| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #41 |
| Yard. Doçent Spor grubu ![]() |
Oyun içinde oyun Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington'da düzenlenen toplantıda Türkiye'nin bir 'dehşet senaryosu' eşliğinde tartışılması konusu kendisine sorulduğunda, “Deli saçmalarıyla uğraşmam” demiş… Dehşet senaryosu gerçekten de ilk bakışta insana 'deli saçması' gibi geliyor: Bomba yüklü kamyon Beyoğlu'nda postaneye giriyor, 50'den fazla ölü… Türkiye'yi iyice karıştırmak üzere Anayasa Mahkemesi başkanına suikast düzenleniyor… Her iki eylem de PKK'ya yükleniyor… Ardından PKK yüzünden ordu baskısıyla Kuzey Irak'a giriliyor… 'Deli saçması' bir senaryo gerçekten… Ancak konuyu ciddiye almamızı gerektiren pek çok yön var. İlki, 'dehşet senaryosu' adıyla tartışmaya açılanın bir süredir ülkemizde meydana gelen gelişmelerle fena halde benzeşmesi. Şemdinli sonrasındaki süreçte neler yaşadığımızı hatırlayalım: Trabzon'da bir rahip öldürüldü… Cumhuriyet gazetesine bomba atıldı… Danıştay'a baskın yapıldı… Hrant Dink bir suikast sonucu hayatını kaybetti… Malatya'da yayınevi basılıp misyonerler öldürüldü… Ankara'da Anafartalar Çarşısı'na bir canlı bomba saldırısı oldu... Her gün gelen yürek dağlayıcı şehit haberlerini de bu tabloya ekleyiniz… Türkiye'nin yakın dönemde yaşadıklarına bakılınca, pek de 'deli saçması' tersliğinde kaçmıyor Washington'da tartışılanlar… Bu da bizi bir noktaya götürüyor: Hudson'daki tartışmanın esas üzerinde durulacak yönü 'dehşet' diye yansıyan bombalar, suikastlar bölümü değil… Senaryo yazarları o bölümü bir 'veri' olarak metinlerine geçirmiş olmalılar… Tartışılmasını istedikleri, hiç kuşkum yok, senaryonun ondan sonraki bölümü: Hükümet Kuzey Irak'a girme kararı alırsa ne olur? Ve devamı: Askerler yönetime gelirse ne olur? Daha önce de burada değinmiştim: 20 Nisan 2007 tarihinde siyasî yetkililer ve değişik kurumlarla bir dizi temaslarda bulunmuş bir Amerikalı diplomatla görüşmüştüm, üç meslektaşla birlikte… Amerikalı diplomat David Satterfield, PKK'nın eylemlerinin sona ermesi, Kuzey Irak'taki ofisinin kapatılması ve bazı liderlerinin Türkiye'ye teslimi konusunda hükümeti adına söz vermeye gelmişti Ankara'ya; bize de, “Bunlar aylar değil haftalar içerisinde gerçekleşecek, göreceksiniz” demişti. Hudson tartışmasına bu bilgi eşliğinde yaklaşırsak ne görüyoruz: Toplantıya katılan bir 'analizci', “Şu sıralarda PKK liderleri yakalanıp Türkiye'ye teslim edilirse, bu Ak Parti'nin işine yarar” görüşünü aktarıyor; Türkiye'den katılan bir 'yetkili' de o görüşü onaylıyor… Toplantıda Kuzey Irak'taki Kürt yönetiminin Washington Temsilcisi Kubad Talabani'nin bulunduğunu da unutmayalım… Toplantı bu noktada 'deli saçması' olmaktan çıkıyor ve Türkiye'nin 'ulusal güvenliği' ile ilgili bir sorun haline dönüşüyor. Sağda-solda patlayan bombalar PKK'nın işi ise, devlet içerisinde yer alan herkesin görevi bu eylemlere bir an önce son verilmesini sağlamak değil midir? Ne demek oluyor “PKK'lılar teslim edilirse, AKP'nin işine yarar” gerekçesiyle kanlı eylemlerin devamının onaylanması? Bununla kime mesaj veriliyor: “PKK eylemlerini birkaç hafta içerisinde durdurtacak, liderlerini size teslim edeceğiz” sözünü veren Amerikalılara mı, Türk Genelkurmayı'ndan korgenerallerle aynı masada temsilcisi oturan kuzeydeki Kürt yönetimine mi? Askeri Ceza Kanunu'nda cezası öngörülmüş bir 'suç' değil midir bu? Amerika'daki kaynaklarım, toplantının Hudson Institute'ta yapılmasının, Genelkurmay Başkanlığı'na bağlı Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi (SAREM) tarafından istendiği ve konunun Genelkurmay 2. Başkanı Org. Ergin Saygun'un geçen yılın kasım ayında Hudson'a ziyareti sırasında kararlaştırıldığı iddiasında. Bütün tabloyu yeniden değerlendirmemizi gerektirecek bu vahim iddianın doğruluğundan emin değilim; doğru olmamasını diliyorum. Bu konuda nedense suskun kalmayı tercih eden Genelkurmay Başkanlığı'nın kamuoyuna bir açıklama borcu var. Suskunluk yanlış anlaşılıyor çünkü. Fehmi Koru ![]() Spor Grubu |
|
| | #42 |
| Dekan ![]()
Mesajlar: 5.207
Teşekkür etti: 1.207
Teşekkür edildi: 1.865
Forum Gücü: 34 Forum Puanı:5938 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Şakir Süter o iki subaya seslendi Yazar Şakir süter, "O iki Türk subayı çıkacak ve o toplantıda ne konuşulduysa açıklayacak... Bir yanlışa ortak olmuşlarsa 'özür dileyecekler' veya yalancılar diye haykıracaklar" 20 Haziran 2007 08:50 Şakir Süter'in köşe yazısı ABD’deki Senaryo! Bir süre bekledik; çünkü ayakları yere sağlam basmayan, içinde bir dizi tuhaflığı barındıran haberdi. “Sızdırıldığı” kesindi de... İçinde “kasıt unsurları” da dikkatli gözlerden kaçmıyordu. 24 saat geçmeden, AKP cephesi düğün bayram etmeye başladı haber üzerine. “Alçaklıktır, vatana ihanettir” gibi laflar pazara düşmüştü. “Yargısız infaz” yapılıyordu. Sözde tepki vardı ama özde “sevindirik” olmuştu AKP. Pekiyi neydi AKP’yi bu kadar sevindiren? Hudson Enstitüsü’nde yapılan bir toplantıda konuşulanlar, kimi çevrelerce ciddiye alınmamış, kimileri de çok ciddiye almıştı; son tahlilde Türkiye karışmıştı. Toplantıda seslendirilen “senaryonun” gereği olarak... Taksim’de 50 kişinin “öldürülmesi...” Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’ndan emekli olan Tülay Tuğcu’nun bir suikasta kurban gitmesi... Türk ordusunun Kuzey Irak’a girmesi... Buraya kadar tepki yok AKP’den! Ya? Toplantıda, yine senaryonun gereği olarak... PKK’ya yönelik elde edilecek bir başarının “AKP’ye yarayacağı” ihtimali üzerine “senaryodan vazgeçildiği” lafları üzerine tepki veriyor iktidar sözcüleri! Toplantıya iki üst düzey Türk subayının katılmasına da... Senaryonun “AKP’nin işine yarayacaksa vazgeçelim”, bölümüne subayların sessiz kalmasına da tepki var. AKP yanlısı medya, güzel güzel köpürtüyordu konuyu.. Önceki gün bazı açıklamalar yapıldı. Örneğin, toplantının baş rollerindeki Zeyno Baran’dan yalanlama geldi ama inanıyoruz ki bu yalanlama “yalan” bulunacaktır AKP’liler tarafından! Yalanlıyor, kınıyor, sert biçimde eleştiriyorlar. Ama konuşulmasını, yazılıp çizilmesini de çok istedikleri belli! Bu noktada, toplantıya katıldığı belirtilen iki Türk subayına çok önemli görev düşüyor. Evet, toplantının suyu çıktı, konu ayağa düştü ama... Birileri bu haberi “tepe tepe kullanmayı” orduyu küçültme politikasının yeni unsuru gibi kullanmaya başlamışsa... O iki Türk subayı çıkacak ve o toplantıda ne konuşulduysa açıklayacak... Bir yanlışa ortak olmuşlarsa “özür dileyecekler” ve Türk Silahlı Kuvvetleri gereğini yerine getirecek. Hayır, ülke çıkarlarına ters, üniformalarının onuruna aykırı hiçbir şey yapmamışlarsa da... “Yalancılar” diye haykıracaklar; başka yolu yok. sakir.suter@aksam.com.tr (Akşam) |
