| |
| |
![]() |
![]() | | Konu Seçenekleri | ![]() |
| | #1 |
![]() ![]() S.mod denetleyicisi | Türk Ordusundan rahatsızlıkta Batı-Siyasal İslam birlikteliği Batı'nın, özellikle Avrupa'nın Türk Ordusu'na kini tarihin tanıdığı en amansız kinlerden biridir. İngilizler İstanbul'u işgal ettiklerinde ilk istedikleri, Cuma selamlığındaki askerlerimizin oradan uzaklaştırılması olmuştur. (Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138) Türkiye, benzeri bir rahatsızlığa, AKP iktidarı döneminde tanık oldu. Anımsayalım, bir AKP 'milletvekili'nin TBMM'deki 'Mareşal Atatürk' tablosuyla, TBMM'de güvenlik görevi yapan askerlerin yürüyüşleri sırasında çıkardıkları seslerden şikâyeti üzerine, 2000'li yıllarda tartışılmıştı. Aynı AKP'nin kurmay isimleri Türk Ordusu'ndan rahatsızlıklarını değişik vesilelerle ve değişik tavırlar sergileyerek ortaya koymaktadırlar. Bir milletvekilinin,Türk Ordusu'na mensup birliklerin ve okulların Ankara dışına çıkarılmasını ve başkentin 'askerî bir kent' görünümünden kurtarılmasını istemesi ayrı bir örnektir. Ayrı ve talihsiz bir örnek... Ne ilginç! Atatürk'ten rahatsızlık konusunda, Haçlı Batı ile siyasal İslamcı odaklar tarihin her döneminde bir biçimde kader ve mücadele birliği yapmışlardır. Bugün de aynen böyle yapmaktalar. Tam bu noktada, Falih Rıfkı Atay şu ibret verici tespiti vicdanlarımıza iletiyor: "Kurtuluş Savaşı öncesindeki işgal sırasında, ordu kumandanlarını şu veya bu vasıta ile küçük düşürmek bir parola idi." ((Atatürk'ün Bütün Eserleri, 8/138) Bugün de aynı değil mi? İlker Başbuğ'un İsrail gezisi sırasında çekilen resimleri ve bunların dinci bir gazetede yayınlanması, Türk Ordusu'ndan rahatsızlığın tarafları arasındaki yardımlaşmanın yeni bir belgesidir. O fotoğrafları o dinci gazeteye kimler servis yaptı? Her halde turist rehberleri değil. TÜRK ORDUSU NEDEN RAHATSIZ EDİYOR Batı'nın Türk ordusuna kininin sebebi sadece Türk ordusunun caydırıcılığı, Haçlı tasallut ve emperyalizmi karşısındaki susturucu ve püskürtücü gücü değildir. Sebeplerin başında, Türk ordusunun, sadece ordu olarak kalmayıp Türk tarihinde aydınlık ve atılımın öncüsü oluşu gelmektedir. Türkiye, bunca devrimi böylesine kansız ve kavgasız bir biçimde ve çok kısa bir zaman çerçevesinde nasıl başardı? Ordunun, sadece 'asker' olarak kalmayıp, aydınlanma ve ilerlemenin öncülüğünü de yapmış olması sayesinde... Türkiye'nin işte böyle bir kaderi olagelmiştir. Beğenirsiniz veya beğenmezsiniz, ama gerçek budur. Türkiye, sanayi devrimini gerçekleştirmemiş, bunun için de, cumhuriyet ve demokrasiyi taşıyan temel iki sınıf olan burjuva ve proleteryayı oluşturamamış bir ülkedir. Buna rağmen hem cumhuriyeti hem de aydınlanmanın motor unsurları olan temel devrimleri akıl almaz bir maharetle hayata geçirebilmiştir. Nasıl? Ordu'nun aydınlanmadaki öncülüğü sayesinde... Batı'da; demokrasi, özgürlük, insan hakları ve aydınlanmanın yaratıcı ülkelerinden biri olan Fransa'da, sanayi devrimi yaşanmış, burjuva ve proletarya doğmuş olmasına rağmen, cumhuriyetin yerleşmesi büyük badirelerden sonra