| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
| Grup Lideri Huzur Pınarı ![]() |
arkadaşlar sizce dinimizde şeriat nedir? yani dini olarak şeriat denilince ne anlıyorsunuz?
![]() Solmadan avuçlarıma düş Sokul yüreğime Gülüşünle ısınsın bedenim Ve Dudaklarımda acıyan yara öpüşlerinde can bulsun /..Öp Beni ve Öyle Kal Bende../ |
|
| Mesaja teşekkür eden: | filebekcisii (05-06-07) |
| | #2 |
| Asistan Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 379
Teşekkür etti: 196
Teşekkür edildi: 471
Forum Gücü: 7 Forum Puanı:215 ![]() ![]() ![]() |
saçının teli göründü diye göz altına alınma kırbaç cezasına çarptırma yeterli sanırım
|
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | αηтιкαριтαℓιѕт (13-07-08), Galiyev (02-09-08) |
| | #3 |
| Rektör Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 10.040
Teşekkür etti: 18.188
Teşekkür edildi: 9.535
Forum Gücü: 203 Forum Puanı:82958 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Hayır yeterli değil Çağlar ![]() Tasavvufta "tarikat,hakikat,marifet" üçlemesini kapsayan kavram,dinde ise dinin ta kendisi.Tüm yaptırımlarıyla,ödül ve ceza sistemiyle,ayet ve hadisler ışığında gidilmesi gereken yol. Ama günümüzde çarpıtılabildiği kadar çarpıtılıyor o başka tabii ki iNCELİKLER YÜZÜNDEN! |
|
| Mesaja teşekkür eden: (13 Kişi) | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08), agulasor (14-07-08), CnRaLpEr (03-05-07), düş sokağı (10-08-08), oneway (10-05-07), RAMSES113 (03-05-07), samira_prensess (15-07-08), sertel (02-05-07), sfanky (14-07-07), unfortunate (02-05-07), weekend warrior (02-05-07), Yσкє∂!¢! (13-07-08), zal.dk (02-05-07) |
| | #4 | |
| Stajyer ![]()
Mesajlar: 102
Teşekkür etti: 32
Teşekkür edildi: 110
Forum Gücü: 6 Forum Puanı:104 ![]() ![]() | Alıntı:
GENİŞLER GÖKYÜZÜNÜ HESAPLADIKÇA | |
|
| Mesaja teşekkür eden: (3 Kişi) |
| | #5 |
| Doçent Kemalistler ![]()
Mesajlar: 2.785
Teşekkür etti: 2.649
Teşekkür edildi: 3.506
Forum Gücü: 38 Forum Puanı:12486 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
şeriat bildiğim kadarıyla, "doğru yol" demek. Yani Kur'an ve hadislerden yola çıkılarak hayata şekil verme yöntemi. sertel'in de dediği gibi Emevi ve Abbasi döneminde devlet kanunları olarak yerleşmiş, yanlış anlamalarla birlikte giderek Batı'nın Engizisyon'larına dönmüştür. Din, herşeyden önce hayat tarzını düzenlemektir. Ancak şeriat Yaratıcı ile birey arasına zorunlu bir barikat koyar. Anlamayanlar çok olacak tabii.. |
|
| Mesaja teşekkür eden: | oneway (10-05-07) |
| | #6 | |
| Asistan Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 379
Teşekkür etti: 196
Teşekkür edildi: 471
Forum Gücü: 7 Forum Puanı:215 ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
ama hangi dinde böyle bi yaptırım var yav ?? | |
|
| | #7 |
| Doçent Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 2.576
Teşekkür etti: 2.856
Teşekkür edildi: 2.890
Forum Gücü: 107 Forum Puanı:46819 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Arkadaşlar tartışma konuları yararlanalım bilgi alışverişinde bulunalım diye yapılır.Bir konuda yeterli bilgiye sahip değilseniz lütfen o konuda yorumda bulunmayın.Şeriatın ne olduğunu bilmeyenler gelipte şeriat hakkında konuşmadan önce google da küçük bir araştırma bile yapsalar bilgi sahibi olabilirler...Arkadaşımız "dini anlamınca şeriat nedir" diye sormuş siz kırbaç diye cevap vermişsiniz.