|
| | #43 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Seçim Sonrası Senaryoları Son çeyrek yüzyılda Amerika'da meşhur olan think-tank kuruluşları; önemli olaylar sonrası neler gelişebileceğine dair senaryolar üstünde kafa yorarlar ve bu gelişmesi muhtemel olaylara karşın alternatif tedbirler üzerinde durarak, Amerika veya anlaştıkları kurumlar lehinde öneriler sunarlar. Düşünce kuruluşu olarak isimlendirilen think-tank'ler, yaptıkları düşünce faaliyetleri ile Amerikan yönetimi açısından büyük avantajlar elde edilmesini sağlayarak, Amerika'nın dünya politikası ve yönetiminde lider ülke olmasında önemli rol oynamışlardır. Ülkemizde de pat-çat yapılmaya başlanan bu düşünce kuruluşu faaliyetleri, nedense seçim sonuçlarının üzerinde yoğunlaşamamıştır. Bunun en önemli nedeninin, seçim sonuçlarının ülke ve dünya politiği üzerindeki yansımalarının halktan gizlenmesi amacını güttüğüne kanaat etmekteyiz. Seçim sonuçlarının yorumlanmasının sadece ülke sınırları ile tahdit olunması; oy kullanacak seçmenin, seçimlerin dünya politiğine etkileri nezdinde bakışını göz ardı etmesine sebep olacağından, oy'unu eksik değerlendirme ile kullanacağı anlamına gelecektir. Bu yazımızda seçim sonrası senaryoları üzerinde düşünce faaliyetinde bulunarak, 22 temmuz sonrası Türkiye ve Türkiye ABD ve AB ilişkilerinde ihtimaller üzerinde düşünceler üretmeye çalışacağız. 1. senaryo : <!--[if !supportLists]-->· 23 temmuz sabahı; AKP, 276 milletvekili sayısını geçecek şekilde milletvekili çıkarır. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP ana muhalefet, MHP ikinci muhalefet partisi olur ve bağımsızlar 30-40 civarında milletvekili çıkarır.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AKP hükümeti kurar. Bağımsız adaylardan yirminin üstünde milletvekili DTP'ye katılarak DTP'yi meclise sokarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP listesinden seçime girerek milletvekili olan 13 kişi CHP'den istifa ederek DSP'ye katılırlar. Bağımsızlardan ve CHP'den istifa ederek yeni milletvekillerinin katılımı ile DSP mecliste gurup kurarak beşinci parti olurlar.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz ve CHP içersindeki eski ANAP kökenli Milletvekilleri ANAVATAN partisinin olağanüstü kurultayında ANAVATAN'a katılırlar ve Mesut Yılmaz ANAVATAN partisi genel başkanı seçilerek, mecliste altıncı parti olarak temsil edilmesini sağlarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Eski DYP lideri Tansu Çiller , yapılan olağanüstü DP kongresinden DP genel başkanı olarak çıkar. DP aynı isimle yoluna devam eder ve ileriki yıllardaki katılımlarla mecliste temsil edilen yedinci parti olurlar.. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Meclis başkanı, AKP'den Bülent Arınç seçilir. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AKP, CHP, DTP konsensüs sağlayarak Vecdi Gönül'ü 7 yıllığına Cumhurbaşkanı seçerler. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Referandumda Cumhurbaşkanını halkın seçmesi kabul edilir. 2014 yılında Cumhurbaşkanını halk seçecektir. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Ordu kuzey Irak'a müdahale edemez. Kuzey Irak'ta Kürt devletinin bağımsız federasyon ayağı başlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AB müzakereleri ve ABD ilişkileri vasat olarak devam eder. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· 2009 yılı belediye seçimlerinde AKP'li belediyeler yerlerini koruyarak çıkarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Bu iktidar dönemi 2011 yılına kadar dört yıl sürer.<!--[endif]--> 2. senaryo : <!--[if !supportLists]-->· Seçimlerden sonra AKP birinci parti olur fakat 276 milletvekili sayısını bulamaz. CHP ikinci, MHP üçüncü parti olurlar. Bağımsız 30-40 milletvekili çıkar.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP, MHP ve bağımsız adaylardan bazılarının bu iki partiye katılımları veya destekleri ile hükümeti kurarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· 20'yi geçen sayıda bağımsız milletvekili DTP'ye katılarak onun mecliste temsil edilmesini sağlarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz ve CHP içersindeki eski ANAP kökenli Milletvekilleri, ANAVATAN partisinin olağanüstü kurultayında ANAVATAN'a katılırlar ve Mesut Yılmaz ANAVATAN partisi genel başkanı seçilerek, mecliste beşinci parti olarak temsil edilmesini sağlarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Eski DYP lideri Tansu Çiller , yapılan olağanüstü DP kongresinden DP genel başkanı olarak çıkar. DP aynı isimle yoluna devam eder.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Meclis başkanı CHP'den İlhan Kesici seçilir. Cumhurbaşkanı CHP ve MHP konsensüsü ile meclis dışından tarafsız biri, 7 yıllığına seçilir. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile ilgili referandum halk tarafından kabul edilir.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye kuzey Irak'a müdahale eder. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AB müzakereleri dondurulur. ABD kongresi Ermeni soykırım yasasını kabul ederek Türkiye'yi Birleşmiş milletler örgütü nezdinde kuzey Irak ve Ermeni soykırımı nedenleri ile yaptırımlar uygulanması kararları ile sıkıştırmaya başlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye'de bulunan sıcak para dışarı çıkmaya başlar ve ekonomik kriz olur. İktidar dışarıya para çıkışını yasaklar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye'de ABD ve AB aleyhine büyük gösteriler olur. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· DTP'li milletvekilleri Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesini protesto ederek açlık grevi ve diğer eylemler yapmaya başlarlar. Bazıları meclis iç tüzüğü gereği meclis kararı ile milletvekilliklerinden çıkarılırlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye Rusya, Çin ve İran ekseninde yer almaya başlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP-MHP hükümeti dört yıl devam eder. <!--[endif]--> 3. senaryo : <!--[if !supportLists]-->· AKP birinci, CHP ikinci, MHP üçüncü, DP dördüncü parti olarak meclise girerler. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· 20'yi geçen sayıda bağımsız milletvekili DTP'ye katılarak onun meclisteki beşinci parti olmasını sağlarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP listesinden seçime girerek milletvekili olan 13 kişi CHP'den istifa ederek DSP'ye katılırlar. Bağımsızlardan ve CHP'den istifa ederek yeni milletvekillerinin katılımı ile DSP mecliste gurup kurarak altıncı parti olurlar.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Bağımsız milletvekili Mesut Yılmaz ve CHP içersindeki eski ANAP kökenli Milletvekilleri, ANAVATAN partisinin olağanüstü kurultayında ANAVATAN'a katılırlar ve Mesut Yılmaz ANAVATAN partisi genel başkanı seçilerek, mecliste yedinci parti olmasını sağlarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· CHP-MHP-DP koalisyon hükümeti kurarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye Kuzey Irak'a müdahale eder. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AB ve ABD sessiz kalırlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· DTP'li milletvekilleri Türkiye'nin Kuzey Irak'a müdahalesini protesto ederek açlık grevi ve diğer eylemler yapmaya başlarlar. Bazıları meclis iç tüzüğü gereği meclis kararı ile milletvekilliklerinden çıkarılırlar ve tutuklanırlar. DTP mecliste gurubunu kaybeder. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye'den hafif sıcak para çıkışı olur fakat ekonomiyi etkilemez. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AB müzakereleri aynen devam eder. ABD Türkiye ilişkilerinde değişiklik olmaz. <!--[endif]--> 4. Joker senaryo : <!--[if !supportLists]-->· Seçimden birinci ve ikinci partiler olarak çıkan ve tek başına iktidar sayısı bulamayan AKP ve CHP sürpriz bir kararla koalisyon hükümeti kurarlar. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Meclis başkanı AKP'den Abdullah Gül, Cumhurbaşkanı eski CHP'li Hikmet Çetin seçilir.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye kuzey Irak'a müdahale eder. Kerkük ile ilgili Irak'taki referandum iptal edilir. Türk ordusu operasyon sonrası sınırlarına geri çekilir. <!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· Türkiye'deki PKK saldırıları durdurulmazsa APO'nun idam edileceği ilan edilir. PKK'nın terör saldırıları durur.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AB'nin Türkiye karşıtı tutumu devam ederse Türkiye'nin müzakerelerden çekileceği açıklanır. AB müzakerelerin önünü açar.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· ABD stratejik ortaklığın devam ettiğini her iki ülkenin dost kalacağını açıklar.<!--[endif]--> <!--[if !supportLists]-->· AKP-CHP hükümeti dört yıl devam eder.<!--[endif]--> Bu seçim sonrası senaryolarından hangisini beğenirseniz ona göre 22 temmuzda sandık başında oyunuzu kullanın. Unutmayın Türkiye güçlü ve bölgesindeki lider ülkedir. Türkiye'nin alması gereken dış politika ile ilgili kararlarda, Türkiye'den çok, karşısındakiler düşünmeli ve korkmalıdırlar. Ekonomi, kan, istikrar kaybı, vesaire gösterilerek; Hükümetlerin, Türkiye'nin bölünmesini önleyecek adımlar atmaktan çekinmemesi lazımdır. Şu andaki dünya ve Türkiye konjonktüründe olası AKP-CHP, CHP-MHP veya CHP-MHP-DP koalisyon hükümetleri senaryoları, bizce Türkiye'nin dış politikasında alacağı kararları güçlendirecektir. Dış politikadaki kararlı adımlar, iç siyaset ve ekonomiyi rahatlatacak, kriz korkularını ve terör kaygılarını giderecektir. Türkiye'nin dış politikadaki kararlı adımları ve bu husustaki hükümetlere güven, Türkiye cumhuriyetinin dıştaki rakiplerini çekindirecek; AB müzakereleri, Ermeni soykırım iddiaları, kuzey Irak gibi sorunlarda rakiplerimize geri adımlar attıracaktır. Unutulmamalıdır dış politikası güçlü bir Türkiye'nin, iç politikası ve ekonomisi de iyiye gidecektir. ARAŞTIRMACI YAZAR CENGİZ DUMAN |
|
| | #44 |
| Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 3.082
Teşekkür etti: 2.488
Teşekkür edildi: 2.771
Forum Gücü: 30 Forum Puanı:8209 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Babalar ve oğullar
18/07/2007 GÜNLÜK Babalar ve oğullar Diyelim rakamlar doğrudur. Milli gelirden size düşen pay, 5 bin küsur dolardır. Beş kişilik bir ailesiniz. Demek 27 bin dolar civarında bir geliriniz var. Yani aylık 3 milyar… Var mı böyle bir geliriniz? Başefendi her yerde “Biz geliri bu miktara çıkarttık” diye anlatıyor. Asgari ücret ise 400 YTL civarında sayıyor. Bu durumda siz, 5 bin küsur dolarla 400 YTL alıyorsunuz… Başefendi’nin evladı mahdumu ise 5 bin dolarla gemi alıyor! İmanlı sosyal adalet denilen şey böyle oluyor! Peki, bunu nasıl alıyor? Yani millet o 5 bin doları göremez… İnsanlar çöpten yiyecek toplar… Çocuklar yoksul ve açken, o yaşta çocuk nasıl gemi sahibi oluyor? Beyefendi duruma açıklık getiriyor: “Gemi var gemicik var.” “Bir de bunun sıfırı var, eskisi var… Siz kalkar, 15-16-17 yaşında bir gemi alır ve küçük gemi de küçük bir gemiciklerden olursa… Ve bunun da ödeme koşulları da gayet iyi olursa… Kendi kendini ödeyecek durumda olursa niye alınmasın? Kalkar 300, 400, 500 bin dolar peşinatla bir gemi alabiliyor… Ondan sonra da bu gemi, taksitlerini kendisi ödeyebiliyorsa bunu yapabilirsiniz.” *** Bir aydınlandık ki, ancak bu kadar olabilir! Aydınlatıcı ampule şükredilmelidir! Ne diyor beyefendi: “Bunu siz de yapabilirsiniz.” Öyleyse sizin bugüne kadar kaç geminiz oldu? Olmadı mı? Ama gemi dediğiniz nedir? Alt tarafı bir gemiciktir! Peki, sizin çocuğunuz Amerika’da okudu mu? Oysa Amerika’da okul var, okulcuk var. Yenisi var, eskisi var. Önce bir hayırsever buluyorsunuz! Çocuğunuzu o okutuyor, siz dua ediyorsunuz. Sonra çocuk okulu bitiriyor, hayırsever Dünya Bankası onu işe alıyor! Bakın el alemin çocukları neler yapıyor? Gemi alıyor. Amerikalarda bedavaya okuyor. Dünya Bankası’na giriyor. Okurken aynı zamanda Amerika’da ev alıyor. Ötekininki mısır vurgunu yapıyor. Diğerininki gemiciydi, dev müteahhit oluyor. Ya sizin çocuklar ne yapıyor? İşsizi mi dolanıyor? Aman be abiler ablalar, bunlarda ne becerikli, ne yaman, ne iş bilir çocuklar var. Bizim çocuklar işsiz dolanıyor. Bunların çocukları gemiler alıyor! Gemi var, gemicik var. Mısır var, mısırcık var. Çocuk var, çocukçuk var. Babalar var, babacık var! Bu memlekette ne babalar ve oğullar var! |
|
| | #45 |
| Doçent Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 3.090
Teşekkür etti: 497
Teşekkür edildi: 1.016
