| sohbet içinde çok sesli müzik
bir kaç gün önce trt radyosunda çalışan bir akrabam bizdeydi. er, Ray Charles filan derken Sezen Aksuykendisi ayrıca bir caz orkestrasınında şefi. onla gece iki buçuğa kadar dünya müziğinden başlayıp türkiye'de yapılan müziğe kadar geniş bir yelpazede sohbet ettik. genel de o anlattı ben dinledim. Marc Antony'den girdik Chat Baker Sezen Aksuyla Ajda Pekkan'la olan çalışmalarını oradan Kenan Doğulu'nun babası Yurdaer Doğulu'nun orkestrasındaki dokuz yılını anlattı. En son Kenan elimizde büyüdü kıvamındaydı sohbet ben Edip Akbayram'ı ve son günlerdeki pkk'ya konser verdi sözlerini sordum. Bana Edip Akbayram'ı çok yakından tanıdığını ve bir çok kendine satatçı diyen insandan daha fazla sanatçı insancıl şefkatli en önemlisi bu vatanı seven biri olduğunu söyledi. Çok tatmin oldum mu derseniz % 100 diyemem. En son olarak da türkiye de yapılan müziğe ve bu müziğin bir türlü uluslararası platforma yeteri kadar taşınamamasına geldi. Bana Atatürk'den kısa bir hikaye anlattı. Atatürk cumhuriyetin ilanından sonra her alanda büyük bir reform hareketine girdiği gibi müzikte de bir şeyler yapmak istemiş. Ve konuyla ilgili insanlara çok sesli müzik yapın demiş. Adamlarda her müzik aletinden (kanudu sazdı o zaman ne varsa) birden fazla getirip çalmışlar. Tabi bir ulusun her alanda bu kadar hızlı değişmesini beklemek biraz fazla olur. Her neyse konunun özeti bizim müziğimizin bir türlü çok sesli olamadığını bununda avrupaya yavan geldiğini aslında müziğimizin içinde avrupanın hala aşina olmadığı bir çok farklı tadı barındırdığını söyledi. bende bu konuda kendisine hak verdim. Peki sizce bu anlamda müziğimiz hem çok sesli hem de kendi kimliğini kaybetmeden dünyaya açılabilir mi?
bugün kendimi, tonlarca yük taşıyan gemilerin denizi gibi hissediyorum... |