gerçekleştirilebilmiştir. Serüvene bakın: 1792 cumhuriyetin kuruluşu, 1799 Napolyon'un İmparatorluğunu ilanı, 1814 yeniden krallığa dönüş, 1848 ikinci cumhuriyetin ilanı, 1852 yeniden imparatorluk tartışması ve nihayet 1871'de bugünkü anlamda cumhuriyetin kuruluşu. Batı bunları biliyor. Batı, bizim birçok nimeti ve değeri, Atatürk'ün eşsiz dehası sayesinde bedavadan elde ettiğimizi de biliyor. Millet olarak bizi kıskanırken, birey olarak Atatürk'e tatmin bulmaz bir kinle diş biliyor. Batı için Atatürk, Orta Asya steplerinin metafizikten habersiz, aydınlık, akıl ve bilim nedir bilmez vahşilerini, tarihsel süreç anlayışlarının hiçbiriyle izah edilemeyecek bir maharetle, aydınlanmanın doruğuna taşıyan, cumhuriyet ve laiklikle donatan affedilemez bir düşmandır. Atatürk öldü, bu iş bitti diyemezsiniz. Diyebilmenize engel bir güç ve gerçek var: Türk Ordusu. Türk Ordusu, Atatürk demek, Atatürk'ün ölümsüzlüğünün göstergesi ve garantisi demektir. Türk ordusu, tagallüp ve tahakküm unsuru değil, öncelikle aydınlanma ve demokrasi unsuru olarak yer almıştır bizim tarihimizde. Batı şöyle düşünmekte ve bunun gereğini yapmayı değişmez iman olarak taşımaktadır: Türk ordusu ya yok olmalı, yahut da ruhu pörsütülmelidir. Birincisini yapmak imkânsız denecek kadar zordur. İkincisine gelince, Türkiye'nin içinden elde edilecek hain ve gafillerle gerekli işbirliği kurulursa amaca ulaşmak mümkündür. İşte bugün bu 'mümkün' gördükleri amaca ulaşmaya çalışıyorlar. Çünkü Haçlılar biliyorlar ki, İslam dünyasında, o arada Türkiye'de, Atatürk'ün Anıtkabri'ni yok etmeyi Kâbe'yi yok etme şartına bağlasalar, buna razı olacak alçakların sayısı epeycedir. Batı, özellikle son birkaç yılda, İslam dünyasında yakaladığı bu tarihsel fırsatı heba etmemek için can havliyle çırpınıyor. Esasında nefret ettiği AKP'yi bağrına basıp var gücüyle desteklemesi AKP'de, az önce değindiğimiz hayatî emellerine uygun her şeyi bulmasındandır. O halde, Türk ordusunu tâciz etmek ve etkisizleştirmek Avrupalı için iki maksada hizmet etmektedir: 1. Haçlı emel ve egemenliğine darbe vuran bir numaralı gücü zaafa uğratmak, 2. İslam dünyasının kaderini değiştirecek örneklere imza atan bir aydınlatma ve ilerletme gücünü etkisiz kılmak. Büyük Atatürk, Türk ordusunun, işaret ettiğimiz bu özellikli durumuna çok erken bir zamanda dikkat çekmiştir. 30 Ağustos 1925 günü Kastamonu'da yaptığı bir konuşmada bu gerçeğin altını emsalsiz bir vukufla şöyle çiziyor: "Ordumuz, milletin ilerleme ve yükselme adımlarına öncü olmuştur. Milletimizin bütün inkılaplarında birinci adımı işgal etmiştir. Diğer milletlerde, ordu ile millet yekdiğeriyle daima karşı karşıyadır. Halbuki iş bizde tamamıyla tersinedir..." (Atatürk'ün Bütün Eserleri, 17/290) İşte, Türk Ordusu dendiğinde Haçlı Batı'yı rahatsız eden temel sebep budur. Bu temel sebebi bilmeden Türkiye'nin dış politikalarına, özellikle AB ile ilgili politikalarına yön vermeye kalkmak, uçuruma giden kayalıklarda gözleri bağlı olarak yol almaya benzer. Böyle bir yol alışın en dikkat çekici örneği ise AKP iktidarının