| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Tiyatro Sanatçıları ile Yapılan Röportajlar Emre KINAY ![]() 'Varoşlardan geldiğim için oyunculuğum iyidir." ' Sokak arasını iyi bilirim ben. Varoşlardan gelmek oyuncu için bir artıdır. Çünkü sürekli fotoğraf çeker; beyninize atarsınız! Orada ne kadar çok fotoğraf varsa o oyuncu o kadar zengindir "Tahtakale'de toptancılık yaparım, yine TV'de olmam. O da yapılacak iş mi" derdim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı bile ödeyemedim, 6 ay tiyatrodan para alamadım. Hayat böyle işte..." Yıllardır devlet tiyatrolarında sahne tozu yuttu Emre Kınay ama herkes onu -pek çoğunun hikayesinde olduğu gibi- televizyonda rol aldığı dizilerle tanıdı. 'Yılan Hikayesi'ndeki Erkan Ağa rolü; ardından Baba, Berivan, Yüzleşme, Yeditepe İstanbul dizileriyle yeteneğini herkese kanıtladı. En son atv'de yayınlanan 'İstanbul Şahidimdir' dizisinde harikalar yaratıyordu. Fakat dizi yayından kaldırıldı... Önceleri hukuk okumak istemiş; biraz daha adaletli insanlar arasında olsun diye! Sonra lisedeyken edebiyat hocası sayesinde tiyatroya başlamış. "Annem babam tiyatro sanatçısı. Ama çok seneler önce bırakmışlar, ben beşinci çocuğum. Babam sinemacıydı, ben 9 yaşındayken öldü. Hep onun montajını, dublajını yaptığı kısa filmleri seyrederek büyüdüm. Böyle bir alt yapı vardı yani. Oyuncu tiyatroda insanlara ait hikayeler anlatır, ki yüzleşsin birileri diye. Ben bu hikayeleri anlatmak istiyordum insanlara. O yüzden oyuncu olduğunuzda birçok hayatınız oluyor" diyor mesleğini nasıl seçtiğini anlatırken. Mimar Sinan Üniversitesi'nde tiyatro eğitimi alarak işe başlamış. 92'den bu yana da profesyonel olarak tiyatro yapmış. Ancak şimdi TV ekranlarının starlarından. "Çok sefalet çektim, ciddi anlamda çok süründüm" diyor gerekçesini anlatırken. Amacı buradan kazandığı popülariteyle tiyatroya seyirci çekmek. Şimdi bunu yapacak kadar şöhretli ama bu kez de başka engeller var. * Siz varoşlardan geldiğinizi, sokak arasını iyi bildiğinizi söylüyorsunuz. Doğru mu? Evet, varoştan geldim. Sokak arasını da, sokak dilini de iyi bilirim. * Ne katar bir oyuncuya varoşlardan gelmek? Bir oyuncu için artı mıdır? Çok artıdır. Çocukken Nişantaşı çocuğuydum, babamın vefatından sonra ekonomik zorluklar oldu. Küçükçekmece'de başlayan bir eğitim ve aklınıza ne gelirse... Ne fark ediyor? Siz sürekli fotoğraf çekiyorsunuz! Beyninizde hazine var, oraya atıyorsunuz sürekli; yaşlı adamlar, genç kızlar, ikili ilişkiler, yaşama ait fotoğraflar... Sürekli biriktiriyorum. Orada ne kadar çok fotoğraf varsa bir oyuncu o kadar zengin demektir. * Daha kolay para kazanmak isteyebilirdiniz; tiyatroyu seçmek için bir şeylerin sizi çok etkilemiş olması lazım... Ben çok iyi bir aileden geliyorum, temelleri çok sağlamdır. Varoşa sonradan gittim. Ama oradan çıkmış olsaydım belki de aklıma hiç tiyatro gelmezdi, DGM'de çete suçuyla yargılanan biri de olabilirdim! Hayat bu! * Çok büyük aşkla tiyatroya başlayan pek çok oyuncu, 'ekmek parası' yüzünden televizyon dizilerinde. Bu doğru mu? Doğru. 5 sene önce sorsaydınız doğru değil derdim ama bugün doğru bir şey. Ben konservatuvara 90 senesinde girdim. İnatla, 'televizyon yapmayacağım, sinema belki' dedim. Yapmadım da... Ama çok sefalet çektim. * Ki oyun yöneten biriydiniz... 20 küsur tane oyun yönettim. 'Tiyatroyu bıraktığım zaman zaten bu işi yapmam, gider Tahtakale'de toptancılık yaparım, televizyon yapılacak iş değil' dedim. 