Forum Gücü: 108 Forum Puanı:47024 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Şamil Tayyar'ın köşe yazısı Abdullah Gül, Allah’tan bir mani olmazsa en geç 28 Ağustos günü 11. cumhurbaşkanı. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun. Adaylık kararından önce herkes söyleyeceğini söyledi; itirazı olanlar konuştu, fedakarlık bekleyenler çıktı, geleceğe ilişkin farklı projeksiyon çizenler oldu, istikrara vurgu yapanlarını sesini işittik. Anayasal zeminde kaldığı, hakaret ve küfür içermediği sürece farklı her görüşün bu süreçte dillendirilmesini demokratik olgunluk olarak görmek gerekir. Elbette, hepimiz aynı pencereden dünyayı gözlemlemek zorunda değiliz. Demokrasinin erdemi de farklılıklara tahammüldür aslında. Şimdi önümüzde somut bir durum var. Gül, cumhurbaşkanı adayı. Son sözü, milletin temsilcilerinden oluşan meclis söyleyecek. İçimize sinse de sinmese de, itirazlarımız olsa da olmasa da meclisin iradesine saygı göstermek durumundayız. İlk iki turda Gül’ün cumhurbaşkanı seçilme ihtimali zayıf olsa da üçüncü turun yapılacağı 28 Ağustos’ta kesin gibi. Derin soru Şimdi kimi mahfillerde cevabı aranan soru şu: Gül, nasıl bir cumhurbaşkanı olacak? Ya da CHP’nin iddia ettiği gibi Türkiye’yi Milli Görüş militanı gibi mi yönetecek? Gül’ün Dışişleri Bakanlığı dönemindeki icraatlarını referans olarak görmeyenlerin derin dehlizlere uzanan cevabı kendi içinde gizli bu sorulara verilecek cevabım çok da ön yargıları aşabileceğimi sanmıyorum. Ayrıca benim niyet okuma, gizli ajanda şifrelerini çözme gibi özelliklerim yok. Henüz bu konuda yeteneklerimi geliştiremedim. Ama gözümle gördüğüm, kulaklarımla işittiğim nesnel örnekler üzerinden kestirimlerde bulunabilirim. Ayrıca Gül, Çankaya’ya çıktığında neler yapmak istediğini zaten basın toplantısında anlattı. Esas olan güvendir, şüpheyi istisnai görürüm. Açıkça söylüyorum; Yüzde 100’ün değil de içinde benim de bulunduğum yüzde 47’inin cumhurbaşkanı olursa karşısına dikiliriz. Gül neleri yapmaz? Nasıl cumhurbaşkanı olacağını göreceğiz, peki nasıl bir cumhurbaşkanı olmayacak? Kalemimiz döndüğünce sıralayalım; * MGK toplantılarında kesinlikle Anayasa fırlatmaz. * Atama kararnamesi önüne gelen bürokratları asla kapıcılara sormaz. * MGK Genel Sekreterliği için önerilerin tüm büyükelçileri gerekçe bildirmeden reddetmez. * Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcılıkları’na önerilen 5 büyükelçiyi toptan çizmez. * Sadece Cumhuriyet okurlarını köşke davet etmez. * Üniversitelerdeki türban sorununun çözümü için kendisini ziyarete gelen milletvekillerini fırçalamaz. * ‘Cumhurbaşkanlığının yetkileri çok fazla ve 7 yıl çok uzun süre’ deyip yetkilerini sonuna kadar kullanmaz, 7 yıl oturmaz. * Milletvekili yemin törenini protesto etmez. * Başbakana kapıları kapatıp sadece seçilmiş bir bakanla oturmaz. * 1 oy alan adayı rektör atamaz. * Yargıtay Başsavcılığı atamalarında düşük oy alanı seçmez. * Tek referansı Cumhuriyet Yazarı İlhan Selçuk olmaz. * Sadece Kanaltürk izlemez. * Kabul ettiği tek dernek Turhal Kültür Derneği olmaz. * Cenaze törenlerinde sırtını başbakana dönmez. * Çankaya’yı devlet üssü yapmaz. * Rektörler hakkında hazırlanan yolsuzluk ve usulsüzlük dosyalarını görmezlikten gelmez. * Kriz anlarında susup köşesinde oturmaz. * Halka mesafeli durmaz. * Memur gibi günlük mesaisini saat 17.30’da bitirmez. * Akşam saatlerinde gelen kararname ve kanunları, ‘mesaim doldu’ deyip ertesi güne bırakmaz. * Anayasa değişikliği ve yeni kanunlarla ilgili ‘veto’ yetkisini ideolojik gerekçelerle kullanmaz. * 15 günlük bekleme süresini sonuna kadar kullanarak muhalefet lideri gibi davranmaz. * Kendine özgü dış politika izleyerek yabancı devlet başkanları için özel bir randevu programı oluşturmaz. * AB sürecine karşı çıkmaz. * Çankaya’yı bir partinin karargahı haline getirmez. * Siyasi iktidarla çatışmayı kendisine şiar edinmez. * Yabancı bir başbakanın önünde kendi bakanını fırçalamaz. * Konuk yabancı devlet adamlarını azarlamaz. * Devlet kurumları arasındaki gerginlik yaşanırken tribünde oturmaz. * Görev süresi dolduğu halde köşkte kalmaz. * Çankaya’dan ayrılırken enflasyon yüzde 10’un altında olmasına rağmen evinin kirasını yüzde 100 arttırmaz. * Çankaya’yı halka kapatmaz. SELAM VER ŞEHİTLERE MEZAR OLUR BU VATAN İHANETÇİ İTLERE!!! |
|
| | #46 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | İçimizdeki katil… Türküyle, şiirle, kliple suça övgü, ölüye tahkir, kutuplaşmaya ve silaha davet, cuma günü ve hafta sonu Yeni Şafak başta olmak üzere (Hürriyet, Milliyet ve Radikal dışındaki) tüm gazetelere manşet oldu. Görülmüş iş değil… Mafyaya övgülerin, korkak ve alçakça pusulara, cinayetlere alkışların, bu denli alenileşmesi, bu kadar modelleşmesi olacak iş değil… Ne hale geliyor bu ülke… Biri öldürüyor, diğeri şiirini yazıyor, bir başkası türküsünü okuyor… Beteri, bunu, yapılanı savunan binlerce insan var, olmaz diyene isim ve cisimleriyle küfür, tehdit, mesaj yolluyorlar… İnsanı kahreden aslında bu… İnsanı kahreden ruhumuzun derinliklerindeki, içimizdeki katil… Bin değil bir kişi bile katılsa, alkışlasa yapılan infazı ya da infazın alkışını, insan utanıyor ve sarsılıyor… Ensesinden korkakça vurulan bir cumhuriyet vatandaşının, kökeni Ermeni diye, fikri farklı diye katli vacip mi olacak? Katiller alkışlara mı boğulacak? Nasıl olabilir bu? Ölüye tükürmek, pusu kurarak öldürmekten de alçakçadır… Siyaset, hukuk bir yana… Ahlak ne olacak ahlak? Ya da utanma duygusu veya yüz kızarması… Ama hırsıza hırsız, katile katil demek neye yarıyor? İki gün önce Yeniçağ televizyonunda Türüt'ün malum şarkısının söz yazarı "şair" Arif, "şiiri" konusunda bakın neler söylüyordu: "Öcalan'a sahip çıkan varsa ona da sahip olan çıkacak. İlla beni oraya itiyorsanız ben sahip çıkıyorum derim. Hiç aklıma getirmediğim bu sözü söylüyorum. Bunlar bunu yapmak istiyor. Bunlar, herhalde nedir bu gazetecinin (Hrant Dink'i kastediyor) önemi bilmiyorum ama bunun yıldönümünü böyle bir şeyle gündeme getirmek istediler (…)" Böyle başlıyor, ardından azıyordu "şair": "Yenişafak'tan zaman zaman beni ararlar. Çok konuştuğumuz oldu. Çok yabancımız olan bir şey değil. Bakış açılarını biliriz. Vay anasını ya... Size mi düştü lan (…)" Sona doğru hüküm biçiyordu: "Orada var bir iki tane yazar. Herhalde bir ağababaları var bir tane. Yani bilmiyorum hangi akla hizmet ediyor. Yani artık özel mercek altına almak gerekiyor herhalde…" Ve sadede geliyordu: "Şunu da açık söyleyeyim; bunların anladıkları şekilden de çok rahatsız tedirgin değilim. Eğer bu şiir o kafalarda böyle bir şeyler uyandırıyorsa vallahi helal olsun, şiir iyi vazife yapıyor demektir…" Helal olsun sana "şair"! O gazetecinin, Hrant Dink'in önemi ne biliyor musun? İnsan olması insan… Buralı olması… Düşünmeyi simgelemesi… Alçakça öldürülmüş olması… Sen, candan, insandan, hayattan, fikirden anlar mısın "şair"… "Lan" demekle, ucuz kafiyelerle, masaya yüzük vurmakla olmaz… Her neysen Türk, Fransız, Ermeni olmak yetmez, yanında yürek gerekir, vicdan gerekir, ahlak gerekir… Biliyor musun, sen, asıl benzerlik PKK kurşununa sahip çıkan ile Samast'ın kurşununa sahip çıkan arasındadır… Sadece sen değil, senin gibi düşünenler, düşünce hakkında hüküm verenler, canın değerini kanın türüyle ölçenler, "Size mi kaldı lan…"cılar, pusu kurma geleneğinden gelip pusuyla yol alanlar, bilsinler ki, kurşuna övgüdedir benzerlik… Şair, ağababa olduğumu hiç sanmam, ama belli ki beni kastediyorsun… Özellikle mercek altına alın diyorsun… Ne istiyorsun kafiyeci? Bir pusu da bana mı kursunlar… Davet mi ediyorsun "çakalları"! Ali Bayramoğlu Yeni Şafak |