uyguladığı dış politika, özellikle AB politikasıdır. AKP'NİN DIŞ POLİTİKASI Büyük üzüntü duyarak söylemeliyim ki, AKP'nin uyguladığı genelde Batı politikaları, özel olarak da AB politikaları Türkiye üzerindeki Haçlı emellerine tatmin fırsat ve imkânı yaratan, temelinden basiretsiz politikalardır. Eğer 'basiretsiz' tâbirine itiraz ediliyorsa, onun yerine kullanılacak kelime çok daha ağır ve sarsıcı olacaktır. Bu politikaların üçüncü bir izahı yoktur. Daha neyi bekleyecekler! Gün bu gündür. İLK ADIM MGK Türk Ordusu'nu etkisizleştirme operasyonu, MGK'ya tasallutla başladı. Tabiî önce MGK, sonra da devamı...MGK bunların, âdeta korkulu rüyası idi. Varsa yoksa MGK. Bunların MGK ile ilgili söz ve tavırlarını okuyunca insan gayrı ihtiyarı şunu düşünüyor: Güneş tutulmaları, gök taşlarının düşmesi, ozonun delinmesi, doğal felaketlerin ortaya çıkması, 11 Eylül terör dehşeti vs. şu bizim MGK yüzünden olmasın!.. Gerçek şu ki, Hıristiyan Avrupa'nın bir tür 'üst kurmaylar Grubu' olan Avrupa Parlamentosu (AP) için MGK, asırlarca korkulu rüyalar yaşatmış bir gücün sembolü olarak ortadadır. Bu sembolden rahatsız olmamalarını beklemek, sadece saflık değil, ahmaklık olur...O MGK ve hatırlattığı güçler ayakta durdukça, bizi AB'ye üye yapacaklarını sanmak da öyle...Unutmayalım, AKP iktidarının oylarıyla MGK'nın kolu-kanadı kırılıp 'sivilleştirilme' işlemi TBMM'de tamamlandığı gün (30 Ağustos 2003) Avrupa âdeta bayram etmişti. Türkiye ve Türkleri tâciz eden demeçleriyle ünlü Günter Verhuegen, gülücükleri ve heyecan dolu demeçleriyle bu bayramın âdeta resmî duyurusunu yapmıştı. MGK'nun işini bitirdiler; şimdi doğrudan doğruya orduya bindiriyorlar. Fırsatlar yaratarak, bahaneler üreterek, sağdan girerek, soldan girerek, şöyle veya böyle, belirli aralıklarla Türk Ordusu'na mutlaka ve muhakkak sataşıyor veya saldırıyorlar. 6 Ekim 2004 İlerleme Raporu'nu, 17 Aralık 2004 Zirve Kararları'nı, 3 Ekim 2005 Müzakere Çerçeve Belgesi'ni ve nihayet, 8 Kasım 2005 Katılım Ortaklığı Belgesi'ni okuyun, bu söylediklerimi belgeleyecek çok şey bulacaksınız. Suat İlhan, işin gerçeğini ta bel kemiğinden yakalamış. Şöyle yazıyor: "Anlaşılıyor ki, Avrupa, bin yıldan daha uzun zamandan beri kahrını çektiği Türk Ordusu ile, AB mevzuatı içinde hesaplaşmaya niyetleniyor. Gerçekte hesaplaşmaya başladılar. AB'nin açık amaçlarından birinin, Türk Silahlı Kuvvetleri'ni küçültmek, etki ve caydırıcılığını azaltmak olduğu anlaşılıyor." (Suat İlhan, Avrupa Birliğine Neden Hayır, s.27-28) Türk milleti, ordusuna tasallut ve sataşmanın en kahırlı dönemini yaşıyor denebilir. SÖZÜN ÖZÜ Avrupa'nın Müslüman Türk'ü tarihe gömme düşünün gerçeğe dönüşmesinin talep belgesi olan Sevr, Mustafa Kemal tarafından engellendi. Gök gözlü kumandan, kollarına girip savaş meydanlarına çektiği milletiyle Sevr'i yırtıp bir paçavra gibi yazanların ve imzalayanların suratına attı. Mustafa Kemal, Batılı-Haçlı kini doruk noktasına çıkaran bir iş yaptı. Onu asla affetmezler. Mustafa Kemal onların genlerini tâciz etti, tarihsel rüyalarını kararttı, ufuklarını, ocaklarını