8 yılın sonunda üniversite harcımı ödeyemedim, master'a giremedim. Bir geçiş dönemi olmuştu, 6 ay tiyatrodan da para kazanamadım. Sonra bir arkadaşım, 'arkadaşlar siz oyuncusunuz, elbette her işi yapmayacaksınız ama yaptığınız işlerde oyuncu olduğunuzu mutlaka anlatırsanız bu işi yapmanızda bir sakınca yok. Çünkü orada bir ekonomi var, gidin o ekonomiyi alın' dedi. * Ben de bunu merak ediyorum; neden bir sakıncası olsun ki? Sakıncası yok, konservatuvardan böyle güdüleniyorsunuz. Benim bir sürü öğrenci arkadaşım var, 'oyuncu olsa ne olur, dizi yapıyor' diye gülüyorlar; biliyorum bunları ben. Onlar da büyüyünce anlayacaklar. Aktörlük pahalı bir iş. Haftada bir gün mutlaka kitapevine gitmeniz lazım. Her gün 6-7 tane gazete okumanız lazım, sinemaya, tiyatroya gitmek zorundasın, evine DVD almak zorundasın. Bu benim eğlencem değil, işim! Bunları yapmak da para. Ben bunu 3 yıl önce yapabildim! Ben daha önce başlamış olsaydım belki uluslararası platformda daha önde olacaktım. * Ama eskiden tersini savunuyordunuz; televizyona ticarethane diyordunuz... Yine ticarethane diyorum! Televizyon bir ticarethane ve orada bir para var. Ekonomi var orada. Ben o ekonomiyi niye bırakayım; ben bıraksam, siz gidip alacaksınız. Düşüncem bunu reddediyor ama bu düzene başka türlü ayak uyduramıyorum. Ayrıca tiyatroda sürekli kapalı kalmanın da bir süre sonra muhafazakarlık getirdiğine inanıyorum. Televizyon çok önemli. Aptal kutusu falan değil, çok akıllı insanların işi. Sadece özensizlik var. * Tiyatrocular para kazanmak için TV dizilerine geçiş yaptıklarını, buradan kazandıkları popülariteyle tiyatroya seyirci çekmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Bu kolaycılık değil mi? Bir şey söyleyeceğim, yazacak mısınız? * Tabii ki.. Neden bana 8 yıl boyunca röportaj yapmaya gelmediniz peki? * Röportaj mı önemli yani? Hayır, önemli olan benim yaptığım işi duyurmak... Ben 'Barış' diye bir oyunda oynadım. Biz gazeteye ilan veremedik, haber veremedik, röportaj yapamadık, ne anlatmak istediğimizi anlatamadık. Galaya basını çağırdık, gelmedi. Eğer ben oyunda biriyle sevişip öpüşmüyorsam ya da biri memesini açmıyorsa, hiçbir televizyon gelmiyor. Ben ortalama 70 sayfalık işi 5 günde olağanüstü bir çabayla çekeceğim, montajlanacak, bu arada setten iki saat kaçıp oyun da oynayacağım, seyircinin bana hayran olmasını sağlayacağım, o hayranlıkla 'ay hadi gidip bunun canlısını görelim' diye tiyatroya gelecek! Bu kolaycılık değil, hatta bu zor! TV'den gelen şöhret tiyatroya, bana, bir tek seyirci getirecekse, bu şöhretin başımın üzerinde yeri var. * Bu amaca hizmet için ne yapıyorsunuz? Geçen seneden devam eden bir oyunum vardı; İkinci Caddenin Mahkumu. Tiyatro yönetimiyle bir tatsızlık var, sahneden kaldırıldı. * Tam da hayal ettiğiniz duruma geldiniz; popülaritenizle tiyatroya seyirci çekecek durumdazınız. Ama sürtüşmelerden dolayı mı şu anda tiyatro yapmıyorsunuz? Evet ciddi bir sanatsal görüş ayrılığımız var, tiyatroya bakış anlamında. Dolayısıyla bir noktada birleşemiyoruz. * Televizyonu bırakacak mısınız bir gün? Doğru düzgün giderse bırakma niyetim yok. Macbeth'de oynamakla İstanbul Şahidimdir'de oynamak çok farklı ama özde oynamak eylemi var. Sadece televizyon daha özensizdir... Fast food'la güzel bir Osmanlı mutfağı arasındaki fark gibidir. Ve Emre Kınay Tiyatrosunu kurar; Emre Kınay: Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum Bu sezon başladığı iki dizisi de yayından kaldırılan Emre Kınay şimdilerde kurduğu tiyatrosu ve yeni oyunuyla dikkat çekiyor. 