|
| | #47 |
| Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 3.082
Teşekkür etti: 2.488
Teşekkür edildi: 2.771
Forum Gücü: 30 Forum Puanı:8209 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Çeyrek yüzyıllık çözümsüzlük Çeyrek yüzyıllık çözümsüzlük Son günlerde sağda solda patlatılan bombalardan sonra, bir gün içinde Şırnak ve Diyarbakır’dan 15 askerin yaşamını yitirdiği haberlerinin gelmesi Türkiye’yi yeniden gerdi. Son haberle birlikte 15 asker ailesinin ve yakınlarının yüreklerine ateş düştü. Türküyle Kürdüyle tüm Türkiye halkı elbette ki bu acıya ortak oldu, bu acıyı derinden hissetti, etmeli de. Yaratılan gerginlik üstünden bir kez daha, çözümsüzlük istismarcısı basın ve siyaset dünyasının gözünü kan bürümüş mensuplarına gün doğdu. Resmi yetkililerin mesaj ve açıklamalarında, bu sefer “sınır ötesi”ne bir “askeri harekat” ve yeni güvenlik önlemlerine daha şiddetli vurgu yapılıyor. Ve daha önce de aylarca, yıllarca tartışılmış, uygulanmış ama sadece daha çok acı ve ıstırap getirmiş politikaların yeniden gündeme getirilmesi isteniyor. Ancak çeyrek yüzyıldan beri süren ve devletin resmi literatüründe “terör” olarak nitelenen çatışmalarda bu politikanın asker ve sivil uygulayıcıları; olup biteni hiçbir zaman gerçekte olduğu gibi görmek istemediler. Tersine, sorunu askeri (askerlerin bakış açısından değil) bir bakış açısından ele aldılar. Uzunca bir zaman, “PKK’nin bir avuç baldırı çıplak”, “bir grup silahlı eşkıya” olduğu propaganda edildi. Ancak bu tez inanılırlığını yitirdiğinde ise sorunun köklerinin dışarıda olduğu öne sürülerek, asıl olarak bu dışarıdaki köklerin ortadan kaldırılmasının esas olduğu iddia edildi. Eğer bu varsayımlar doğru olsaydı, dünyanın en güçlü ordularından birisi olan TSK karşısında birkaç bin, ya da birkaç on bin kişilik hafif silahlarla donatılmış bir gücün bu kadar dayanması olanaksız olurdu. Ya da 1990’lı yıllarda Kuzey Irak’a yönelik yapılan otuz küsur askeri operasyonla “dış bağlantılar” da çoktan temizlenir, Türkiye güllük gülistanlık olurdu. Belki de sorunun, resmiyette bugüne kadar ifade edilmeyen bir boyutunu, geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da bölgede incelemelerde bulunan Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ dile getirmiştir. Orgeneral Başbuğ, bölge halkını kastederek, “Halkı kazanmada başarısız olduk” demiş, olayların yıllardır bastırılamamış olmasını da bu “başarısızlığa” bağlamıştır. Yani, Kara Kuvvetleri Komutanı, “Bu mücadeleyi kazanmak için halkı kazanmalıyız” demektedir. Peki; halkı kazanacaksak, önce halka “Ne diyorsun, ne istiyorsun, nedir derdiniz ki bu örgütü destekliyorsunuz?” diye sormak gerekmez mi? Yok biz halk adına; “Kuzey Irak’ta Kürt devleti kuruluyor ondan kafası karışıyor, PKK halkı aldatıyor” kararı verip, Irak Kürtlerinin kendi kaderlerini tayin haklarına müdahale ederek, Kürtlük ve Kürtçe üstünde baskı oluşturarak, halkın seçtiği muhtarları, belediye başkanlarını, milletvekillerini itip kakarak, dışlayarak, boyun eğdirmek halkı kazanmak olarak görülürse, buradan bugün olduğundan farklı bir yere varılamaz. Dolayısıyla da daha çok ölümler, daha çok acılar sorunu kangren hale getirmeye devam eder. Aslında sorunun çözümü kolaydır. Ama önce sorunun bir askeri sorun olmadığı, siyasi bir sorun olduğu, Türkiye’nin demokratikleşmesi, çağdaş bir ülke olması sorunu, aynı nedenle de “sorunun köklerinin dışarıda değil içerde” olduğu kabul edilmelidir. Ve elbette Türkiye, sorunu; ABD ile, Irak’la, AB ile değil kendi Kürtleriyle konuşarak çözmeyi esas alan bir tutumu benimsemelidir. Bunun için bugün her zamankinden fazla imkan vardır. Örneğin DTP’li vekiller üstünden sorun Meclis’in gündemine getirilebilir. Dahası, seçilmiş belediye başkanları vardır. Ne var ki devranın böyle sürmesini isteyenler, sorunun çözülmemesinden çıkarı olan güçler, DTP’yi, seçilmiş belediye başkanlarını baskı altına alarak, onları sindirerek, kendileriyle aynileştirerek, sorunu çözümün seçeneği olmaktan çıkarmak için çaba harcamaktadırlar. Bu yüzdendir ki yaşamını yitirenlere ağlamak, üzülmek, yetmez. Aynı zamanda bu olayların neden olduğunu, hangi politikaların devamı olarak ortalığın kan gölüne döndüğünü sorgulayıp, aklın, vicdanın ve tarihin gösterdiği gerçekler üstünden sorunun demokratik bir biçimde çözümü için hareket etmek gerek. evrensel |
|
| | #48 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 9.118
Teşekkür etti: 4.894
Teşekkür edildi: 9.328
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:93576 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Siz mi “SOYKIRIMDAN” Bahsediyorsunuz ? ![]() Ermeni Hadisesinin olduğu tarihinin 50 yıl öncesi ile bu tarihin 50 yıl sonrası arasında yapılan soykırım, insanlığa karşı işlenen suçlar ve savaş suçlarından bir kısmını aşağıya alıyoruz. Aslında bu liste çok uzayıp gider de, biz bir kısmını yazabiliyoruz. Acaba bunlar size bir vicdan muhasebesi yaptırabilir mi bilmiyoruz 1915 DEN ÖNCEKİ 50 YILDA YAPILMIŞ SOYKIRIMLAR 1865-1915 RUSYA 1877–78 Osmanlı–Rus savaşından sonra 500.000’den fazla insan Rus ve Bulgarlar tarafından katledilmiş idi. 1.250.000 kadarı da yerinden yurdundan ayrılarak göç etmek zorunda kaldı. Aynı yıllarda Bosna’da da büyük katliamlar yapıldı KIZILDERİLİLER ABD, keşfinden sonra (1492) Kuzey Amerika topraklarında yaşayan bütün yerli Kızılderililerin % 95’ı yok edilmiştir. 