söndürdü. Mustafa Kemal Atatürk'e yönelik Batı düşmanlığını değerlendirirken bu arka planı unutmak gafletini gösterenlerin aklına şaşarım. Şimdi, Türk yeniden 'Hasta Adam' haline getirildi. Düyunu Umûmiye, değişik adlar altında yeniden yaratıldı. Sevr'in şartlarını, çeşitli gerekçelerle 'sineye çekilir' bulan yeni Damat Ferit ekipleri ihdas edilip gereken yerlere oturtuldu. Batılı-Haçlı için gün tam bu gündür. Korkulu rüyanın tepelenmesi için uygun zamandır. Mustafa Kemal'i olmayan bir Sevr kulvarındayız. Yasar Nuri Özturk Bu konudaki; bilgilerinizi, düşüncelerinizi, yorumlarınızı paylaşabilirsiniz... ![]() Sınırsız DownLoaD... Müzik & Film & Oyun & Program ![]() " Beklemeyiniz... / Yönlendirmeyiniz... / Eleştirmeyiniz..." ![]() |
|
| | #2 |
| Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 2.328
Teşekkür etti: 342
Teşekkür edildi: 1.106
Forum Gücü: 22 Forum Puanı:6190 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Andıç'a Radikal katkı! 09/04/2008 RADİKAL - İSTANBUL/ANKARA - Genelkurmay Başkanlığı'nın ortaya çıkan son andıcında Avrupa Birliği (AB) ve ABD'den projeler için fon alan sivil toplum örgütlerinin adı yazılıydı. Genelkurmay, Mart 2006 tarihli andıcın konu bölümündeki şu satırlarla amacını da özetliyordu: "Bu andıç; ABD ve AB'nin kendi amaçlarına uygun olarak yönlendirdiği sivil toplum örgütlerinin (STÖ) faaliyetleri hakkında bilgi vermek ve bu kapsamda alınabilecek karşı tedbirler hakkında onay almak maksadıyla hazırlanmıştır." Genelkurmay, AB'den yardım alanlara karşı 'tedbir'den söz ediyordu ancak gözden kaçan bir nokta vardı. Türkiye'de sadece sivil toplum örgütleri değil Genelkurmay Başkanlığı'nın ve bakanlıkların da aralarında olduğu kamu kurumları da proje için defalarca AB kapısını çaldı. Hatta Genelkurmay'ın 'Mehmetçik Projesi'ne AB'den 12.7 milyon avro hibe geldi. Kamu kurumları, AB Katılım Öncesi Mali İşbirliği (IPA - Instrument for Preaccession Assistance) kapsamında 2008 programlaması için 171 başvuru yaptı. Bunlardan 13'ü doğrudan kabul edilirken, 49'u şartlı kabul edildi. 93 başvuru reddedilirken, 15'i ertelendi. Başvuruların kabul edilmeme nedenlerinin çoğunu 'Öncelikli değildir', 'Müktesebatla ilişkili değlidir' gibi gerekçeler oluşturdu. Bazı projeler benzerleriyle 'çakıştığı' için, bazıları da 'hazırlıklı bulunmadığı' için reddedildi. Başvurulardan birinin görüşmesiyse sürüyor. İstatistiklere göre AB'ye en çok başvuruyu Kültür ve Turizm Bakanlığı yaptı. Ancak bakanlığın 38 başvurusunun 36'sı reddedildi. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın 18 başvurusundan 10'u, Adalet Bakanlığı'nınsa 12 başvurusunun altısı kabul edilmedi. İçişleri Bakanlığı'na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü'nün beş başvurusundan dördü şartlı onaylandı. Jandarma Genel Komutanlığı'nın iki talebi, Sahil Güvenliği'nin yaptığı tek başvuru şartlı kabul edildi. Milli Savunma Bakanlığı'nın iki başvuruysa reddedildi. İlginç olansa Genelkurmay Başkanlığı'nın beş kere AB'ye başvurmuş olması. Bunlardan biri doğrudan kabul edilirken, biri