19.04.2005 O tam bir idealist. Politik ve sanatsal görüşüyle olduğu kadar, ev yaşamında da inandığı değerlerden vazgeçmiyor. Üstelik, kızının adını verdiği "Duru Tiyatro"ya yatırdığı paranın karşılığını alamayacağını bildiğini söyleyecek kadar da gerçekçi. Sanatçıyla özel hayatını ve tiyatro aşkını konuştuk. * Tiyatro kurma fikri nasıl ortaya çıktı? Uzun zamandır, repertuarını arkadaşlarımla birlikte karar vereceğim bir projeyi yapmak istiyordum. Aslında Bakırköy Belediye Tiyatroları'nda çalışıyorum. Orada belli bir repertuara uymak zorundasınız. "Kara Sohbet" etkileyici bir oyun. Uzun zamandır özel tiyatrolarda böyle bir oyun yapılmamıştı. Mizahı hiç alışkın olmadığımız bir türde yapıyor. Anlattığı hikayeler aslında çok rahatsız edici ama kullandığı dil insanları güldürüyor. * "Çok para yatırdım, karşılığını almayacağımı biliyorum" demişsiniz. Beklentiniz değişti mi? Para kazanacağım beklentisiyle böyle bir oyun yapılmaz. Ama bunun yapılması gerektiğini düşünüyorum. 1960'larda İstanbul'da 40 tane tiyatro perde açıyordu ve hepsi doluydu. O zamanlarda hiç kimse sahnede cinsel obje olarak kadını kullanmıyordu. Artık seçimlerde ciddi bir kalitesizlik söz konusu. * Ama son yıllarda özel tiyatroların sayısı artıyor... Bizim gibi arkadaşların gayesiyle arttı. Ben zaten önümüzdeki iki yılda tiyatronun yeniden şaha kalkacağını düşünüyorum. En büyük sorunumuz sahne sorunu. Sahne kiraları çok yüksek. Onun dışında tiyatro yapılmaması için çok büyük nedenler yok. Ayrıca basın bizimle ne kadar ilgilenirse, halkın da o kadar haberi oluyor. Avrupa'da işler böyle değil. * "Sen misin, değil misin?" bu sezon kaldırılan ikinci diziniz. Bu konuda şanssız mısınız? "Sen misin, değil misin?" geçen hafta TMSF'nin yönetim değişikliği sebebiyle kalktı. Yeni yönetim, eski yönetimin aldığı kararları uygulamıyor ve diziyi yayından kaldırıyor. Bu bana ve diğer arkadaşlarıma bir saygısızlık. Ama Türkiye'de işler böyle yürüyor. * Dizi seçimlerinde neye dikkat ediyorsunuz? Dizilerde çok az seçicilik kullanıyorum. Çünkü nereye hitap ettiği belli. Orada bana çok hayran olup da, gelip oyunumuzu seyrederse, bu onun kazancı. Tiyatronun da gişesine faydası olur. * Yeni projeler var mı? Dizi olarak bu sezon yok. Duru Tiyatro olarak Ekim ayında Haldun Taner'in 90. yaşı olması sebebiyle, siyasi boyutu olan bir kabare hazırlayacağız. * Kendi salonunuzu açmayı düşünür müsünüz? Param olursa ev almadan önce, tiyatro salonu açacağım. Ama çok zor. * İdealistsiniz. Aile yaşamınızda da öyle misiniz? Kızınızı hiç görmüyoruz... Kesinlikle öyleyim. Kızımı da özellikle çıkarmıyorum. Ayrıca kızıma nazar değer diye de bir korkum var. Aile kavramını ayağa düşürmek istemiyorum. Herkes nasıl bir ev hayatı yürütüyorsa, ben de öyleyim. Tek fark daha az televizyon izleyip, daha çok okuyorum. * Eşiniz Emine Ün'le aynı projede bir araya gelmekten kaçınıyor musunuz?Öyle bir şey yok. Ben ailemde demokratik bir ortam gördüm. Babam da sinema sektörünün içindeydi. Ona bir proje geldiği zaman, hep beraber okuyorduk. Kendi ailemde de aynı şeyi yapıyorum. "Şöyle bir proje geldi, Emine sen de bir bak" diyorum. O da fikrini söylüyor. Ona gelen teklifleri de böyle değerlendiriyoruz. Yakında üçüncü bir oy katılacak. Amacım, Duru'yu kendi seçimlerini yapan bir birey olarak yetiştirmek. Mesleğini seçerken de onu yönlendirmeyeceğiz. * Kara Sohbet'de Emine Ün'ün de adı geçiyordu... Evet film kısımlarında oynayacaktı. Ama Duru'yu emzirmeye devam ettiği için Paris'teki çekimlere gidemedi. Onun yerine Sevinç Yıldız oynadı. Önümüzdeki yılki projelerde rol alabilir. * Emine Ün "Sanki ikimiz de hamileydik" diyor. Hala eşinizin ve kızınızın üzerine aynı şekilde düşüyor musunuz? Biraz o konularda takıntılıyım. Gerçekten Emine'nin üstüne çok düşüyordum. Ama doktorla konuştuktan sonra bu huyumdan yavaş yavaş kurtulmaya başladım. İşimde de aynı davranışları sergiliyorum. O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa ; O boşluğu dolduran eksilmenizdir... birgün yakalanırsan içindeki çığlığa ... senin için sustuğum bütün zamanları hatırla .!!! |
|
| Mesaja teşekkür eden: | n!da (06-11-08) |
| | #2 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 10.251