24 Eylül 1863 yılında Winona Dayly Republican gazetesindeki ilanda: “Getirilen her ölü Kızılderili için 200 $ ödül” vaad edilmekteydi ABD’nin keşfi esnasında 27 milyon olan Kızılderili nüfusu, 1892’de ancak 1,5 milyona düşmüştü. Theodor Roosvelt şöyle diyordu: “En iyi Kızılderilinin ölü Kızılderili olduğunu söyleyecek kadar ileri gitmeyeceğim. Ama onda dokuzunun ölü olması gerektiğine inanıyorum. Bunların sebebini de soruşturma niyetinde pek değilim” Amerikan demokrasisi denilen şey, böylece yaklaşık 25 milyon yerlinin katledilmesi üzerine kuruldu. İngilizlerin Hindistan’dan çekilmesine kadar 1 milyon’dan fazla Hindu’yu ve müslümanı öldürdüğünü herkes biliyor (1857-1906) NİKARAGUA 1885’te Amerikalı korsan Walker’in bölgeyi işgal girişimi oldu.1894’ten sonra ise artık Nikaragua bir ABD eyaleti gibi oldu. Bütün zenginlikleri ABD tarafından denetleniyor ve oradan yönetiliyordu. 1926’da Sandino’nun önderliğinde başlayan direniş, Sandino’nun kamplarının basılarak 300 kişinin kurşuna dizilmesi ve kendisinin katledilmesine kadar sürdü. Daha sonra Somoza’nın diktatörlüğü başladı. Somoza, ülkeyi 1979’da iktidardan alınana kadar kan ve dehşetle yönetti. Bu süreçte kurulan Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi (FSLN)’ye karşı yapılan operasyonlarda binlerce yoksul köylü öldürüldü. 1985’e kadar geçen sürede Miami’de örgütlenen kontra çetelerinin saldırılarında 11.000 Nikaragualı yaşamını yitirdi, ülke ekonomisi de sabotajlarla mahvedildi CEZAYİR 1830’da Fransa işgaliyle başlayan acılar CEZAYİR halkının yakasını hiç bırakmadı. Petrol ve maden yataklarıyla bütün emperyalistlerin iştahını kabartan Cezayir, 1832-39 arasında Abdülkadir Cezayiri önderliğinde ilk direnişine başladı. Yedi yıl içersinde binlerce ölü, sömürgeciliğin Cezayir’e armağanıydı. Daha sonra, sadece 1945’teki Sedif ayaklanmasında 45.000 ölü sayılabildi. 1954’te bağımsızlık hareketi yeniden başladığında bu kez sahnede Fransız İstihbarat örgütü OAS’ın işkencehaneleri ve suikastleri vardı. 1954-1962 arasındaki tablo korkunçtu: 1.5 milyon ölü, 2 milyon 800 bin tutsak... Bağımsızlıktan sonra ise kontra örgütler arasındaki iç savaş 100.000 Cezayirlinin canına mal oldu 1915 SIRASINDA YAPILMIŞ SOYKIRIMLAR KATLİAMLAR RUSYA Rus ihtilalinde 15 milyon insanın katlettiği ileri sürülmektedir. Sadece Stalin döneminde kollektifleşme karşıtı oldukları için 20 milyon insan katledildi.. Komünizmin yerleşmesi sürecinde de, milyonlarca insan telef oldu. Bunların birçoğu Türktü (1917-1991) I.DÜNYA HARBİ I. Dünya Savaşı’nın neticesi, 10 milyon ölü, 20 milyon sakattır. Bu savaşın sadece Avrupa’daki mali bilançosu ise 350 milyar dolarlık yıkımdır. Silah sanayiin patlama yaptığı ama milyonlarca çocuğun açlıktan can verdiği bu büyük katliam en ağır suçlardan biri olarak tarihte durmaktadır (1914) ABD Zencilerin, en fazla ezilen ve sömürülen ırk olduğu iyi bilinir. Çok az bilinen bir şey var ki; o da Zencilerin 1861-65 ABD İç Savaşının ardından yasal planda kölelikten kurtuluşundan 65 yıl sonra 1889-1919 yıllarında hala, en zalim ve en dehşet verici linç geleneğine katlanmak zorunda kalmalarıdır. Bu süre içinde Aralarında 51 kadın ve kızın ve Birinci Dünya Savaşına katılmış olan 10 askerin de bulunduğu 2,600 Zenci linç edilmiştir. 1919'da linç edilen 78 zenciden 11'i diri diri yakılmış, 3'ü öldürüldükten sonra yakılmış, 31'i vurulmuş, 3'ü işkenceyle öldürülmüş, 1'i parçalanmış, 1'i boğulmuş ve 11'i değişik biçimlerde öldürülmüştür. Listenin başını 22 kurbanla Georgia çekmekte, onu Missisippi 12 kurbanla izlemektedir. Her ikisi de 3'er asker linç etmiş olmakla övünmektedirler. Canlı olarak yakılan 11 kurbandan 4'ü ilk eyalete ve 2'si ikinci eyalete aittir. Sistemli, önceden tasarlanmış ve örgütlenmiş 34 linç olayında birinci yeri gene 5 kurbanla Georgia işgal etmekte, onu 3 kurbanla Mississippi izlemektedir. 1920'de 50 linç olayı ve 1923'de 28 linç olayı yaşanmıştır 26 Haziran 1919'da New Orleans States gazetesi, ilk sayfasını boydan boya kaplayan ve 13 cm. yüksekliğinde harflerden oluşan bir manşetinde şöyle diyordu: "Bugün Bir Zenci 3,000 Yurttaş Tarafından Yakılacak." Aynı gün yayımlanan Jackson Daily News gazetesinin ilk sayfasının ilk iki sütununda büyük harflerle şunlar yazılmıştı: "Zenci J. H. Bugün Öğleden Sonra Saat 5'te Kitle Tarafından Yakılacak" "Bu akşam saat 7:40'ta J. H. kızgın demir çubukla işkence gördükten sonra yakıldı... 2,000'den fazla insan... çok sayıda kadın ve çocuk yakma eylemi sırasında oradaydılar.... Zenci, elleri arkadan bağlandıktan sonra tutuşturuldu (Chattanooga Times, 13Şubat1918) "...bütün toplumsal sınıflardan erkekler, kadınlar ve çocuklar oradaydı. Yüksek sosyeteden bir çok hanımefendi kalabalığı cezaevinin dışından izliyordu. Diğer bir çok kişi ise olup bitenleri bitişikteki terastan... Zencinin cesedi düştüğünde çok sayıda insan, onun asıldığı ipin parçalarını almak için hırsla birbiriyle çekişti (Vicksburg Evening Post, 4 Mayıs 1919) Yalnızca Zenciler değil, "Tom Amcanın Kulübesi" adlı kitabın yazarı Bn. Harriet Beecher Stowe gibi onları savunmaya cüret eden Beyazlar da kötü davranışlara hedef oldular. Elijah Lovejoy bu yüzden öldürülürken, John Brown asıldı. Thomas Beach ve Stephen Foster baskı gördüler, saldırıya uğradılar ve cezaevine kondular. İçlerinde 11 kadının da bulunduğu 708 Beyaz da Zencileri savunduğu için linç edildi İNGİLTERE Sömürgeciliğin büyük örneği şimdilerde eski gücünü yitirmiş gibi görünse de Hindistan’dan Güney Afrika’ya dünyanın dört bir yanında sayısız katliama ve soyguna imza atmıştır. Yüz yıldır İngiltere’nin işgali altında olan İRLANDA’nın işgaline karşı 1916’da mücadele etmeye başlayan IRA kurucusu James Conolly ve 12 arkadaşının kurşuna dizilmesinden sonra yüzlerce İrlandalı katledilmiştir. Ölüm oruçlarında yaşamını yitiren Bobby Sands ve dokuz arkadaşının da dahil olduğu 3 binden fazla kişi öldürüldü GÜNEY AMERİKA KIZILDERİLİ UYGARLIKLARININ YOK EDİLMESİ, dünya tarihinin en trajik olayıdır. Açgözlü İspanyol ve Portekiz sömürgeciliğinin Güney Amerika’daki katliamlarının kesin rakamlarını tahmin edebilmek bile mümkün değildir. Sayıları milyonlarla ifade edilen Aztek ve İnka halklarının korkunç katliamlarla yok edilmesinin ötesinde sömürgecilerin yerlilerden gasp ettiği maden ve altın stoklarının da miktarı tam olarak bilinmemektedir 1915 DEN SONRAKİ 50 YIL İÇİNDEKİ SOYKIRIMLAR 1915-1965 2.DÜNYA HARBİ 2. Dünya Savaşı esnasında "Almanlarla işbirliği yaptılar" uydurmasıyla birçok Azeri Türkü, ya öldürdüler ya da yerlerinden alınarak Sibirya’ya sürgüne gönderildiler. Kırım’daki 6 – 7 milyon Türk tamamen yok edildi.. Şu anda da Çeçenistan’daki taş üstünde taş bırakılmamaktadır. 