ertelendi, üçü reddedildi.Avrupa Birliği Genel Sekreterliği (ABGS) bürokratları 1 Şubat 2008'de TBMM AB Uyum Komisyonu'nda AB mali yardımları ile ilgili sunumlarında ilginç veriler ortaya koydu.Buna göre, 2007-2010 yılları arasında en fazla payın ayrıldığı Türkiye'de Genelkurmay Başkanlığı, 'Siyasi Kriterler' kapsamında 'Mehmetçik Projesi' için AB'den 12,7 milyon avro hibe aldı. Adalet Bakanlığı Hapishane Reform Sisteminin Desteklenmesi ve Yaygınlaşması projesine 6 milyon avro hibe edildi. AB'nin 'şartlı' ya da 'doğrudan' destek verdiği bazı projeler şöyle: İçişleri Bakanlığı, 'Yerel Mali Yönetimde Saydamlığın ve Verimliliğin Sağlanması için Kapasite Geliştirilmesi' Danıştay, 'Danıştay'ın AB İlişkileri Üzerine Yapısının Güçlendirilmesi'. İçişleri Bakanlığı - Emniyet Genel Müdürlüğü, 'Organize Suçlarla Mücadelenin Güçlendirilmesi'. İçişleri Bakanlığı - Emniyet Genel Müdürlüğü, 'Polisin Adli Kapasitesinin Güçlendirilmesi'. İçişleri Bakanlığı - Jandarma Genel Komutanlığı, 'Sanal Suçlarla Mücadelede Jandarma'nın Kapasitesinin Geliştirilmesi'. Genelkurmay, 'Mehmetçik İçin Yurttaşlık Eğitimi - II. Aşama'. İçişleri Bakanlığı, 'Kentleri Kadınlar için Daha İyi Yerler Yapmak İçin Bir Adım Atın'. Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu, 'AB ve Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Toplulukları Arasındaki İşbirliği Diyaloğu'. Maliye Bakanlığı, Yolsuzlukla Mücadelede Maliye Teftiş Kurulu'nun Kapasitesinin Güçlendirilmesi. ABD'nin askeri hibeleri unutuldu Andıçta yurtdışından gelen yardımlar 'olumsuz' gösterilirken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin geçmişinde çok sayıda ABD hibesi olduğu biliniyor. 1980'de imzalanan Savunma ve Ekonomik İşbirliği Antlaşması'nın ardından İncirlik Üssü'nün ABD'nin kullanımına başlanması hibelerin önünü açtı. Yardımların büyük bölümü, ordunun modernize edilmesi için alındı. Kayıtlara göre, ABD Türkiye'ye sadece 1980'den 1990'a kadar 3 milyar dolarlık hibe niteliğinde ekonomik yardım yaptı. Bu yardımların önemli bölümü askerin modernizasyonunda kullanıldı. |
|
| | #3 |
| Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 2.328
Teşekkür etti: 342
Teşekkür edildi: 1.106
Forum Gücü: 22 Forum Puanı:6190 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Simdi de benim kisisel yorumum: Konu acilisindaki yazi ile benim verdigim yazi arasindaki uzlasmaz zitlik aslinda beni sasirtmadi. Cünkü ben sistemin en büyük ayagi olan TSK nin politikalarini genel hatlari ile bildigime inaniyorum. Nedir bu politika? Daha önce anlatmaya calismistim: Klasik dis mihraklar politikasi. Bu su sekilde isliyor, ülkede olan biten bütün kötü seyleri dis mihraklara havale etmek, iyi olanlari sahiplenmek ve aciktan olmasa da dolayli olarak bu dis mihraklarin (AB ve ABD) icerde TSK ya karsi olanlari destekledigini sürekli her firsatta aciklamak. Peki bu dogrumudur, kismen dogrudur. AB ve ABD türkiyede her zaman birbirine zit kesimleri desteklemistir. Burdaki politika, zitliklari savastirip, onlari iyice kendine bagimli hale getirmektir. Malesef insanimiza