Teşekkür etti: 2.332
Teşekkür edildi: 5.828
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:84409 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | KENAN IŞIK ![]() Kenan Işık; Magazin büyüklere anlatılan bir masaldır O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa ; O boşluğu dolduran eksilmenizdir... birgün yakalanırsan içindeki çığlığa ... senin için sustuğum bütün zamanları hatırla .!!! |
|
| | #3 |
![]() ![]() ![]() ![]() ![]()
Mesajlar: 10.251
Teşekkür etti: 2.332
Teşekkür edildi: 5.828
Forum Gücü: 500 Forum Puanı:84409 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() Toprak Sergen Tiyatrocu bir aileden geliyorum. Babam tiyatrocu. Dolayısıyla aslında aile içinde benim sanat yaşamım başladı. Bundan öncesinde hepimizin çocukluğu gibi radyo başında, Çocuk Bahçesi, Radyo Tiyatroları, arkası yarın gibi programları dinlerken hep hayal ederdim. "Acaba ben de yapabilir miyim, oyuncu olabilir miyim, seslendirebilir miyim" diye. Bu hayallerin peşinden ilkokul beşinci sınıfta iken Radyo Çocuk Kulübü'nün sınavına girdim ve kazandım. Orada çalışmaya başladım. Bir anda tiyatro başladı. 3 yıl kadar Kayseri'de yatılı okulda okuduğum sıralarda tiyatroya ara verdim. Ankara'ya döndüm ve Radyo Çocuk Kulübü'ne devam ettim. On dokuz yaşında, Radyo Tiyatro Kulübü'nün idareciliğini yapmaya başladım. Bu arada sadece kulüp içinde kalmayıp başka çalışmalar da yapıyordum. Orta son sınıftayken seslendirmelere başladım. Pek çok dizi ve filmde seslendirme yaptım. "Şeker kız Candy", "Charles İş Başında" ve Brat Pitt, Tom Cruise gibi sanatçıları seslendirdim. Sonra konservatuar sınavlarına girdim ve birinci basamak sınavını bile kazanamadım. Aynı yıl, Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'ni birincilikle kazandım... Okulu birincilikle bitirdim... Bu da yetmedi. Uluslararası İlişkiler okumak istiyordum. Yine üniversite sınavına girdim,kazandım ve 3 sene Uluslararası İlişkiler okudum. Sonra tiyatroya geçtim, oyunculuk bölümüne 4 sene oyunculuk okudum. Orayı bitirdiğimde 4 sene tiyatro yönetmenliği okudum. Burslu olarak, Londra'da bir okula gitmek istiyordum. Burs için başvurdum her şey çok iyi gidiyordu; ta ki 5 Nisan Kararları'na kadar, 5 Nisan Kararlarından sonra burs alamadım. Londra'da seçtiğim okula gidemedim. Devlet tiyatrosu sınavına kız arkadaşım giriyordu. Sınava beraber gidince beni de giriyor zannettiler ve böylece sınava girmiş oldum. Sınavı kazanarak Devlet Tiyatrosu sanatçısı oldum, daha sonra Trabzon'a gittim. Fakat Trabzon'daki sanat yaşamı bana çok sıkıcı geldiği için, çok sıkıldım. Orada 6 ay kalabildim. Aslında Trabzon'u çok sevmiştim şehir çok sakin ve hoştu (zaten anne tarafım Karadenizli). Trabzon'dayken, Türkiye'nin ilk özel radyosunun Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaparken hafta sonları uçakla İstanbul'a gelerek Best FM'de program yapıyordum. Trabzon'daki bu 6 aylık dönemden sonra İstanbul'a geldim. Trabzon dönüşü İstanbul'da hayatımdaki tek, (yani umarım tek olur) uzun diziyi yaptım "Sonradan Görmeler". ... ondan sonra dizilerimi çok uzatmadan, can sıkmadan kısa yapmaya karar verdim. Ben sıkılıyorsam izleyiciler de sıkılıyordur mantığıyla, sağduyuma güvenerek uzun diziler çekmedim. Uzun diziler olduysa da ben birkaç bölümünde rol aldım. Bunlar "Kara Melek", "Bizim Aile", "Sırtımdan Vuruldum", "Aşkın Dağlarda Gezer" gibi dizi filmler. Başrol oynadığım "Ayışığında Saklıdır" da bir reklamcıyı oynadım. Bu filmle İletişimde en iyi erkek oyuncu ödülünü aldım. Erden Kıral'ın yönettiği "Baba" adlı bir film yaptım ve burada da bir denizciyi oynadım. İyi bir çalışmaydı. "Herşey oğlum için" isimli filmde Amerika'dan gelen bir çocuğu oynadım. Bu filmde ise, Fikret Hakan ve