Şeriat dini anlamınca insanların başkalarının hakkına tecavüz etmeden mutlu ve huzurlu yaşayabilmeleri için Allah tarafından konulmuş emirleri olarak açıklanabilir.Eğer birtakım sebeplerden ötürü "kahrolsun şeriat" diyorsanız "kahrolsun Allah'ın emirleri" demiş oluyorsunuz bilginiz olsun.İslam dininde saçının teli göründü diye kırbaç atılmasını emreden bir hüküm gösteremezsiniz.Şöyle bir örnek vereyim;birisini öldürdünüz.Öldürdüğünüz kişinin ailesi sizin de ölmenizi talep edebilir.Bu şeriatın içindedir.Ama çok önemli bir nokta var İslam sizin bu kişiyi affetmenizi doğru bulur,tavsiye eder.Ayrıca şunu söyleyeyim itirazlarınızı duyar gibi oluyorum;eğer durup dururken birisini öldürmediyseniz kimsede sizin ölmenizi istemez.Şeriatı yanlış anlmanıza yol açan olayıda açıklayayım;Mesela İran da bir cinayet işlendi ve sanıkta maktülün ailesince idama mahkum ettirildi.Bu şöyle oluyor devlet rejimi suç işleme oranı artmasın diye maktülün ailesine zaten seçim hakkı tanımıyor ve sanki şeriat kurallarına göre hareket edilmiş gibi bir durum yaratılıyor.Tabiki ben günümüzde şeriat kurallarının tamamen geçerli olmadığını düşünüyorum.Çünkü artık İslam'ı doğru ve en yalın haliyle yaşamıyoruzki...Bütün ahlak kuralları biribirine girdi.İnsanların insanlara sevgisi ve saygısı kalmadıki arada bir düzeni bozan kişilere hadlerini bildirebilecek bir hukuk ve İslami yaptırım gücü olabilsin...Arkadaşlar son olarak şunları söylemek istiyorum eğer İslam'ın bize tavsiye ettiği ahlak ve terbiye içerisinde hareket eder devletimizin koymuş olduğu hukuk kurallarına riayet edersek herkesin mutlu ve huzurlu olabileceğine inanıyorum.Ahlaksız bir topluma hukuk kuralları ne yapabilirki...
|
|
| Mesaja teşekkür eden: (9 Kişi) | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08), AяiηηA (02-09-08), agulasor (14-07-08), bEyAzLi (13-07-08), oneway (10-05-07), RAMSES113 (03-05-07), samira_prensess (15-07-08), Tuğrul Bey (14-07-08), Yσкє∂!¢! (13-07-08) |
| | #8 | |
| Asistan Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 379
Teşekkür etti: 196
Teşekkür edildi: 471
Forum Gücü: 7 Forum Puanı:215 ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
| |
|
| | #9 |
| Rektör ![]()
Mesajlar: 11.304
Teşekkür etti: 15.208
Teşekkür edildi: 14.309
Forum Gücü: 223 Forum Puanı:90600 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | İslamiyet dininde . Tasavvuflardan Hacı Bektaş Veli nin 4 Kapı 40 Makam ına göre 4 Kapı : 1.Şeriat 2.Tarikat 3.Marifet 4.Hakikat Ve bu kapılardan şeriatın makamları : 1 İman etmek, 2 İlim öğrenmek 3 İbadet etmek 4 Haramdan uzaklaşmak 5 Ailesine faydalı olmak 6 Çevreye zarar vermemek, 7 Peygamberin emirlerine uymak 8 Şefkatli olmak 9 Temiz olmak 10 Yaramaz işlerden sakınmak Gerçek mana da şeriat bunları içermektedir. Günümüzde Saçmalaramalar ve yobaz saptırmalarını değil ! |
|
| Mesaja teşekkür eden: (9 Kişi) | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08), AяiηηA (02-09-08), Artemis (03-05-07), BigBang (03-05-07), KartofeL (03-05-07), oneway (10-05-07), RAMSES113 (03-05-07), samira_prensess (15-07-08), unfortunate (03-05-07) |
| | #10 |
| Dekan Genç Kuvvet ![]()
Mesajlar: 5.240
Teşekkür etti: 3.846
Teşekkür edildi: 3.353
Forum Gücü: 63 Forum Puanı:20353 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
caglark hellinin demek istediğini anlamadıgını dusunuyorum.. su an yaşadıgımız donemde şeriat kavramı carpıtılabıldgı kadar carpıtılıyor.. gercek seriat yonetımını gormek ve bılmek ısteyenler İnsanlıgın İftihar Tablosu zamanına ve donemıne bakabılırler...