iki secenek sunuluyor, ya TSK yada onun karsisindaki (yada öyle görünen) bir grup. Aslinda her ikisini de sinirsiz desteklemek, belki dönem dönem bu gruplardan birini ön plana cikarabilir. Bugün AKP ön plandadir, yarin TSK ile birebir iliskili bir baska parti ön plana gecebilir. Bugün laiklik elden gidiyor naralari atilirken, yarin din elden gidiyor diyebiliriz. Sonucta elden giden ne hic tam anlamiyla yasanmamis laikliktir ne de dindir aslinda. Ülkenin ab ye yada abd ye daha fazla bagimli hale gelmesidir sonuc. 1950 lerden sonraki türkiyeyi analiz etmek yeterlidir aslinda. Kisacasi AKP gider diye üzülenler üzülmesinler yada TSK yipratilmak isteniyor diyenlerinde korkmasina gerek yok. Bu ülkede her zaman bir din savunucusu AKP ve onun karsiti TSK olmustur olacaktirda. Üzülecek tek nokta varsa bu iki grup tarafindan derinlestirilen disa bagimliliktir bence. |
|
| | #4 |
| Grup Lideri Kemalistler ![]()
Mesajlar: 3.827
Teşekkür etti: 2.646
Teşekkür edildi: 3.521
Forum Gücü: 78 Forum Puanı:31590 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | ilk 5 satırını okudum sadece ve şu yorumu yapamadan geçemicem AKP nin rahatsızlanmasına ßence gerek yok tüm generaller ses çıkaramıyor zaten AKP ye rahat olsunlar genç sußaylar durumdan rahatsız olsada 4 yıldızlar memnun heralde durumdan... Akp nin derdi ülkeyi Lüßnan'a, Irak'a çevirmek asker olmayan sadace siyasetçi ve onları koruyan özel güvenlik... İstedikleri gibi at koşturabilceklerdi hoş şimdide at koşturuyorlar ama o zaman en ßüyük düşmanlar Atatürk'ün tüm yaptıklarını kaldırcaklar mozalelerini,resimlerini vs. dertleri ßu... ![]() "Savaşın sonudur bitti sanırsınız Vatan ve bayrak Bir çocuk daha doğar Bir Mustafa Kemal daha." ηє мuтℓu тüяк'üм ∂iyєηє.. |
|
| | #5 | |
| Rektör Düşünürler grubu ![]()
Mesajlar: 7.956
Teşekkür etti: 3.120
Teşekkür edildi: 5.257
Forum Gücü: 210 Forum Puanı:90041 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Alıntı:
GLoBaL Çingene GökiŞ (: ![]() Beni Çekemeyenler Anten Kullansın =) Ne KomiNizM,Ne FaŞiZM,YaŞaSıN ErotizM Konu DR_GoKiSsS tarafından (03-07-08 Saat 15:03 ) de değiştirilmiştir.. | |
|
| Mesaja teşekkür eden: (2 Kişi) | poor_youth (04-07-08), YagmurYüreklim (03-07-08) |
| | #6 |
| Yard. Doçent ![]()
Mesajlar: 1.242
Teşekkür etti: 990
Teşekkür edildi: 1.059
Forum Gücü: 29 Forum Puanı:10757 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Yazı için teşekkür ederim. Elbette askere karşı bir düşmanlık mevcuttur. Ancak ülkedeki asıl sorun batı-siyasal İslam birleşmesi değil, Avrupa ile Siyasal İslam'ın birleşmesidir. Daha doğrusu, bugünkü iktidarın bu kisvet altında Avrupa tarafından kukla olarak kullanılması şeklinde ifade edilebilir. |
|
| | #7 |
| Stajyer ![]()
Mesajlar: 125
Teşekkür etti: 181
Teşekkür edildi: 83
Forum Gücü: 3 Forum Puanı:643 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Bence çekememezlik ve haset yine iş başında. ONE RING TO RULE THEM ALL, ONE RING TO FIND THEM ONE RING TO BRING THEM ALL AND IN THE DARKNESS BIND THEM IN THE LAND OF MORDOR WHERE THE SHADOWS LIE |