5 – 6 milyonluk Çeçenistan’ın 7 – 8 yıl önceki savaşlarda yarısı yok edildi. İkinci yarısı da şimdi yok edilmektedir. Dünyanın gıkı bile çıkmıyor II. Dünya Savaşı ise birincisinin çok çok üzerinde bir kanlı katliamdır. Can kaybı olarak bilançosu tahminen 66 milyon insanın ölümüdür. Yalnız Sovyetler 11 milyonu asker olmak üzere toplam 27 milyon insan kaybetti. (1945) Bu savaşta Polonya’nın insan kaybı, 5 milyon 800 bin, Almanya’nınki ise 4 milyon civarındadır. Japonya’nın kaybı ise 2 milyon insandır, ki bu katliamın önemli bölümü atom bombasının atıldığı Hiroşima ve Nagasaki’de gerçekleşmiştir RUSYA II. Dünya Savaşı esnasında "Almanlarla işbirliği yaptılar" uydurmasıyla birçok Azeri Türkü, ya öldürdüler ya da yerlerinden alınarak Sibirya’ya sürgüne gönderildiler. Kırım’daki 6 – 7 milyon Türk tamamen yok edildi.. Şu anda da Çeçenistan’daki taş üstünde taş bırakılmamaktadır. 5 – 6 milyonluk Çeçenistan’ın 7 – 8 yıl önceki savaşlarda yarısı yok edildi. İkinci yarısı da şimdi yok edilmektedir. Dünyanın gıkı bile çıkmıyor İSPANYA Alman ve İtalyan nin desteğiyle 1936’da ayaklanan General Franko 1939’ Mart ayında Madrid’i ele geçirdiğinde bir milyondan fazla insanın kanına girmişti bile. Guernica katliamı gibi onlarca katliama imza atarak iktidara gelen Franko’nun en büyük desteği ise ABD’ydi İTALYA 1943 yılında devrilene kadar Mussolinin Afrika’daki katliamları ile tarihe geçmiştir. Mussolinin Gladio’su Avrupa’nın en kanlı devlet terörü örgütlerinden biri oldu. Bu örgüt, yüzlerce cinayete imza atmış, birçok ülkede neo-nazi çetelerin kurulmasına yardım etmiştir YUNANİSTAN Yunanistan’da 1947’de “ABD yardım etmezse Yunanistan komünistlerin eline geçecek” diyerek başlayan büyük katliam süresince 50 binden fazla komünist öldürüldü. İç savaşın tamamında ise 185 bin partizan ölürken, açlıktan ölenlerin sayısı 260 bindi. Böylece, Yunanistan’ın nüfusunun % 10 katledilmişti; 1960’larda Albaylar cuntası da katliam konusunu devam ettirmiştir. Daha sonra, Kıbrısta yapılmak istenen katliam ise, “Kıbrıs Barış Harekatı” ile Türk Ordusu tarafından engellendi FRANSA Sömürgelerinde uyguladığı katliamlar’da ölen milyonlarca insanın yanında, Vietnam’a kan kusturan, Cezayir’i kana bulayan Fransa, 1968’lerdeki gösterilerde kendi halkına karşı da acımasız davranmış, Paris sokaklarında kendi vatandaşının kanını akıtmıştır. Fransa bugün hâlâ Afrika ve Uzakdoğu’dan elini çekmiş değildir SALVADOR Latin Amerika’nın cinayetler ülkesi olarak ün yaptığı El Salvador 1931-1944 yerli ayaklanmaları sırasında 15.000 binden fazla insanı katletmiş 70’li yıllarda tam bir kıyım makinesi olarak iş görmüşlerdir. Özellikle 1979 yılından sonra CIA tarafından ARENA partisiyle birlikte oluşturulan ölüm mangaları, toplam 70.000 kişiyi katletmiştir. Öyle ki, sadece 1981’de ölüm mangaları içlerinde rahiplerin de bulunduğu 12.000 kişiyi öldürdüler GUATEMALA 1931’de köylü katliamlarıyla (30.000 ölü) tarihe geçen GUATEMALA’NIN ABD tekellerinin desteğiyle toparlanan paralı askerler ve ABD li yeşil berelilerinin yaptığı müdahaleden bu yana toplam 200.000 den fazla insan katledildi. Sadece 1986 yılı içersinde öldürülen işçi, köylü sayısı 18.000 dir KORE 1950’de başlatılan ABD-Güney Kore harekâtı sona erdiğinde savaştan önce 100 bin ölü veren Kore 200 bin insanını daha kaybetmişti. Üstelik ülkeye ordularını gönderen ülkeler de birçok kayıplar verdiler FİLİSTİN 1947’de kurulan İsrail devletinde Filistinliler sürgün edilirken, İsrail ABD toplam dış yardımının neredeyse yarısını alıyordu. Böylece İsrail, 58 yılı aşkın bir süredir onlarca katliama imza atmış bir “terör devleti” olarak varlığını sürdürmektedir. Ama aslında Filistinli katliamları İsrail’den de önce başlamıştır. Bunun en büyüğü 1936 yılında İngiliz yönetimi sırasındaki genel grevde olmuştu. 1939 yılında ayaklanma bastırıldığında binlerce Filistinli öldü. Ürdün Kralı’nın 19 Eylül 1970’de yaptığı katliam ise “Kara Eylül” diye bilinir. Filistin kamplarını yoğun top ateşine tutan Ürdün, bu kıyımda binlerce Filistinliyi öldürmüştü. İsrail katliamlarının en büyüklerinden birkaçı, Ocak 1976, Haziran 1976’daki Tel Zaatar karantina göçmen kampları katliamı ve 17 Eylül 1981’deki Sabra ve Şatila "göçmen kampları"ndaki katliamlardır. İsrail’in 1982’deki Lübnan işgalinin bilançosu ise 17 bin 500 ölüdür İRAN 1953’te petrolleri ulusallaştırmak isteyen Musaddak’ı askeri darbeyle deviren CIA, İRAN halkının başına Şah Rıza’yı getirdiğinde bir katliamlar döneminin de kapısı açılmıştı. Yaklaşık 10 bin ABD’li danışmanın ve CIA nın Ortadoğu merkezinin bulunduğu İran, Şah döneminde on binlerce kişi öldürüldü. Bölge petrolünü elinde tutmak isteyen ABD, Şah’ın işkence hanelerine en büyük desteği verdi. 1979’da Şah, 20 milyar dolarlık varlığıyla ABD’ye kaçtığında geride bir harabe kalmıştı VİETNAM Yüzyılın başından beri devam eden ve önce Fransızları, sonra da dünyanın en büyük ordusuyla üstlerine gelen ABD yı hezimete uğratan Vietnam, bütün bu savaşlar boyunca akıl almaz kıyımlara uğradı. 500 binlik ABD ordusu ve bir buçuk milyonluk Güney Vietnam ordusu, bütün teknolojik olanaklarına karşın Vietnam halkını yenemeyince büyük bir soykırıma başvurdular Yıllarca süren tarihin en büyük hava bombardımanında Vietnam’ın vurulmadık tek bir metrekare alanı bırakılmadı. 1963-1973 arasında öldürülen sivil GÜNEY AFRİKA Bölgedeki en kanlı diktatörlük olan ırkçı GÜNEY AFRİKA’nın işlediği suçların hesabı bile tutulamaz. Nüfusun %90’ı olan Afrikalı-siyahlar yıllar boyunca neredeyse kölelik koşullarında elmas madenlerinde çalıştırıldı. Siyahlar her ayaklanma girişimlerinde vahşi katliamlarla karşılaştılar. Mücadele boyunca yüzlerce kişiyi katleden ırkçı rejim, Nelson Mandela’yı da 27 yıl hapiste tuttu. Başlıcalar Soweto ve Sharpeville’de gerçekleşen onlarca katliamda sayısız çocuk, kadın ve sivilin kanına giren ırkçı rejim, yönetiminin son anına dek ABD ve NATO’dan tam destek aldı JAPONYA Japonya’da 1920–1945 arasında çeşitli soykırımlar yapılmış, Çinli, Koreli, Filistinli, Endonezyalı ve Birmanyalı olan insanlar katliamlara tâbi tutulmuşlar. Anbao Tepesi Olayı–Kara Güneş 731 Projesi. meşhur soykırımlardır BOSNA IRAK Geçtiğimiz birkaç yıl içinde ve halen yapılmakta olan soykırımlar, savaş suçları ortaya konulmuyor. Irak’ta Türkmenlere karşı yapılanlar; Bosna’da 250.000 kişinin kanına giren Sırplar, Cezayir’deki katliamlar ve diğer ülkelerdeki zulümler hep ABD veya Avrupalıların destek ve teşviki ile, onların işbirlikçileri tarafından yapılmaktadır Yazan: Muzaffer Deligöz / Gazeteci |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Opeth (22-10-07) |