|
|
| | #11 |
| Yard. Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 1.237
Teşekkür etti: 331
Teşekkür edildi: 475
Forum Gücü: 16 Forum Puanı:5260 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
batılılar (avrupalılar) gibi saçlarını kesen erkeklere ceza veren birşey derim
Ah bir tutsaydın ellerimi Biraz gözlerime inansaydın Biliyorsun yapamazdım Gitmezdim bu şehirden ![]() Bu forumda sigara içilmez. Cezası: 593 YTL |
|
| | #12 |
| Yard. Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 1.237
Teşekkür etti: 331
Teşekkür edildi: 475
Forum Gücü: 16 Forum Puanı:5260 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
ve şuana kadar en acımasız şeydir şeriat...
Ah bir tutsaydın ellerimi Biraz gözlerime inansaydın Biliyorsun yapamazdım Gitmezdim bu şehirden ![]() Bu forumda sigara içilmez. Cezası: 593 YTL |
|
| | #13 |
| Rektör Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 7.271
Teşekkür etti: 3.151
Teşekkür edildi: 3.015
Forum Gücü: 94 Forum Puanı:33555 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | sen acımasızlık görmemişsin ![]() Kan kokusunu özler misin? пиперуда обичам те |
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08), düş sokağı (10-08-08) |
| | #14 |
| Öğrenci Figüranlar ![]()
Mesajlar: 19
Teşekkür etti: 16
Teşekkür edildi: 29
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:141 ![]() ![]() ![]() |
şeriat Allah (c.c)nin kurallarıdır.
|
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | charisma_06 (12-08-08), düş sokağı (10-08-08) |
| | #15 |
| Rektör Huzur Pınarı ![]()
Mesajlar: 6.763
Teşekkür etti: 2.216
Teşekkür edildi: 3.210
Forum Gücü: 103 Forum Puanı:39176 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | insan nefsine göre tabiki özgürlük degildir Ö(lürsem)S(ebebi)S(ensin) Kristallnacht Gidin Sorun Belki De Kendisi Akinci Dölü TÜRK Oglu Türktür |
|
| | #16 |
| Rektör Huzur Pınarı ![]()
Mesajlar: 6.763
Teşekkür etti: 2.216
Teşekkür edildi: 3.210
Forum Gücü: 103 Forum Puanı:39176 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Şeriat nedir, şeriat hakkında geniş bilgi verir misiniz? Doğru islamiyeti ve İslam layık doğruluğu anlatmak ve yaşamak zorundayız. Bu nedenle İslam adına yapılan ama islama uymayan bazı uygulamalar islamiyete ve müslümanlara zarar vermektedir. Birisiyle karşılaşıyorsunuz. Namaz kıldığından, oruç tuttuğundan söz ediyor. Sohbetiniz sürüyor ve sonunda, şeriatın en önemli iki emrini yerine getiren bu adamın, şeriata karşı olduğunu görüyor ve hayret ediyorsunuz. Bir başkasıyla görüşüyorsunuz. Şeriatı hararetle savunuyor. İç âlemine, ibadet dünyasına iniyorsunuz, İslâm’ın ceza hükümlerinin tatbiki için gösterdiği heyecanın yüzde birini, ibadet hayatında göstermediğine şahit oluyorsunuz. Yine hayrete düşüyorsunuz. Bu iki farklı adam hakkındaki kanaatiniz aynı oluyor: Bunlar şeriatı bilmiyorlar!. Şeriat ne demektir? Şeriat: “Din”, “Allah’ın emri”, “İlâhî emir ve yasaklar” gibi mânâlara geliyor. Bir çekirdeğe ağaç