|
| Mesaja teşekkür eden: | Marcus T.CICERO (04-07-08) |
| | #8 |
| Cezalı Üye
Mesajlar: 220
Teşekkür etti: 102
Teşekkür edildi: 194
Forum Gücü: 0 Forum Puanı:392 ![]() ![]() ![]() ![]() | Orduya güven, gerisini merak etme sen! “Yargının şaşmaz adaletine güven”mek! Böyle bir şeyi nasıl söylersiniz!. Yargı insanlardan oluşur ve insanlar hata yapabilirler.. [u]Genelkurmay bildirilerinde bu tür hayali, afaki, hamasi iddiaları çok sık görür olduk. Kim yazıyorsa bunları![/U ]Her fırsatta, Türk halkının en fazla güvendiği kurum anketi sonuçları açıklanır.. Halk siyasette AK Parti'ye, Savunmada Orduya güvenir!.. AK Parti sandıkta en çok oyu alır, Ordu ise anketlerde hep ilk sırada yer alır. Peki aynı halk bu iki kurumu da böyle destekler ama, bu iki kurum arasındaki derin çelişkinin kaynağı nedir sizce! Ordu gözbebeğimiz!. Yargı yanılmaz!. Peki siyasi partiler neyiniz oluyor? Geçen gün Hasan Celal Güzel yazıyordu: “Ama sen kalkıp bir mahkeme kurup, adına da Yüksek Adalet dersen, fevkalade kötü işler yaparsan, benim o yargıya saygım kalır mı? Menderes, Salim Başol'a ‘Bizim suçumuz ne?’ diye sorduğu zaman, Başol'un cevabı ‘Seni buraya tıkan güç böyle istiyor’” olmuştur. Böyle bir insana siz hâkim diyebilir misiniz? İnsan diyebilir misiniz? O zaman siyasallaştırılmış yargının ucu günümüzde de devam ediyor. Onun için Türkiye'deki antidemokratik, millet düşmanı, millet iradesinin, milli egemenliğin karşısında olan güçlerin üçüncü sırasında da siyasallaşmış olarak yargıyı sayabiliriz.. Milli iradeyi alaya alan darbeci subaya kim saygı duyar.. Ya da siyasileşmiş bir yargıya kim, niye saygı duysun ki.. ‘Bilgi Destek Planı’ ve ‘Dağlıca saldırısı’ ile ilgili iddialar karşısında Genelkurmay'ın tepkisini biliyorsunuz.. "Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkûm olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir" deniliyor. Suçlayıcı, meydan okuyucu bir üslûb. “-GİZLİ- gizlilik dereceli askeri evrakın sızdırılması ve basın yoluyla yayımlanması, tamamen yasadışı bir eylem olup, konu yargıya intikal ettirilmiştir.” deniyor ve “Kurum içinde yapılan araştırmada, mesajın nereden ve kimler tarafından dışarıya sızdırıldığı tespit edilmiş ve sorumlular hakkında gerekli yasal işlem başlatılmıştır” denirken, suç nitelikli iddialar hakkında aynı tehditkar ifadelerin kullanılmaması da dikkat çekici bir durum. Bildirinin finali “Türk Silahlı Kuvvetleri; belli çevrelerin organize bir yapı içerisinde yürüttükleri, menfur bir saldırıyla karşı karşıya olduğunun farkındadır. Başarısız kalmaya mahkûm olan bu saldırılara karşı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendisini koruyacak tedbirleri alacağı şüphesizdir. Bu tür saldırılara karşı Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en önemli güvencesi, yasal organlar ve Türk yargısının yanılmaz adaletidir. Her zaman olduğu gibi, aziz milletimizin Türk Silahlı Kuvvetleri'ne duyduğu sonsuz sevgi ve güven ise, en büyük desteğimizdir..” Ahmet Altan'ın bu bildiriye cevabını biliyorsunuz. Bu tür polemiğe kapı aralayan bir