Selma Güneri ile birlikte rol aldım. Aşkın Dağlarda Gezer Emmy'de ilk 5 arasına girdi. Zaten Kara Melek gün birincisiydi. Daha çok reytingli filmlerde oynadım diyebilirim. Sinema filmlerimden bazıları ise: Ekim ayında yayına girecek olan ve Orhan Oğuz ile yaptığım "Kara Kentin Çocukları". Bu filmde Nilüfer Açıkalın ve Peker Açıkalın rol arkadaşlarım. Nilüfer ile arka sokakların birinde karanlık bir hayat geçiren bir karı-koca rolündeyiz.Yine Nilüfer'le birlikte, bir uzaylıyı oynadığım başka bir çalışmamız daha var. "Şöhret Tutkusu" isimli bir film yaptık Bu filmde ise be bir playboy rolündeyim. Günümüz magazin programlarından alışık olduğumuz tiplemeler var oldukça güncel bir film ve son olarak Yasemin Alkaya ile eski Türk Fimlerine yönelik bir çalışma yaptık. Çeşitli yarışma programları yaptım. Kadın ve çocuklara yönelik bir çok yarışma sundum. "Dört çarpı dört" bunlardan birisi. Okuyalım Konuşalım isimli bir çocuk programında ise Almanya'dan gelen bir çocuğu oynadım. Bu arada özel bir tiyatro kurdum ve burada hem patronluk hem oyunculuk yaptım. Kısaca haber hariç her şeyi yaptım. Her şeyi bir kez yapmaktan keyif alıyorum. İkinci kez yaptığımda çok sıkıcı oluyor onun için ikinci kez yapmıyorum. Bu nedenle projerin çok iyi olmasına dikkat ediyorum. O boşluk dolar elbet, yaralar kabuk bağlar, sızılar diner, acılar dibe çöker. Hayatta sevilecek şeyler yeniden fark edilir. Bir yerlerden bulunup yeni mutluluklar edinilir. O boşluk doldu sanırsınız Oysa ; O boşluğu dolduran eksilmenizdir... birgün yakalanırsan içindeki çığlığa ... senin için sustuğum bütün zamanları hatırla .!!! |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Unfaithful (26-10-08) |
| | #4 |
![]() ![]() Mod. denetleyicisi
Mesajlar: 7.119
Teşekkür etti: 9.183
Teşekkür edildi: 7.652
Forum Gücü: 250 Forum Puanı:111518 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() MÜŞFİK KENTER *Genel Sanat yönetmenliğini üstlendiğiniz Bakırköy Belediyesi Tiyatroları’nın geride bıraktığı 15 yılda sizin için önemli olan köşe taşları nelerdir? Aslına bakarsanız, “köşe taşı” tanımlamasını ayrı bir yere koymayı sevmiyorum, çünkü bizim için her gün bir köşe taşı oluyor. Bakırköy Belediye Tiyatroları birçok aşamalardan geçerek bugünlere geldi, bizden önceki arkadaşların yaptıkları ve bizim yaptıklarımızla birlikte… Geçen yıllar süresince her zaman seyirciye iyi oyunlar sunmaya çalıştık, bana kalırsa iyi oyunlar da sunduk, bunlar iyi oyunculuklar oldu. Gelinen noktada şunu söyleyebilirim ki, Bakırköy halkı tiyatrosunu seviyor ve her zaman sahip çıkıyor. *Genel olarak değerlendirdiğimizde tiyatromuzun gelişimiyle ile tiyatroya duyulan ilgi arasındaki bir ters orantından bahsedilebilir mi? Tiyatrolarımız çok gelişti, lakin izleyicilerimiz o kadar gelişmedi; önceden bayramlarda ve tatillerde her gün ikişer oyun oynardık. 8o’den sonra artık perde açmıyoruz bile bayramlarda. Seyirci azaldı... Şehir yaşantısının bunda büyük etkisi var aslında. Mesafe uzak, park yeri sorunu var. Tabii Bakırköy Belediye Tiyatroları’na gelen seyirci için çok fazla sorun değil bunlar ama bir örnek vereyim; Kenter Tiyatrosu’nda oyuna geliyor seyirci, arabasını park ediyor, oyundan sonra çıkıyor, arabası yok, çekilmiş. Bundan sonra gelir mi seyirci, gelmiyor tabii haklı olarak, evinde oturup televizyon seyretmek daha kolayına geliyor. Tabii alışmış, bu işi seven seyirciler de var ama onlar yeterli değil tabii. Tabii ki bunu sadece ulaşıma bağlamak da ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü eskiden bize Kadıköy’den izleyiciler gelirdi, hatta orada gişe bile açmıştık. Bunda televizyonun da etkisi yadsınamaz. Kendini geliştirmek adına ne kadar yararlı oluyor bilemiyorum ama artık her evde “dizi televizyonları” var. “BAHAR GELİR, SEZON KAPANIR” *Tiyatrosu olmayan bir toplumun geleceğini nasıl olur sizce? Herhalde pek parlak olmaz. Dışarıda tiyatrolara taş yağsa gidilir, (gülerek) bizde ise tam tersi güneş açar, bahar gelir kimse gelmez, kar yağar, yağmur yağar kimse gelmez (bahane çok!) Tiyatro sevgisi, oyun seyretme güzelliği yavaş yavaş kayboluyor. Biraz da hak veriyorum, biraz önce bahsettiğim nedenleri de unutmadan, büyük şehirde tiyatroya gitmek zor, karda kışta! *Yaşar Kemal gibi yazarlar, bir dönem edebiyatta toplumcu gerçekçilik kavramını hayatımıza soktular. Dönemin muhalif hareketleri de bu yazınlardan beslendiler. Bugün hala beğenerek okuyor, oyunlarını izliyoruz. Ancak günümüzde, günümüz insanının sorunlarını toplumcu bir gözle irdeleyen yeni bir akım çıkmış değil. Bir yönetmen olarak bunun sıkıntısını yaşıyor musunuz? Teneke tıklım tıklım oynuyor hatta burada oynanan tüm oyunlarda hiç boş koltuk kalmıyor. Tabii buranın konumu itibariyle de ilgili sanıyorum ama oyunu izledikten sonra toplumsal bir duyarlılık geliştirmesini beklemek “doğru mu?” işte bunu bilmiyorum. “UMUTLU SON” *Teneke, feodal ilişkileri anlatan birçok oyunun aksine umutlu bir son ile bitiyor? Feodal ilişkileri anlatan bir çok oyunda, ağalara baş kaldıran fakat sonunda yine yıldırılan bir halk portresi çizilir. Bu da izleyiciyi oyunun sonunda "böyle gelmiş böyle gider" düşüncesine sevk eder. Teneke!nin sonunda halkın, idealist kaymakama verdiği destek var. Bu yönüyle biraz daha umutlu bir son var. Oyun bir haksızlığı gösteriyor değil mi, sadece çeltikçiler için düşünmemek gerekir, toplumun her yerinde bu haksızlık var… Yaşar Kemal çeltikçiler üzerinden toplumun üzerindeki tüm haksızlıkları anlatıyor. Ve bunun sonunda da umutlu sona ulaşıyor. *Bugünün tiyatroseverleri, bilhassa gençler bu oyundan toplumsal bir ders çıkarabilir mi? Şöyle yapın diyemem, gelecekler ve görecekler… “Bir şeye karşı çıkın” diyemem ama onlar oyunu izleyecek ve kendi derslerini çıkaracaklar. *Beraber çalıştığınız genç oyuncularla için neler söylemek istersiniz? Onların çoğu benim öğrencim zaten (gülüyor) Baştan beri benimle çalışıyorlar, güzel çalışıyorlar. Bir gelenektir bu zaten, öğrenci hoca birlikteliği bu devam ediyor. Öneriler getiriyorlar, konuşuyoruz; şunu yaparsak böyle olur, şunu yaparsak şöyle olur diye. Esas sıkıntımız kadroda, kadromuz az. Onun için devlet tiyatrosundan oyuncu almak zorunda kalıyoruz. Oyun oynamak istiyorsunuz oyuncu yetmiyor, oyuncu almak zorunda kalıyorsunuz. Başka türlü idare edilmiyor. *27 Mart Dünya Tiyatro günü için neler söylemek istersiniz? Biz her gün dünya tiyatrolarını kutluyoruz, bir güne sığdırmak doğru gelmiyor bana. ``. . .´´ Kör cehalet çirkefleştirir insanları.. Konu n!da tarafından (12-09-08 Saat 16:11 ) de değiştirilmiştir.. |
|
| | #5 |
![]() ![]() Mod. denetleyicisi
Mesajlar: 7.119
Teşekkür etti: 9.183
Teşekkür edildi: 7.652
Forum Gücü: 250 Forum Puanı:111518 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ![]() METİN AKPINAR Sanat yaşamınızı özetler misiniz? 2 Kasım 1941 İstanbul Aksaray doğumluyum. Babam Mustafa Bey, annem Nadide Hanım'dı. Liseyi Pertevniyal Lisesi'nde okudum. 1957'de "Yeşil Sahne"de sanat yaşamım başladı. Daha sonra ise 1962 yılında Milli Türk Talebe Birliği Tiyatrosu'na başladım. 