olma kâbiliyeti yükleyen, onu meyve verebilecek şekilde programlayan Allah, bu gayenin tahakkukunu birtakım şartlara bağlamış. Bu şartlar manzumesine şeriat-ı fıtriye deniliyor. O çekirdek, toprağını bulacak, suyuna kavuşacak, güneşle sohbet edecektir ki ağaç olabilsin. İnsanın mahiyeti de o çekirdek gibi. Cennet hayatını netice verebilecek bir çekirdek. İşte şeriat, bu insan mahiyetinin rıza beldesi olan cennete lâyık olabilmesi için uyması gereken kanunlar manzumesi. Akıl, O’nun koyduğu sınırlar içinde düşündüğü takdirde, mârifetullaha eriyor. Dil, hayır söylediği ölçüde o ebed ülkesinde ulvî sohbetler yapmaya aday oluyor. Beden, Allah için yorulduğu nispette o saadet beldesinin maddî nimetlerinden faydalanmaya hak kazanıyor. Sevgi, korku, şefkat, merhamet gibi hislerden, göze, kulağa, ele, ayağa kadar her şey ancak Allah’ın emir dairesinde çalışmaları hâlinde terakki ediyor, ulvîleşiyor ve ulvî âlemlere yöneliyorlar. Şeriat, hakikate giden yolun ismi. Lügat mânâsı, “Su membaından su almak için girilen yol.” Hakk’a ermenin ve hakikati bulmanın yolunu, Yunus’umuz ne güzel özetler: Şeriat, tarikat yoldur varana, Hakikat meyvesi andan içerü. Yola girmeden, menzile erişilemez. Şeriatsız, hakikate erme iddiaları, sahibini oyalamaktan öte bir işe yaramayan kuruntulardır. Tarikat, nâfile ibadetlerin simgesi. Şeriat yolunda sağlam yürüyebilmek, nefis ve şeytana karşı daha güçlü olabilmek için konulmuş bir terbiye ameliyesi. Kulu, Rabbine daha fazla yakınlaştırmaya vesile. Nefsini daha tesirli bir şekilde terbiye etmesine yardımcı. Kısacası, hakikate ulaşmak için öncelikle İlâhî emirlere harfiyen riayet etmek ve bu vadide kalbini daha sağlam, ruhunu daha güçlü kılmak için de nâfile ibadetlere devam etmek gerek. Büyük müceddid İmam-ı Rabbani’yi dinleyelim: “Dilin yalan söylememesi ve doğru konuşması şeriattır. Kalpten yalan düşüncesini uzaklaştırmak, eğer zorlayarak ve çalışarak olursa tarikat, eğer zorlanmaksızın müyesser olursa hakikattir.” Büyük İmamın bu güzel misalinden şunu anlamıyor muyuz? Doğru sözlü olmak, Allah’ın razı olduğu güzel bir ahlâk, yâni hakikat. Kul, bu hakikate ermek için, ilk olarak, şeriatın “yalan söylemeyiniz” emrine uyar; dilini bu günahtan uzak tutar. Daha sonra kalbine yalan söyleme arzusu gelmemesi için ruhunu tedavi etmeye başlar. Bu vadide bir gayretin, bir faaliyetin içine girer. Sonunda kalp hiçbir zorlamaya, çalışmaya lüzum kalmaksızın yalan söylemekten nefret eder hâle gelir. Artık o kalbe, yalan yanaşamaz olur. Konuştu mu mutlaka ve büyük bir rahatlıkla doğruyu söyler. İşte bu adam doğru söylemenin hakikatine ermiştir. Büyük imamın bu ifadelerinden hakikate ermenin, bu mutlu neticeye kavuşmanın tarikatsız da olabileceği anlaşılıyor. İnsan, doğrudan, şeriattan hakikate geçebilir. Ama, bu ermenin, bu varmanın şeriatsız olmayacağı muhakkaktır. Burada bir tasavvuf tahlili yapmak istemiyorum. Bunları sadece şunun için yazdım. Şeriat denilince, sadece, İslâm’ın ceza hukukuna dair