üslûbun kime ne faydası var? “Türk yargısının yanılmaz adaleti”ni yargıçlar da, Barolar da, biz de biliriz. “Vicdan - cüzdan” tartışmalarını, “yargının siyasallaşması” iddialarını bilmeyen var mı? Son parti kapatma davası neyin nesi?.. Yargı, bazı komutanlar mahkûm olacak olurlarsa aynı iddialarını tekrarlayacaklar mı? Bir hukuk devletinde hiçbir kurumun güvenilirliği ya da saygınlığı, parlamentodan daha yüksek değildir ve olamaz.. çünkü demokratik kurumların, varlık ve meşruiyetinin kaynağı orasıdır.. Bu makamı aşağılayarak, baskı altına alarak, kapısına kilit vurarak, aslında birileri hep bindiği dalı kesti ve bugünlere geldik.. Kendi mediasına karşı ayrımcılık yapan, gazetecisine karşı hakaretamiz ifadeler kullanan bir kurum, bu şekilde kendini yüceltmiş olamaz.. Yaşanan olaylar ve iddialar ortada. Bazı bilgi ve belgelerdeki iddialara göre ordunun içindeki insanlar yaşanan olumsuzlukları biliyorlar ve bunları kendi aralarında dillendirmekten de geri durmuyorlar. Ama birileri bu iddiaların basında yer almasını ve halkın arasında bu tür şeylerin konuşulmasından fevkalade rahatsızlık duyuyor. Kırmızı kitabın, manken kızların çekmecesinde bulunması bile basındaki sıradan eleştiriler kadar tepki çekmiyor.. öfkeli açıklamalar gerçeği değiştirmiyor. TSK içindeki bazı unsurların bu anlaşılmaz talebi, TSK'ya yönelik eleştirilerden daha fazla zarar veriyor TSK'ya.. TSK'nın eleştirilere cevap vermek için gösterdiği çabanın daha fazlasını, iddiaların gerçekliğini araştırma ve sorumlularını cezalandırmada gösterse, herhalde çok daha iyi bir iş yapmış olur.. Ordu hepimizin ordusu ve ordunun içindeki birtakım unsurlar toplumun inanç, tarih, kültür değerlerine ve kimliğine karşı da daha anlayışlı ve uyumlu olması beklenir. “Rejimi koruyup kollama”dan daha önemli olan bu! |
|
| | #9 |
| Profesör Figüranlar ![]()
Mesajlar: 3.661
Teşekkür etti: 1.427
Teşekkür edildi: 1.539
Forum Gücü: 50 Forum Puanı:18170 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
Yasar bey Yasar bey hangi dağda kurt öldü hayırdır .. Tsk ile ne b u samimiyet .. Cem yılmaz a taş cıkaracan yakında .. Başka Yorum yok....!!! Doğruyu bulmak zekâ ve bilgi meselesinden çok, kişilik ve ahlak sorunudur. Yalnız ben Yalnızlıklar komedisinin üçüncü perdesinde Figüran olmuşum geceye... |
|
| Mesaja teşekkür eden: | RAMSES113 (05-07-08) |
| | #10 |
| Doçent Antikapitalistler ![]()
Mesajlar: 2.328
Teşekkür etti: 342
Teşekkür edildi: 1.106
Forum Gücü: 22 Forum Puanı:6190 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | |
|
| | #11 |
| Dekan Genç Kuvvet ![]()
Mesajlar: 5.212
Teşekkür etti: 3.833
Teşekkür edildi: 3.321
Forum Gücü: 63 Forum Puanı:20041 ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() | Yaşar Nuri Öztürk gibi bir şaklabanın her konuya atladıgı gibi bu konuyada atlayıp ahkam kesmesi artık böyle insanların ne derece komik duruma düştügünün bir göstergesidir..! Benim İki "Can"ım Var.. ..::Halocan&Ahsoss::.. |
|
| Mesaja teşekkür eden: | bEyAzLi (05-07-08) |
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| |