1964 yılında da Ulvi Uraz tiyatrosunda "Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım" oyunuyla profesyonel oyunculuğa ilk adımımı attım. Aynı tiyatroda "Hababam Sınıfı" oyunundan sonra Gen-ar tiyatrosu kurucuları arasında yer aldım. Ülkemizin ilk kabare tiyatrosu olan Devekuşu Kabare'de kurucu, ortak, oyuncu ve yönetici olarak yer aldım. Oyunlarımdan bazıları: Vatan Kurtaran Şaban, Haneler, Yalan Dünya, Beyoğlu Beyoğlu, Yasaklar, Deliler, Şuna Buna Dokunduk, Büyük Kabare, Reklamlar... gibi. Oynadığım filmlerden bazıları ise: Nereye Bakıyor Bu Adamlar, Davetsiz Misafir, Patron Duymasın, Köyden İndim Şehire, Petrol Kıralları, Propaganda, Güle Güle ve Abuzer Kadayıf. Televizyon dizileri ise: Mirasyediler, Dünya Hali, Zeki Metince, Hastane ve Yerim Seni Devekuşu Kabare Tiyatrosu denilince, biraz durmadan olmaz: " Altmışlı yıllar tiyatromuza kabare türünü tanıtan ve sevdiren Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun açıldığı ve en parlak dönemini yaşadığı yıllar olmuştur. Haldun Taner, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan'ın birlikte kurdukları Devekuşu Kabare Tiyatrosu'nun yazarı ve yönlendiricisi, kabare türü üzerinde bilgisi olan, yazıları ve konuşmalarıyla bu türü ülkemizde tanıtan Haldun Taner'dir. Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ahmet Gülhan İstanbul Milli Türk Talebe Birliği'nin 1959'da kurduğu amatör Birlik Tiyatrosu'ndan yetişmiş, başka sahnelerde profesyonel olmuş sanatçılardır. Funda Postacı, Orhan Aydınbaş, Halit Akçatepe, Oya Mella'nın (Alasya), daha sonra Cihat Tamer, Bilge Şen, Perran Kanat (Kutman), Meral Aral'ın da yer aldığı topluluk Haldun Taner'in yazdığı, Vatan Kurtaran Şaban, Bu Şehr-i İstanbul ki, Astronot Niyazi, Ha Bu Diyar adlı kabare oyunları ile önce aydın kesimin ilgisini çekmiş, sonra büyük seyirci kitlesinin sevgisini kazanmıştır. Seyirciyle sıcak ilişki kuran, şaka yollu da olsa, acıtıcı gerçekleri su yüzüne çıkarmaktan çekinmeyen, güncel sorunları zekice düzenlenmiş durumlar ve konuşmalarla tartışmaya açan bu oyunlar tiyatromuza taze bir soluk getirmiştir. Yetmişli yıllarda kendine özgü mekanının dışına taşan, halk tiyatrosu niteliği kazandıkça kabare türüne özgü özelliklerini yitirmeye başlayan Devekuşu Kabare Tiyatrosu, yazarı ve akıl hocası Haldun Taner'in topluluktan ayrılmasından sonra güç yitirmiştir. " (Türk Tiyatrosu-Sevda Şener-S: 178) Güle Güle filmi neyi anlatıyor? Kader birliğinin,dostluğun, arkadaşlığın ve demokratlığın getirdiği özverinin anlatıldığı; Türkiye'de biraz unutulmaya başlandı diye üzüldüğümüz bu olguların sergilendiği ve sorgulandığı bir film. Hatta o yaşta insanların yapmaması gereken şeyleri bile dostluk uğruna, sevgi uğruna, sevilen arkadaş uğruna yapılmanın öyküsü. Türkiye'de biraz unutulmaya başlandı diye üzüldüğümüz olgular bunlar. Demek ki bu olgular hafızaların derinliklerine itilmemişler; çabuk hatırlandılar. Tepki olumlu oldu; çok mutluyuz. Güle Güle filmi dargın olan Zeki-Metin ikilisini buluşturan film olarak nitelendiriliyor. "Barıştıran" kelimesini de ekleyebilir miyiz? Hayır!.. sadece dargın olan bizleri bir araya getiren bir film Güle Güle. Şimdi yeniden bir film çekilse barıştırıcı olması gerekir. Dargınlığınızın sebebi? Biz en son Hastane ve Yerim Seni adlı iki dizi yaptık. Hastane dizisini severek ve isteyerek çektik. Ancak bu dizi giderek Kayserili bir hastabakıcıyla salak bir hemşirenin maceraları boyutuna düşmesi hiç hoşuma gitmiyordu. Buna rağmen 127 bölüme kadar çektik. Bu diziden sonra bir şey yapmama kararındaydık. Ancak hem arkadaşların ekonomik durumları hem de tiyatromuzda olmayınca bir şeyler yapma gereği duyduk ve Yerim Seni diye bir dizi yapmaya başladık. Ancak bu dizi kimseyi yemezken bizi yedi!.. Çünkü benim prensibim dışında bir yazara angaje olmuştuk. Yazarlarımız tipleme bilmiyorlar, bir işi bitirmeyi bilmiyorlar. Dolayısıyla diziyi götüremedik. Bir de şu var: Biz, Zeki ile beraber iş yaptığımızda paranın hakimiyeti bendeydi. Son zamanlarda gelirden fazla para harcanınca bütçemizde açıklar oldu; sıkıntılar başladı. Bunun üzerine Zeki, bir şeyler yapmak istiyordu; ben