hükümlerini anlamak eksik olur.Yalan söylememek de şeriattır. Yalan söylemeyen, gıybet etmeyen, başkasının malına, canına, ırzına, namusuna kötü nazarla bakmayan, helâl kazanç peşinde olan bir insan da şeriat üzeredir ve hakikat yolundadır. Böyle birinin şeriata karşı çıkması, kendisiyle tenakuza düşmesi demektir. Dinin temeli, şeriatın esası, insanın yaratılışına dayanır. Karşımızda bir cansızlar âlemi mevcut. Bu âlemde her zerre, her yıldız, hava, toprak, su, ziya her şey Allah’ın küllî iradesine tâbi. O’nun koyduğu İlâhî kanunlara uygun hareket etmede. Ama bu uymada, irade söz konusu değil. Her şey O’nun emrine, yine O’nun iradesiyle boyun eğiyor. Melekler âlemi de bu hakikatin bir başka görüntüsünü sergiliyorlar. İbadet için, tesbih için, hamd için yaratılan bu varlıklarda da insandaki mânâsıyla bir irade mevcut değil. Onlar, Allah neyi emrederse onu işliyorlar. İnsana gelince o, hilkat tablosunda apayrı bir manzara sergiler. Her şeyiyle Allah’ı tesbih eden şu kâinatın bu şuurlu meyvesinin de her hücresi, her organı daima tesbihte, daima ibadettedir. Zaten bunların idaresi ona verilmiş değil. Ne ciğerini kendisi çalıştırıyor, ne kanını kendi iradesiyle deveran ettiriyor. İşte, hepsi Allah’a itaat üzere bulunan bu beden ülkesine, bir sultan tayin ediliyor: Ruh. Bu ruha, büyük bir lütuf ve yine büyük bir imtihan olarak irade takılıyor. İnsan ihtiyar ve irade sahibi bir varlık. Parmağıyla dilediği yöne işaret edebiliyor, yüzünü istediği tarafa dönebiliyor. Kendisindeki bütün duyguları dilediği gibi kullanabiliyor. Nereye isterse oraya gidiyor, neyi arzu ederse onu yiyor, neden hoşlanmazsa ondan kaçıyor. Bu iradenin önüne teklif çıkarılmış, bu iradenin önüne imtihan çıkarılmış ve netice itibariyle bu iradenin önüne cennet ve cehennem çıkarılmış. İşte, şeriat insan iradesinin Allah’ın razı olduğu sahalarda dolaşmasını emreden ve O’nun razı olmadığı sahalardan kaçınmasını ikaz eden bir emir ve yasaklar zinciri. Kul bu İlâhî ipe sımsıkı sarılmakla emrolunuyor. İnsan iradesinin önünde iki ayrı saha var. Biri dünya, diğeri ise Âhiret işleri. Ama şu var ki, İslâm’da dünya işlerinin hepsi için de getirilmiş kanunlar, kaideler mevcut. Kul, bunlara uyduğu takdirde hem ibadet etmiş, hem de dünya hayatını daha rahat, daha mesut yaşamış oluyor. Şeriat üzerinde yapılan münakaşaların daha çok bu ikinci grupta merkezleştiğini görüyoruz. Bu ikinci kısım da ikiye ayrılıyor. Biri muamelât, diğeri ceza. Ve şeriat üzerindeki tartışmaların ağırlık merkezi, bu son kısım. Elbette, ceza hukuku yönünden de İslâm’ın koyduğu birçok hükümler mevcut. Bunlar da şeriat ve bunlara da inanmak farz. Her emir gibi bunlara riayet etmeyen de mesul olmakta. Böyle bir emre uymayış, ona karşı bir vurdumduymazlık, bir isyan mahiyeti taşıyorsa sahibini günahkâr eder. Şayet, o İlâhî emri, o Kur’anî hükmü inkâr etmek, onu reddetmek tarzında ortaya çıkıyorsa küfre sokar. Ama, İslâm sadece bu hükümler değil ve din sadece bunlardan ibaret