| | #49 |
| Öğrenci ![]()
Mesajlar: 2
Teşekkür etti: 1
Teşekkür edildi: 0
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:1 ![]() | |
|
| | #50 |
| Öğrenci ![]()
Mesajlar: 2
Teşekkür etti: 1
Teşekkür edildi: 0
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:1 ![]() |
sizce referandumun sonuçları nasıl çıktı bence berbat anayasa değişikliği kabul edildi |
|
| | #51 |
![]() Downloadiki
Mesajlar: 5.797
Teşekkür etti: 6.335
Teşekkür edildi: 6.157
Forum Gücü: 307 Forum Puanı:140929 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | PROF. ÜSTÜN DÖKMENiN ÇOK GÜZEL BiR YORUMU '...Çocuğumuz düşüp kafasını masaya çarpınca biz hemen masayı döveriz, 'he masa ehhhh sen niye orada duruyorsun' diye. Çocuk , masa oradadurmasa kafasını çarpmayacağını sanır ve büyüdükçe yaptığı her hatayı yükleyecek birini veya bir şeyi mutlaka bulur. Malum... Mesela, bizim Balkan harbinden kalma, dandik vagonlara 160 Kilometre hız yaptırdılar. İlk virajda sizlere ömür... Kimin üstüne kaldı? Makinistin... Mersin'de bayrağımız yakıldı, yırtıldı. Askere taş attılar, panzere molotof... Memleket ayağa kalktı. Kimin yüzündenmiş?...İki veled... Gelene geçene ayran, tost falan satan, kendi halinde sakin bir kasabaydı, Susurluk... İçişleri Bakanlığı, MİT, Jitem, generaller, özel tim polisleri,kumarhaneciler, bakanlar, milletvekilleri, işadamları... 1000 kişi falanyargılandı. Her şey kimin başının altından çıkmış? Yeşil'in... Deprem oldu... 7 vilayette 50 bin kişi öldü.Binlerce bina yıkıldı, on binleri ağır hasarlı. Hepsinin sorumlusu olarak kimi kulağından tutup hapse tıktık? Veli Göçer'i... Edirne'de bebeler şakır şakır öldü... Hiç utanmadan bisküvi kolilerine koyup, gömdüler. 'Araştırdık, ihmal yok' dediler. Peki neden öldü bu yavrular? Klima'dan... Dikkat isterim, klimacı bile değil, klima. Rakıdan öldük. O gün ile bu gün arasında ne değişti?... Kapağın rengi... Sanal 'sorumlumuz' bile var... Yollarda her gün 20 insanımız heba oluyor. Trafik Canavarı'ndan... Dolar patlarsa? Enflasyon Canavarı'ndan... Hatta 'sorumlu olmayan sorumlumuz' da var... Milli takım oynayıp yeniliyor. Suçlusu kim? Takıma alınmayan Hakan... Domatesleri Ruslara kakalayamıyoruz... Sinekten... Deli dana geliyor. inekten... Millet hormonlu diye tavuk yemiyor. Erman Toroğlu'ndan... Evleri su basıyor.Yağmurdan... Ormanlar yanıyor. Sigaradan... Gemi batıyor. Dalgadan... İyi de kardeşim, uçak neden düşüyor? Rahmetli pilottan... Peki bu şartlarda hayatta kalmayı nasıl başarıyoruz? Allah'tan... Yukardakilere uygun bir fıkra: Bir gün melekler telaş içinde Allah'ın yanına çıkmış, yerlerinde duramaz bir sekilde , Melekler - Allahım Allahım, Amerika ile İngilizler savaşa girdi yardım yapmalıyız – Allah - Dert etmeyin onlar işlerini bilirler, bırakın kendi hallerine - demiş Aradan bir iki gün geçmiş melekler yine telaşla gelmiş ve Melekler - Allahım bu seferde Fransa savaşa katıldı hemen müdahale etmeliyiz... Allah - Karısmayın onlar islerini bilirler – demiş. Aradan bir iki gün gecince yine melekler apar topar soluğu Allah’ın katında almışlar ve Melekler - Aman Allahım, bu seferde Türkler savaşa katıldı... Allah - Olamaz hemen bana tüm silahlarımı getirin kuşanmalıyız, onlar herşeyi bana havale ederler....(: opeth ailesi - e-opeth =opeth![]() Yaşadıklarını kar sanma yanına... Yaşadığın kadar yakınsın sonuna Ne kadar yaşarsan yaşa Sevdiğin kadardır ömrün... Can YÜCEL |
|
| | #52 |
| Grup Lideri Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 20.049
Teşekkür etti: 15.446
Teşekkür edildi: 15.500
Forum Gücü: 441 Forum Puanı:184753 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Tartışıyor muyuz yoksa havanda su mu dövüyoruz.. Ortada somut bir şey yok ama bir tartışmadır gidiyor.. Hem de en sert sözcüklerle.. Şöyle garip bir durum var.. Bırakın bizleri, tartışanlar bile neyi tartıştıklarını bilmiyor.. Başbakan bir laf etti.. Dedi ki; dağa çıkışları minimize edebilir, dağdan inişi sağlayabiliriz.. O kadar.. Tek cümle.. Altını doldurmadı, söz asılı kaldı.. PKK�lı militanlara yaptığı ananızın babanızın yanına gidin çağrısının devamı olarak yorumlandı.. Bir sürü anlam yüklendi.. Bahçeli ve Baykal PKK�ya af geliyor yorumunu yaptı.. Onlar bu sözü böyle okudu.. Böyle okuyunca da tartışma başladı.. Baykal, af teröriste cesaret verir dedi.. Bahçeli affı kabul edilemez buldu.. Peki af mı geliyor? İşte burası tam bir muamma.. Gerçi dağdan inme yasası diye manşetler atıldı ama Hükümet Sözcüsü Çiçek�e göre yeni bir yasal düzenleme yok.. Ne var? Kimse bilmiyor.. Belki hükümette yer alan bazı isimler biliyordur ama onlar da söylemiyor.. Çiçek, altı ay sonra konuşacağımız kısmı bugünden sormayın, o kısmını çok fazla söylemem diyor.. Dışişleri Bakanı Babacan milletvekillerinin sorusuna dahi yanıt vermiyor.. Peki işin aslı astarı ne? Ortada bir çalışma var.. Başbakan ciddi bir çalışma yürüttüklerini söyledi.. Ne olabilir? İşte yazının başında söylediğim, tartışanlar bile neyi tartıştıklarını bilmiyor sözünün ardında bu var.. Bir şeyleri tartışıyoruz.. Peki doğru şeyi mi tartışıyoruz.. Bilmiyoruz.. Kimi diyor ki eve dönüş yasası canlandırılacak.. PKK�nın lider kadrosu dışarıda tutularak eyleme bulaşmayan militanlara kapılar açılacak.. Kimi olmaz diyor, tutmaz.. Lider kadrosu izin vermez.. Bir başkası o hata 2003�te yapıldı, fiyaskoyla bitti notunu düşüyor.. PKK�nın dörtte biri Suriyeli, Şam da aynı yasayı çıkarsın diyen de var.. * Tabii olayın en önemli kısmı Başbakan�ın askerlerle birlikte çalıştıklarını özellikle belirtmesi.. Cızz konu ya.. Belli ki baştan gardını almak istemiş. Bizi bir gecede vatan haini ilan etmeyin, işin içinde asker de var demeye getiriyor.. Zaten cızz konu olduğu için AKP hiç ilgilenmedi.. 2003�te yarım yamalak bir yasa çıkardı.. Maksat hasıl olmayınca da görüyorsunuz, dönmüyorlar işte, daha ne yapayım dedi.. Defteri kapattı.. O defter 4 yıl sonra yeniden açılıyor.. Veya açmak zorunda kalındı.. Madem açıldı, o zaman her şeyi tartışalım.. Hükümet ne yapacak görelim.. Muhalefet ne tavır gösterecek öğrenelim.. Herkes eteğindeki taşları döksün.. Ama önce ne yapılmak isteniyor; plan ne, hedef ne onu bilelim.. Mehmet Tezkan Vatan Gazetesi ![]() Seni neden sevdiğimi düşündümde bulamadım Bir sebep olsun istedim öyle çoktu ki sayamadım Kaptırdım kendimi birsürü yalanlara Ama en sonunda anladım Seni sen olduğun için çok, çok seviyorum Bu sevgiyi sende bulduğum için yaşıyorum |
|
| | #53 |
| Grup Lideri Düşünürler grubu ![]() |