını bilen bir kimse iş görüşmelerinde bu süreyi başarıyla kullanıp, görüşmenin ilerleyişinde daha rahat olmaktadırlar. Beden dilinin karşı cinste ve farklı kültürlerde farklı yansımaları olacağını bilen bir kimse davranışları o kıstaslarda değerlendirir. Kolejli bayanların kitap taşırken kitaplarını gögüz bölgesinde iki avucuyla çarpraz şekilde tutarak taşıması normal bir davranışken, bunu bir erkeğin yapması yanlış mesajlar verecektir. Avrupa, Amerika ve ülkemizde küçük ve sevimli şeyleri severken başını okşamak normal bir davranışken bunun Sri Lanka, Hindistan gibi ülkelerde yapılması kıyametin kopmasına neden olur. Çünkü ruhun başta olduğuna inanılan bir kültürde bu inanılmaz yasak ve yanlış bir davranıştır. Bizde bacak bacak üzerine atma normal iken bir çok arap kültüründe bu karşısındaki kişiye hakarettir. Bizde hala güneydoğu da toprağa bereket gelsin, yağmur yağsın diye köyün imamıyla, şıhıyla yağmur duasına çıkılırken, Günet Etiyopya ve Bali tarlalara cinsel organa benzeyen heykeller dikilir. Ekranlarda izlediğimiz üzere bizde kurban bayramında kaçan inekleri ateş ederek vurmak nerdeyse normal karşılanırken, bunu Hindistan da yapıyor olmak kıyametlerin kopmasına sebep olur. İster beden dili olsun ister konuşmak olsun herşey daha anlaşılır olmak daha çok bir birimizi, kendimizi tanımaya yönelik iletişim şekilleridir. Çünkü beden dili kendimizi ifade etmemizi, karşımızdakini anlamamızı, kendi iç dünyamızı gözlemlememizi gibi v.s şeyleri yorumlamamıza yardımcı olur. Keşfetmek bir serüvendir ve beden dili de bu serüvenin önemli, keyifli bir bölümüdür. Doğrucu Beden dili kitabımda bu seyahate çıktım sizlerle. Seyahat bitti mi hayır daha yeni başladı, seminerlerle de devam. Bitecek mi? Nerdeee daha çok devam. Yunus Emrenin dediği gibi “Bir ben varki benden içeri”. İnsanın kendi içine seyahatine, kendini çözmesine ömrü yetmiyorki. İşimizi gücümüzü bırakıp kendimizi kendimize versek bile enaz 100 yıl sürer bu seyahat. Hadi rastgele, yolunuz açıkola Bedensel ve ruhsal özgürlüğünüz hiç kısıtlanmadığı bir dünya dileğiyle ERCAN KAŞIKÇI |
|