değil. Meseleyi yalnız bu sahaya çekmek, kısır bir değerlendirme, yanlış bir anlayış olur. İslâmî hükümler şu üç ana gruba ayrılırlar. Biri, ferdin kendi nefsine karşı vazifeleri. Diğeri, ailesine karşı vazifeleri. Üçüncüsü de cemiyet hayatındaki vazifeleri. Şeriatın bunların her üçüne de getirdiği ölçüler, hükümler var. Her birinin inkârı küfür ve her birine karşı isyan etmek günah. Ama bunlar arasında öncelikli olanlar, ferdin kendi nefsine ait vazifeleri. Bunların başında da ibadet geliyor. İnsanın kendi nefsine ve ailesine ait mükellefiyetleri hususunda, bütün semâvî kitaplarda hükümler mevcut. Hepsinde ibadet emredilmiş, hepsinde günahlardan sakınma esas tutulmuş. Bu ibadetlerin şeklinde, vaktinde, miktarında farklılıklar var, ama ibadeti emretmeyen, ahlâkı emretmeyen bir hak din göstermek mümkün değil. Lâkin, sosyal kaideler, hele devlet yönetimine dâir hükümler, dinlerin en mükemmeli ve en sonuncusu olan İslâm’da kemâliyle yer almış. Şunu özellikle ifade etmek isteriz: İnsanın yaratılış gayesi, bütün dinlerde müşterek. Bu gaye, Kur’an-ı Kerim’de: “Ben insanları ve cinleri ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyetiyle ifade buyurulmuş. Bir de belli şartların tahakkukuna bağlı emir ve yasaklar var. Bunlardan biri de ceza hukukuna dair hükümler. Bu hükümler şarta bağlı. Bugün Almanya’da, İngiltere’de, Fransa’da yaşayan Müslümanların bu emirleri tatbik güçleri yok. Ve bunlardan sorumlu da değiller. Bu konuda yapılan tartışmalarda, muhatabı olan mü’mini İslâm’ın bir kısım emirlerini kabul etmiyormuş gibi göstermek ve onu insafsızca tenkit etmek, tek kelimeyle zulüm olur. İslâm kardeşliğini baltalayan ve âhirette cezası pek büyük olan bu tarz ithamlardan hassasiyetle kaçınmak gerek. Bütün insanları fakir bir ülke hayal ediniz. Siz bu ülkenin fertlerini, İslâm’ın zekât farîzasını yerine getirmemekle suçlayabilir misiniz? Elbette ki hayır. İslâm’ın ceza hükümlerine inandığı halde bunu tatbike gücü yetmeyen bir Müslüman da böyle değil midir? Bunları tatbik etmek devletin vazifesidir, ferdin değil. Dolayısıyla da ferde herhangi bir sorumluluk terettüp etmez. İslâm’ın temel hükümleri, hangi beldede olursa olsun, ferdin uymak zorunda olduğu İlâhî emirlerdir. Devlet yönetimiyle ilgili hükümler de İlâhîdir, onlara inanmak da her mü’mine farzdır; ama onların uygulanmasından sorumlu değildir. “Şeriatta; yüzde doksan dokuz ahlâk, ibadet, âhiret ve fazilete aittir. Yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir. Onu da ulûl-emirlerimiz düşünsünler.” Bediüzzaman. İslâmî hükümler hakkında getirilen bir sınıflandırmayı da burada nakletmek isterim. İlâhî hükümler iki kısma ayrılıyor: Bir kısmı sadece Müslümanlara uygulanan hükümler, diğeri ise bir İslâm beldesinde yaşayan herkese tatbik edilen hükümler. İşte bu ikinci kısım, “muamelât” ve “ceza” hükümleri. Bir gayr-i müslim cizye vererek İslâm beldesinde yaşıyorsa, o beldenin bir vatandaşı olarak bütün muamelat ve ceza hükümlerine muhatap olur. Hırsızlık