istemedim. Sanıyorum olay buradan başladı. Beni medyada halka şikayet ederek bir şey yapmaya zorladı. Fakat dozunu kaçırdı. Ben bir sene sustum. Dükkan açtığında "ortağım dükkanıma gelmedi ! " dedi. Yalan!.. Kaç defa gittim, ustalarla ilgilendim. Sonunda ben de suskunluğumu bozdum! ne dedim... "İşini ihmal ediyor ! " dedim. "Ortaklığımız devam ediyor " dedim. Bu sefer ortalık iyice karıştı: ben zengin ve gaddar bir ortak, Zeki ise haksızlığa uğramış fakir ve mutsuz bir ortak durumuna düştü. Ne kadar sürecek? Ortaklığımız hala devam ediyor. Zeki ile Metin, Devekuşu Kabare Limited Şirketi adı altında olan şirkette ortaktır. Şirketin masraflarını Metin Akpınar karşılar, ileride bir proje olursa değerlendirilir. Ya da bu dargınlık devam eder. Ancak biri hasta olursa öteki koşar veya biri ölürse diğeri üzülür. Zeki ile yaşamak bir keyiftir. Çok mutlu anlarımız oldu. Ama biz de insanız; keyiflerimiz başka, zevklerimiz başka, siyasal görüşlerimiz başka, ayrı takımları tutarız; ben Galatasaraylıyım o ise koyu Fenerbahçelidir. Bizdeki sanat tüketicisi sanatçıyı ürünüyle sevdiği için üründe gördüğünü özel yaşamda da görmek istiyor. Bu hiç de doğru değil... Abuzer Kadayıf'ın konusu ve galasında sizi öfkelendiren sorular? Bu film, Güle Güle'nin tam aksine; zariflik ve zerafet yerine çirkinliği avaz avaz haykıran, mafya, sanat, ticaret-emniyet ilişkisini feryat figan anlatan, çürümüş bir kültürü ki buna kültür bile denemez, insanların yüzüne vuran, onları yaşatanlara kendilerini gözden geçirmelerini söyleyen, hatırlatan bir film. İbrahim Tatlıses, "Benim hayatım" diye bir iddiada bulunmuş ve ihbarname çektirmiş. Medyanın filmi daha izlemeden, filmde neler olduğunu bilmeden, İbrahim Tatlıses'in hayatıyla olan örtüşmesi üzerinde ısrarla durması sabrımı taşırdı. Sanatçıyı, ki bu ülkede sanatçı az, kutlamak yerine sanatçıyı zor duruma düşürme çabası görüyorum. İşte bu olumsuzluklar beni öfkelendiriyor!.. Medya çalışanları zamansızlıktan ne kitap okuyorlar, ne felsefe, ne politika, ne sosyoloji, ne de sosyal psikoloji biliyorlar!!! Sadece bildikleri olumsuzluk, yanlışlık, yüzeysellik ve mesuliyetsizlik!!! Sorulan sualler iyi niyetli değil!.. Size son olarak 'iyi niyetli' bir soru sormak istiyorum: Kilolarınız? Şişmanladığımı uzun ayakkabı çekeceği kullanmaya başladığım zaman anladım. Çünkü eğilemiyorum. Kilo almamın nedeni de tiyatroyu bırakmak oldu. Tiyatroda oyundan sonra saat yarımla bir arası sofralar kurulur; yenilir içilirdi. Haftada 7-8 oyun oynardık. Bunlar çok aktif ve dinamik çalışmalardı. Tiyatro çalışmalarını bıraktıktan sonra akşamları saat dokuzda sofraya oturmaya başladık; sabaha kadar... dolayısıyla içki ve yemek iki misline çıktı. Buna karşın aktivite yarıya düştü; tam yirmi kilo aldım. Şimdi 125 kiloyum. 110 kiloya düşebilirsem yeterli benim için. Yirmi senedir iki rakamlı kiloya zaten düşemedim. ``. . .´´ Kör cehalet çirkefleştirir insanları.. Konu n!da tarafından (12-09-08 Saat 20:12 ) de değiştirilmiştir.. |
|
| | #6 |
| Öğrenci ![]()
Mesajlar: 1
Teşekkür etti: 0
Teşekkür edildi: 0
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:1 ![]() |
bu röportajı yapan kişiye nerden ulaşabilirim?(metin akpınar)
|
|
| | #7 | |
| Rektör ![]()
Mesajlar: 6.361
Teşekkür etti: 2.647
Teşekkür edildi: 5.240
Forum Gücü: 122 Forum Puanı:47969 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
eger Metin Akpinar la yapansa bu linkte.. Daha söylenmedi aşkın son şarkısı Daha silinmedi hasretler Canımı dişime takıp Sevdim deliler gibi Sustum... ölüler gibi Senden vazgeçmeden ölürüm belki Aşkın son şarkısı olurum belki Dudaklarından at beni | |
|
| Mesaja teşekkür eden: | n!da (06-11-08) |
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| |