Cevapla
 
Konu Seçenekleri
Eski 24-05-08, 18:17 Çevrimdışı   #1
Muhabir
Düşünürler grubu
 
GönüLçeLen` - ait Avatar
Genel Mesajlar: 4.758
Teşekkür etti: 3.019
Teşekkür edildi: 4.117
RepForum Gücü: 112
Forum Puanı:46269
GönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymazGönüLçeLen` tanımayanı zamansız forum da kimse adam yerine koymaz
dikkat Sylvia Plath

1932 yılında Alman bir baba ve ABD'li bir anneden, Massachusetts'te doğdu. Profesör olan babası 1940 yılında öldü. Plath ilk şiirini 8 yaşında yayımladı.

Plath, hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozuklukla boğuştu. 1950 yılında bursla girdiği Smith College'deki ikinci yılında ilk intihar girişimini gerçekleştirdi ve bir akıl hastanesine yatırıldı. 1955'te Smith College'den summa cum laude derece ile mezun oldu.
babasının ölümünden sonra bu saplandığı derin psikolojik bunalımların eşiğinden bir türlü dönemedi.
Kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne giderek çalışmalarını burada sürdürdü ve şiirlerini üniversitenin öğrenci gazetesi olan Varsity'de yayımladı. Plath burada 1956 yılında evleneceği İngiliz şair Ted Hughes'la tanıştı. Evliliklerinin ardından Boston'da yaşamaya başladılar. Plath, hamile kaldıktan sonra ise İngiltere'ye geri döndüler.

Plath ve Hughes, Londra'da kısa süre yaşadıktan sonra North Tawton'a yerleştiler. Çiftin sorunları bu dönemde başladı ve ilk çocuklarının doğumundan kısa süre sonra Sylvia Plath Londra'ya geri dönerek boşanma işlemlerini başlattı.

Kiraladığı evin eskiden İngiliz şair William Butler Yeats'e ait olduğunu öğrenen Plath bunu iyi bir işaret olarak değerlendirdi. 1962 - 1963 kışı Plath için çok zor geçti. 11 Şubat 1963'te, ikinci kattaki odalarında uyumakta olan çocuklarının yanına süt ve kurabiye bıraktıktan sonra, odalarının kapısını da içeri gaz girmeyeceğinden emin olmak üzere bantlayarak kapattı ve kafasını fırının içine sokarak intihar etti.

İntiharıyla ilgili olarak kocası Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı. Hughes yıllarca bu konuda konuşmadı. Daha sonra anılarını yayımladı.

1963 yılında henüz 30 yaşındayken intihar eden Plath’ın hayatı, Oscarlı oyuncu Gwynet Paltrow’un ünlü şairi canlandırdığı “Sylvia” filmine de aktarıldı.

Plath’ın Türkçe’ye çevrilen eserleri arasında bulunan “Sırça Fanus” adlı romanı, birçok kişi tarafından ilk Amerikan feminist romanı olarak değerlendirilir.

yazarken de giderken de boşluğa bakıp gülümsemiş şair... her yağmur yağdığın da hüzünlü bir kızın yüzünde tekrar belirir yüzü.. şemsiye açmayı reddedenler derneğinde..güzel, yetenekli, zeki, yaşadığı dönemin ilerisinde bir şairdi. sevdi, aldatıldı. kocasını aldatmadı ama intihar girişimleriyle azraili bir kaç kez aldattı. sonunda ölümsüzler arasında yerini aldı. çünkü o hiç yaşlanmadı.

"sırça fanusun içinde ölü bir bebek gibi tıkanıp kalmış biri için dünyanın kendisi kötü bir düştür"

"ölmek bir sanattır her şey gibi
eşsiz bir ustalıkla yapıyorum bu işi" demiştir..

Şiirlerinden;
yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
yeniden doğuyor açınca gözlerimi
(kafamın içinde yarattım seni galiba)

yıldızlar dansediyor mavilerle, kırmızılarla
dört nala geliyor keyfince karanlık
yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya

beni büyüyle çektin yatağa, bunu düşledim
şarkılar söyledin çılgınca, delice öptün
(kafamın içinde yarattım seni galiba)

tanrı düşüyor gökten, sönüyor cehennem ateşleri
çekip gidiyor melekler de şeytanın adamları da
yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya

söylediğin gibi dönersin demiştim
ama yaşlanıyorum artık, unuttum adını
(kafamın içinde yarattım seni galiba)

bir fırtına kuşunu sevmeliydim senin yerine
bahar gelince gökyüzünü basarlar hiç değilse
yumuyorum gözlerimi, yıkılıp ölüyor dünya
(kafamın içinde yarattım seni galiba)

.................................................. ................
ama enine olmayı tercih ederdim.
ben kökünü toprağa batırmış bir ağaç değilim
taşları ve o ana sevgisini emen
bu yüzden büyüyemiyorum parlak yapraklara her nisan,
bir çiçek tarhının güzelliği de olamadım ne yazık ki
sanki özenle boyanmış ve kendi payına düşen hayranlarını kabul eder gibi,
pek yakında bütün yapraklarından birer birer döküleceğini bilmeden.
benimle karşılaştırılırsa, ölümsüz sayılır bir ağaç
ve bir çiçek o kadar uzun boylu değildir belki, ama kalkışmanın anlamını bilir,
bense ömrünü bir ağacın, cesaretini istiyorum bir çiçeğin.

bu gece, yıldızların o sonsuz incelikte ışıkları altında,
ağaçlarla çiçekler serin kokularını serperlerken havaya.
aralarında yürüdüm, hiçbiri farkıma varmadan.
uykuya dalmadan düşünürüm de bazen
ben de onlar gibiyim aslında ?
düşüncelerim bulanır sonra.
uzanıp yatmak, daha doğal geliyor bana.
sınırı olmayan sohbet yürürlüğe girdiği zaman, gökle aramızda.
ve son kez uzanıp yattığımda bir gün ben asıl o zaman yararlı olacağım:
o gün ağaçlar bana bir kez olsun dokunabilecek ve benimle ilgilenecek vakti olacak çiçeklerin

Yaz günü palto giyerim
Ceplerim dolu dolu şiir
Gören beni deli sanır
Adım kaçığa çıkar
keşke kaçsam
Keşke kaçabilsem şu dünyadan.

-Yağmur içen kız.-
  Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Konu Seçenekleri

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Kapalı
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Kapalı

Powered by vBulletin Copyright © 2000-2008 Jelsoft Enterprises Limited.
SEO by vBSEO 3.2.0 ©2008, Crawlability, Inc.
http://www.zamansiz.com

Bütün Zaman Ayarları WEZ +2 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 04:44 .