ederse eli kesilir, birisine zina iftirasında bulunursa cezalandırılır. Bazı çevreler meseleyi ters değerlendirerek, İslâm’ın ceza hükümlerinin uygulanmadığı bir ülkede namaz kılmanın, oruç tutmanın da bir mânâ ifade etmeyeceği gibi çok saptırıcı ve bir o kadar da mesuliyetli sözler söylüyorlar. Kendilerine karşı çıkan mü’minleri de Allah’ın hükümlerinden bir kısmını dikkate almamakla suçluyorlar. Halbuki bu iddia asıl kendileri hakkında geçerli oluyor. Şeriatın yüzde doksan dokuzunu teşkil eden ve dinin temeli olan hükümleri hafife almak ve dinde sadece müslim - gayr-ı müslim herkese uygulanan ve cemiyetin huzur ve saadetini temin eden muamelât ve ceza hükümlerine ağırlık vermek gibi bir hatanın içine düşüyorlar. Namazın her rekâtında Fâtiha’yı okuyan ve Rabbinden “sırat-ı müstakime” hidayet talebinde bulunan bir mü’minin, çok dikkatli olması gerek. Aşırılığın her türlüsü, yâni ifratı da tefriti de insanı istikametten uzaklaştırır. Bu noktada düşülen iki aşırılığa kısaca temas edeceğiz: Bazı insanlar, bu asırda İslâmî hükümlerle hükmetmenin mümkün olmadığını iddia ederken, diğerleri de İslâm hükümleriyle hükmetmeyen herkesi, niyetlerine bakmaksızın, hemen küfürle itham ediyorlar. Bunların biri ifrattadır, diğeri tefritte. Yâni ikisi de aşırı, ikisi de istikametten sapmış. Önce birinci yanılmadan söz etmek isteriz. Meşhur bir kaide vardır. “Bir şey sabit olursa, levazımıyla sabit olur.” El dendi mi, parmaklar onun lâzımıdır. Eli, parmaksız düşünemezsiniz. Ve böyle bir elden istifade edemezsiniz. Yüz dendi mi, gözü ondan ayıramazsınız. Gözsüz bir yüzün önemli bir yanı eksik demektir. Gözün de akını karasından ayıramazsınız. Parmak elin, göz yüzün, gözbebeği de gözün lâzımıdır. Ondan ayırır ve tek olarak düşünürseniz bir fayda elde edemezsiniz. İslâmî hükümler de öyledir. Bir bütün olarak düşünülmelidir. Ve ancak o zaman, ferdi ve cemiyeti terakki ettirir; huzura, saadete kavuşturur. İslâm’ın temel şartlarının ihmale uğradığı, ferdî ve ailevî hayatın yanlış esaslar üzerine bina edildiği bir cemiyette, sadece muamelât ve ceza hükümlerinin tatbiki fazla bir fayda sağlamaz. Yahut bu hükümlerin, böyle bir cemiyete tatbiki mümkün olmayabilir. Olsa bile, birçok kimse, bunlara, inanmadan ve istemeyerek uymakla nifaka düşer. Müslüman görünür, ama bir İslâm düşmanı olarak yaşar. Şeriatın bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğine bir misal vermek isterim. İslâm’da faiz haramdır, yasaktır. Bu yasağı getiren âyet-i kerimeyi “Müminler ancak birbirinin kardeşidirler” âyetiyle birlikte düşünmek gerekir. O zaman şu hakikat ortaya çıkar: “Bir mü’min, ihtiyaç içinde kıvranan ve kendisinden borç isteyen bir kardeşine borç verirken, şer’î ifadesiyle ona karz-ı hasende bulunurken, bu parayı fazlasıyla geri alma talebinde bulunamaz. Bunun kardeşlikle bağdaşması mümkün değildir.” İslâmî kardeşliğin son derece zayıfladığı, kişinin kendi öz kardeşine oyunlar oynadığı, tuzaklar kurduğu, devlet malının acımasızca yağmalandığı bir cemiyette, İslâm’ın faiz yasağı icra edilemiyorsa, kabahat o bozulan bünyenindir; ilâcın, yahut gıdanın değil. Gelelim, istikamet sınırlarını aşan ikinci iddiaya. Bir cemiyette, İslâm’ı tam tatbik etmeyen, hükmünü ona göre vermeyen veya veremeyen bir insana hemen kâfir damgası vurmak da insaf değildir. Zira, iman küfre zıttır. Bir insan İslâm’a zıt bir hüküm veriyor, bir icraat yapıyorsa, bunu İslâm’ı reddederek yapacaktır ki küfre girsin. Aksi halde onun küfründen değil günahından, isyanından söz edilebilir. İman gibi küfürde de niyet ve irade şartı vardır. Bir adam ancak, “İslâm’ın şu husustaki hükmü şöyle ama, ben onu kabul etmiyor ve şöyle hareket ediyorum” derse küfre girer. Böyle bir niyeti ve iradesi yoksa, işlediği hata, verdiği yanlış hüküm tamamen bilgisizliğinden yahut irade zaafından kaynaklanıyorsa, yaptığının da yanlış olduğunu biliyorsa bu adama kâfir demek Ehl-i Sünnet itikadınca mümkün değildir. Bunu ancak, büyük günah işleyenin kâfir olduğuna hükmeden “Haricîler”, yahut böyle bir kimsenin imanla küfür arasında kalacağını savunan “Mûtezile” iddia edebilir. Bunların ise ehl-i dalâlet olduklarında bütün Ehl-i Sünnet âlimleri müttefiktir. Çok dikkatli olmamız gerekiyor. İslâm’ı savunuyorum derken, bilmeden dalâlet ehlinin yoluna girebiliriz.. Ö(lürsem)S(ebebi)S(ensin) Kristallnacht Gidin Sorun Belki De Kendisi Akinci Dölü TÜRK Oglu Türktür |
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08), Sk8er Boi (14-07-08) |
| | #17 |
| Grup Lideri Kemalistler ![]()
Mesajlar: 3.852
Teşekkür etti: 2.704
Teşekkür edildi: 3.613
Forum Gücü: 84 Forum Puanı:34586 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Ferhat iyisin hoşsunda lafta kalıyor ßunlar 2oo8deki şeriyatı açıklasana ßana neden kadın araßa süremez, neden kadın isterse açılamaz, neden kadın mirastan eşit pay alamaz, neden erkek 10tane kadın alırken, kadın yapamaz ßunu Peygamber ßöylemi öğretti insanlara bırak Allah'ını seversen şeriyat adı altında yapmadıkları saçmalık yok ülkelerin ve daha onlarca şey... ![]() "Uçurum kenarında yıkık bir ülke türlü düşmanlarla kanlı vuruşmalar yıllarca süren savaş, ondan sonra içerde ve dışarda saygı ile tanınan Yeni Vatan, Yeni Sosyete, Yeni Devlet İşte Türk Genel Devrimi" ηє мuтℓu тüяк'üм ∂iyєηє.. |
|
| | #18 |
| Stajyer Huzur Pınarı ![]()
Mesajlar: 148
Teşekkür etti: 24
Teşekkür edildi: 123
Forum Gücü: 8 Forum Puanı:3125 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
şeriat benim bildiğim "hükümler" demektir bugün israil şeriatla yönetilir; yahudi şeriatıyla iran, şii şeriatıyla peygamberler şeriatlarıyla birlikte geldiler. biz son peygamber Hz Muhammed (sav.)'in şeriatına tabiiyiz örnek aldığımız devir "asr-ı saadet"tir. bizi bizlerin değil, bizi yaratanın daha iyi tanıdığına ve nasıl yaşamamız gerektiğini de -hiç kuşkusuz- Allah'ın bileceğine inanırız şeriattan anladığım Allah'ın hükümleri, kanunlarıdır |
|
| Mesaja teşekkür eden: | ẶЙÐ_ЌùŹĠúŇî (14-07-08) |